--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hasbünallahü ve ni’me’l-vekil

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Al-i İmran Sûresinde güçlü imana sahip kimseleri Allah şöyle tarif etmektedir (173. Âyet):

“Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara ‘Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı; onlardan korkun’ dedikleri zaman, onların imanı ziyadeleşti ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ dediler.”

Umulmadık bir iş olduğunda “Hasbünallahü ve ni’me’l-vekil” sözünü çok defa işitmişizdir. İşte âyetin son kısmındaki bu cümle üzerinde biraz durmak da yarar vardır.

Zaman su gibi akıp geçiyor. Bir de bakmışız ki ömrümüzün çoğu geçip gitmiş. Ecel gelmeden gidilmesi muhakkak olan kabri düşünmek lazımdır. Zira en uzun yaşayan dahi 110 sene sonra mezara konuluyor. Öyle ise dünyanın en önemli gerçeği olan ölüme karşı merdane bakmak gerekiyor.

Bediüzzaman, zamanın süratle akmasını şöyle ifade ediyor: “Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.”

Madem hayat bu kadar hızlı bir şekilde geçiyor, o halde geçen ömür dakikalarının kıymetini bilmek zorunluluğu vardır. Çünkü tekrar elimize geçmeyecek.

Denizde çalışırken arkadaşlarıma “Aman canınızın kıymetini bilin, çalışırken elinizi kolunuzu dikkatli kullanın, bizim mesleğimiz olan denizcilik tehlikeli bir meslektir. Ölümcül yaralanmalar çok sık meydana gelir. Bu hayatı tekrar bize vermeyecekler. Bilgisayar oyunlarındaki ölüp dirilmeler sadece sanal alemde olur. Gerçek  hayatta bunların yeri yoktur. Her insanın sadece bir can hakkı vardır. Onu kaybetti mi bir daha geri gelmez.

Eğer başa bir musibet bela geldi ise şu sözü unutmamak gerekir. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır”. Karamsarlık bataklığına dalıp karanlığa gömülmeye gerek yoktur. Çünkü Allah’ın “Lâ taknetû min rahmetillah” yani “Benim rahmetimden ümidinizi kesmeyin” diye emri vardır.

Hatta bazen acı ve elem verici olayları bir fırsat, ganimet bilip; hayatın gerçek yüzünü anlayabiliriz. Yeter ki akıl, kalp ve vicdanımızı çalıştırmayı bilelim. Allah rızasının nerede ve nasıl kazanılacağı bilinmez. Belki o küçücük gayret, bir iyilik; buna sebep olabilir. Büyük konuşan, insanlara tepeden bakıp ahkam kesenler kimseyi aldatmasın. Sonunda girecekleri mezarda böyle yüksekten atıp tutmalar başa bela olabilir.

Gerçekten de öyle değil midir? Hayat çarçabuk geçerken elimizde ne kalıyor ki. Para, servet, makam, mevki ve şöhret derseniz bunlar; ahirette hesabı ödeneceği için başa belâ olacak işlerdir.

Fakat musibetlere karşı sabır göstermek veya Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemek çok büyük hazineleri kazandırabilir. Hele hele birisinin imanını kurtarmaya çalışmak, hadiste “sahralar dolusu kırmızı koyunu sadaka vermekten daha hayırlıdır” şeklinde geçmektedir. O halde inanan bir insanın, içi daima aydınlık olmalıdır. Bırakın inançsız olanların dünyası kararsın. Biz; olayları güzel yönleriyle değerlendirelim. Bir kereliğine tanınan ömür dakikalarını faydalı hale getirmeye çalışalım.

Sahabeler zamanında müşrikler, yukarıda bahsettiğimiz âyette geçtiği gibi düşmanların onları yok etmek üzere büyük bir ordu ile üzerlerine geldiklerini söylemişlerdi. Fakat onların moralleri bozulmadı. Hatta imanları ziyadeleşti. Kendilerine asıl gidilecek yer olan ahiret saadetinin kapılarının açıldığını düşündüler. Zira biliyorlardı ki ahireti kazanmak için dünyada zahmet çekmek gerekliydi. Cennet ucuz cehennem dahi lüzumsuz değildi.

Hâlbuki onlar bir avuç insandı. Düşmanları ise çok ve güçlü idiler. Fakat onlar “Allah bize yeter, O ne güzel bir vekildir” diyerek sabrettiler. Allah, onları bu dünyada da muzaffer eyledi. Ahirette ise Allah'ın lütfu ve mükafatı çok büyüktür, ona namzet oldular.

Bizlerin önünde Sahabeler gibi büyük fırsatlar yok. Saffı evvel olduklarından ve Hazreti Peygamberin (asm) sohbetine müşerref olduklarından; ne kadar uğraşsak da onların ulaştığı ecir ve mükâfatı kazanamayız. Fakat önümüze çıkan musibetleri bir fırsat, hatta ganimet olarak değerlendirip sabrederek şu kısa ömrü değerli kılmak mümkündür.

Bu vatanda dindar insanlarla çok uğraştılar. Hala dahi ara vermiş değillerdir. Sadece dinsizler değil dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan kimseler dahi çokça saldırıp hücum ederek dünyayı zindana çevirmeye çalışırlar. Bu yüzden her iki kesimden gelen düşmanca davranışlara sabırla karşı koymaya çalışmak şarttır.

Bütün bunlara karşılık karşılaşmış bulunan belâ ve musibetleri; musikinin nağmeleri gibi hoş görenler dahi vardır. Çünkü bunları sabır ile karşılayabildiğimiz takdirde güzel bir amelden daha fazla mükafat kazandırabilir. Dünyada olmasa bile sonsuz bir alemde sayısız nimet kazanma şansı doğabilecektir. Yeter ki Rabbimizi aklımızdan, kalbimizden çıkarmayalım. Zira “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir” âyetinin mânâsı; olayların derinliklerine nüfuz edebilmeyi sağlar, vesselam...

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle