Hadislerin Münakaşa Ederken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Bir Rafizi, hadise yanlış mana verdi diye hadis inkâr edilmez. Rafizi; Şia yüzünden İslam’ın dışına çıkmış kişilere denir. İşte üzerinde çok konuşulduğu için ve hadislere karşı şüphe uyandırmak isteyen kişilere karşı şu hususları söylemek icap ediyor:
Öncelikle Ali İmran Suresi 7. Ayet üzerinde duralım. Çünkü zihinlerdeki bir çok soruya cevap vermektedir. Bu ayetin manasından şu hususlar anlaşılmaktadır:
Ayette Kuran’ı indirenin Allah olduğu ve Kuran’ın ayetlerinden bir kısmının manasının apaçık muhkem ayetler olduğu ifade edilmektedir. Bütün hükümler bu ayetlere göre verilir. Diğer bir kısım Ayetler ise müteşabih ayetlerdir. Benzetme (teşbih) ile insanların idrak etmesi mümkün olan bu Ayetler, insan aklının zorlandığı ve anlayamadığı kavramları izah içindir.
Müteşabih Ayetlerin manasını herkes kolayca anlayamaz. İşte Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın hadisleri bu ayetleri doğru anlamamız için en önemli kaynağımızdır. Daha sonra icmayı ümmet yani Müslüman âlimlerin birleşerek kabul ettiği hükümler gelir. Bundan başka bir de kıyas-ı fukaha vardır ki; Ayet ve hadisleri kıyas ederek hüküm çıkaran İslam alimlerinin sözleridir.
Fakat kalplerinde sapıklığa meyil bulunan kimseler, muhkem ayetleri bırakıp fitne aramaya çalışırlar. Müteşabih Ayetleri yanlış yorumlayıp insanları şüpheye düşürmek için desiseler üretirler.
Müteşabih Ayetlerin manasını Allah, Resulüne (asm) bildirmiştir. İlimde Rasih olanlar yani derinlik ve istikamet sahipleri ise “Biz Kuran’a inandık, muhkem ayetler de müteşabih ayetlerde hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir derler.
Müslümanlar işte Kuran’ın derinliğine nüfuz edebilmek ve Allah’ın rızasını kazanmak için hadislere ve İslam alimlerinin tefsirlerine yönelirler. Kendi küçücük akıllarına güvenip haddi aşacak sözler söylemekten sakınırlar.
Hadis kitaplarından özellikle sahih olduğundan ehlisünnet âlimlerinin şüphe etmediği Kütüb-ü Sitte başta olmak üzere bir çok eser yazılmış Müslümanların istifadesine sunulmuştur. Fakat özellikle Batı felsefesi yetişmiş ve İslam’ın öz kaynakları yerine Batı kaynaklı eserleri baş tacı etmiş olan bazı bedbaht kimseler, Müslümanların zihnini karıştırmak ve şüpheye düşürmek için çok fazla gayret göstermektedirler.
Bir kısmının amacı küçük aklına sığmayan ayet ve hadisleri, Hıristiyan ve Yahudi kaynaklarına uygun bir şekilde izah etmek ve Batılılara şirin görünmeye çalışmaktır. Bu sayede “Modern Müslüman” olup güya ilim adamı görüntüsüne bürüneceklerdir.
Bu uğurda akla gelmeyecek kadar edepsizlik ve fenalık yapıyorlar. Özellikle ehlisünnet mezhebini muhafazaya çalışan Müslümanlarla çok uğraşıyorlar. İsmailağa Cemaati ve Cübbeli Ahmet Hoca hakkında söyledikleri sözler ve hakaretler saymakla bitmemektedir.
Sabetaycıların hükmettiği medya kurumlarında bunları sık sık görüp gıybet ve iftiralarını işitiyoruz. Kendi kitaplarının satılması ve programlarının izlenmesi için demedik söz bırakmazken; sıra hadis kitaplarına gelince birden bire inkarcı bir tutum sergiliyorlar. Ayrıca kullandıkları küstah üslup ve İslam nezaketine aykırı söz ve davranışlar, son derece üzücü bir hal almıştır. İslam düşmanları, bu halden pek büyük keyif almaktadır. Her fırsatta bu zavallı hadis inkârcılarını kendi medya organlarına çıkarıp İslam’a dil uzatmaya devam ediyorlar.
