İnsana Ancak Çalıştığının Karşılığı Vardır

11 Temmuz 2018 Çarşamba

İsrafa alışan idareci ve memurların çok olduğu, tüketimin arttığı, üretimin azaldığı, herkesin gözünü devlet kapısına diktiği bir ülke elbette fakir düşer. Eğer içine düştüğümüz "orta gelir tuzağından" bir an önce kurtulmak istiyor isek ciddi yapısal reformların yapılması şarttır.

Bundan başka diğer bir konu da ülke idaresinin hürriyetçi olup olmaması, demokratik değerlere sahip çıkıp çıkmaması ile doğru orantılıdır. Bilhassa ırkçılığı devlet politikası haline getirmiş ve devletçiliği ilke olarak benimsemiş bir “ulus devletin” ülkede yaşayan farklı ırk ve kökenden gelmiş, farklı dil ve kültüre sahip insanları şevk ve gayrete getirerek ülke kalkınmasına katması zordur.

Öyle bir devlet tabiatı icabı monopoldür; yani tekelcidir. Tekelcilik ise kendisinden başkasına hayat hakkı tanımaz. Ekonomik monopolcülük de “serbest girişimi” önler.Demokratik ve hürriyetçi değerlere değil de ulusal değerlere önem veren ve bunu halkının zihniyetine yerleştiren bir devlet yapısında halk, devlete bağımlı hale gelir. Her şeyi devletten beklemeye başlar.

Böyle bir sistemde halka göre devlet her şeyi yapabilir. Ekonomiyi büyütür, insanları eğitir, besler, iş sahibi yapar, ticaret yapar, korur. Fakirliği ortadan kaldırır. Hatta devlet vatandaşlarının düşüncelerine ve inançlarına müdahale eder ve nasıl yaşamaları gerektiğine karar verir. İşte ciddi bir sorun olan bu anlayıştan kurtulmak şarttır.

Bediüzzaman kendisine sorulan “Eskiden Müslümanlar zengin, ecnebiler fakirdi; şimdi ise durum tersine döndü. Sebebi nedir?” sualine verdiği cevabında özetle şunları ifade etmektedir.

Her şeyden önce “Leyselilinsane illa ma’sa- Kişiye çalıştığının karşılığı vardır” yani çalışmasının karşılığını mutlaka görecektir, ayetinden kaynaklanan çalışma meyli ve “Çalışan ve helal kazanan Allah’ın sevgili kuludur” hadisinden kaynaklanan çalışma şevkinin bazı yanlış telkinler ile kırıldığını söyler.

Tasavvuftaki “bir lokma bir hırka” usulü kendini dergâha adamış tarikat mensupları içindir. Bunu toplumun tüm kesimlerine mal etmek çalışmaya olan şevki kırmakta insanı tembelleştirmektedir.Bediüzzaman “İ’lây-ı Kelimetullah” denilen yani Allah’ın adını ve şanını yüceltme vesilesinin bu zamanda maddeten terakki ile olabileceğini ifade eder.

Şanlı Peygamberimizin (asm) “Dünya ahiretin tarlasıdır” hadisinin de çalışmayı gerekli kıldığını, bunun da ancak dünyaya da çalışmakla mümkün olduğunu belirtir. Ayrıca “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” hadisiyle de insanlara faydalı olmanın dinin emri olduğu özellikle belirtilmiştir.

Kalkınmanın maddi ve manevi iki temel sebebi olduğunu ifade eden Bediüzzaman, bunları şöyle özetler: Kalkınmanın maddi sebepleri yeraltı, yer üstü ve insan kaynaklarıdır. Bu kaynakların yerinde ve bilgiye dayalı olarak kullanılması kalkınmanın ve gelişmenin temelini teşkil eder.

Manevi sebep ise “Nokta-i istinat” denilen “Kuvve-i Maneviye”dir. İnsan çok iyi bir nokta-i istinad bulursa en ağır ve büyük işlere karşı mübarezeye kendinde kuvvet bulur.İşte insanlar gerek vatan ve millet sevgisinden aldığı güçle büyük bir ümitle yola çıkarsa yapamayacağı iş aşamayacağı engel yoktur. “İnsanları canlandıran emeldir; öldüren yeistir. ” “Bana bir dayanak noktası verin Dünya’yı yerinden oynatayım” diyen Arşimed gibi geleceğe ümitle bakan bir insanın da nokta-i istinat bulduğu takdirde küre-i arz gibi büyük işleri çevirebileceğini ifade etmiştir.

Bilhassa “din duygusunun daha fazla hâkim olduğu Doğu’da” geri kalmışlığa, cehalete ve her çeşit bölünmüşlüğe karşı kurtuluş çaresi, dindir. Çünkü din “muhabbet ile ittihadı, marifet ile imtizac-ı efkârı, uhuvvet ile teavünü” emretmektedir. Sevgi, birlik, beraberlik, ilim, fikirlerin beraberliği ve uyumu, kardeşlik, yardımlaşma ile kalkınma politikaları sonuç verir. Aksi takdirde yapılan bütün yatırımlar ve kaynaklar israf olup gider, vesselam…

YORUM YAZ

  • Ali KUYUCU Ali KUYUCU 9 gün önce
    Yazan elleriniz dert görmesin. Hastalığımızi güzel teşhis etmişsiniz. Inşaallah şifa buluruz
  • Sahte bilimcilerSahte bilimciler9 gün önce
    Arşimedes' i anmayınız: Kendisi palavracı; onun üzerine bir sürü, bir sürü şeyler inşa eden halefleri ise hakikatle alakaları olmayan gevezelerdir. Hakiki ilim adamları sessiz sedasız kenarda duranlardır.