Devletin; üniversitelerini ve resmi medya araçlarını, bu ehlisünnet düşmanı hadis inkârcılarına açması çok tehlikeli ve üzücüdür. Devleti idare edenlerin farkında olmadan Müslümanları aşağılayıp Batılılara yağcılık yapan bu zavallılara hizmet etmesi, kendilerini büyük sorumluluk altına sokmaktadır. İşlenen günahlardan, gıybet ve hakaretlerden doğan günahların bu yöneticilerin sırtına yükleneceğini unutmaması gerekir.
Durumun ne kadar nazik ve ciddi olduğunu belirttikten sonra bir de çözüm olarak yapılması gerekenlere bakalım. Bütün Müslümanların öncelikle dikkat etmesi gereken ölçüler vardır. Bu ölçülere elden geldiğince riayet etmek ve İslam alimlerinin arkasından gıybet etmemek gerekmektedir.
Özellikle gıybet dedim. Çünkü gıybet genelde doğru olan olaylar içindir. Yani gıybet edilen kişi duyduğu zaman üzülüyor ise işte bu durum Kuran’da Ayetle belirtilen “Müslüman kardeşinin etini yemek” gibi dehşetli bir durumdur. İftira ise bunun derecesi çok daha yüksek olup kişiyi Cehenneme kadar götürecek dehşetli bir durumdur.
İslam ahlakı sadece Müslümanlara değil; başka dinden olanlara hatta Allah’a ortak koşan müşriklere dahi hakaret etmeyi yasaklar. Kaldı ki bir Müslümanın arkasından konuşup alaya alan, ona hakaret eden kişilerin durumunun ne feci olduğu açıktır.
Diğer önemli bir konu ise özellikle Müteşabih Ayet ve hadislerin uzmanı olmayan kişilerin bulunduğu yerlerde tartışılmaması gerekir. Çünkü halk arasında bazı söz ve davranışlar yanlış anlaşılmalara sebep olabilmektedir. Allah korusun zaten materyalizm kıskacına düşmüş zamane insanının imanını kaybetme riski doğabilmektedir.
Dini ve imani konularda münakaşa etmenin en önemli şartı; insafla ve hakkı bulma gayreti ile konuşmaktır. Konunun uzmanları arasında, inat duygusundan uzak bir şekilde sırf meseleyi anlamak için tartışmak caiz olabilir. Yoksa avukat gibi kendi sözünün kabulü için veya sırf kibir ve enaniyetini tatmin için yapılacak tartışmalar yarardan çok zarar getirir.
Eğer bir tartışma sonucunda kişi mağlup olur ise bundan memnuniyet duymalıdır. Çünkü bilmediği veya yanlış bildiği bir şeyi öğrenmiştir. Tartışmayı kazanan kişinin durumu ise daha zordur. Çünkü benlik ve kibir hastalığına yakalanma ihtimali vardır. Zaten yeni bir şey de öğrenmemiştir.
O halde dini konularda ve özellikle hadisler üzerinde konuşurken; hadisin mertebelerini, Hazreti Muhammed’in (asm) sözlerinin özelliklerini bilmek gerekir. Avam içinde bazı müteşabih hadislerin manasını tartışmak işte günümüzdeki örneklerde olduğu gibi çok zarar vermektedir.
Çünkü; zavallı halk, bu tartışmaları işittiğinde hadisi inkar etmekte ve dinimizin esaslarını da öğrendiğimiz önemli hadislere karşı da şüpheye düşmektedir. Hadisler olmadan dinimizi öğrenemeyiz. Örneğin namazın nasıl kılınacağı Kuran’da yazmaz. Neyin sünnet neyin farz ve haram olduğunu ancak hadisler sayesinde öğrenip uygulayabiliyoruz. Daha bunun gibi bir Müslümanın yaşantısının çok büyük bir bölümü hadisler üzerine kurulmuştur. Yiyip içme adabından, hatta uyumaya kadar hayatımızın her safhasında bize İslam’a uygun bir hayatı gösteren hadis-i şeriflerdir.
Bu yazılar sayesinde hadisleri inkar edenler nasıl tehlikeli bir yolda ilerlediklerini inşallah fark etmişlerdir. Gereksiz yere münakaşaya girmek sureti ile halkımızın zarar görmesine yol açan kişilerinde ne derece dikkatli olması gerektiğini elimden geldiğince damarlara basmadan kavli leyyinle anlatıyorum. İnşallah anlaşılmıştır, vesselam…


