--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Fırtınanın İçine Düştüğümüzde

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Denizcilik mesleği birçok yönü ile diğer işlerden ayrılır. Çünkü deniz veya okyanus ortasında Allah ile baş başa kalırsınız. Eğer bir de fırtınanın içine düşmüş iseniz dünyayı,insanlardan çok farklı bir şekilde değerlendirirsiniz. İmdadınıza yetişecek Allah’tan başka hiçbir güç yoktur. Bütün denizciler büyük bir iman ile Allah’a yalvarıp dua etmeye başlarlar.

Denizcilerin ağzından “Allah” kelamından başka bir söz çıkmadığı bu anlarda; selametle sahile ulaşmak umudu ile dualar en sefih denizcilerin dilinde dahi dolaşmaya başlar. Kuran-ı Kerim’de bu durum mealen şu şekilde geçmektedir:

“Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar. Her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah’a halis kılarak:-Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız- diye Allah’a yalvarırlar. Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.” (Yunus Suresi 22-23)

Allah’ın kudret ve azametini, celalli tecellilerini bizzat müşahede ettikten sonra tekrar gaflete dalıp verdiği sözleri unutmak insanlara özgü bir durumdur. Bu çok ilginç ve anlaşılması güç olan halin üzerinde bir parça durmak gerekir. Çünkü defalarca benim de başıma gelen böylesi fırtınalarda ne çabuk Allah’ı unuttuğumuz sorgulanması gereken bir insanlık halidir.

Bediüzzaman Said Nursi; “Kâinatın satırlarını dikkatle mütalâa et. Zira onlar, Arş’ın sahibi Allah’tan sana gönderilmiş mektuplardır” diyerek farkına varamadığımız güzellikleri görmek için önümüze bir fırsat kapısı açıldığını, ifade etmektedir. Her hadisenin Allah’ın kudreti ile olduğunu hatta bir yaprağın dahi tesadüfen kıpırdayamayacağını akıl ve duygularımıza hitap ederek, anlatmaya çalışmıştır.

Unutmamak gerekir ki; kâinatta cereyan eden her şey güzeldir. Hadiseler bazen ya bizzat güzel olur ya da sonuçları itibariyle güzel olur. Önemli olan bakış açısıdır. Manayı harfi ile yani Allah’ı gösteren bir bakış açısı ile bakıldığı vakit güzellikleri görebilmek mümkündür.

Manayı harfi yönü ile bakmak demek “ne güzel” demek değil “ne güzel yaratılmış” demektir. İşte bu şekilde görmek gerçekçidir ve Allah’ın güzel isimlerini fark etmemize yarayan önemli bir bakış açısıdır.

Allah’ı tanımayan inançsız bazı kişiler;çeşitli sebepleri öne sürerek Rabbimizi bize unutturmaya çalışırlar. Hâlbuki her şeyin dizgini; Kayyum olan yani her şeyi ayakta tutan Cenabı Hakkın elindedir. Bize düşen, akıl ve duygularımızı kullanarak onun varlığını hissetmemiz, tefekkür etmemizdir.

İşte fırtına içine düştüğünüzde ise sebeplerin sadece birer perde olduğunu bizzat görebilirsiniz. Zira denizlere ve rüzgâra kumanda eden bir Kudretin varlığı apaçık ortadadır.Çok mükemmel hava ve deniz analizleri yapsanız bile bazen şartlar hiç umulmadık bir biçimde tersine dönebilir. Bu nedenle olsa gerek hava analizlerini yapan kurumlar; bunların bir tavsiye olduğunu ve daima tedbirli olmak gerektiğini hatırlatmayı unutmazlar.

Fırtınanın tam olarak ne zaman başlayacağı ve denizcileri nerede yakalayacağı çoğu zaman belli olmaz. İki gün sonra beklenen ve nasılsa o bölgeden geçip kurtulabildiğinizi düşündüğünüz güçlü tayfunlar; aniden karşınıza çıkabilir. Uydu resimleri ve basınç haritaları çok gelişmiş olsa dahi denizin hali hiç belli olmaz.

Kaptanın sefere devam etme konusunda geniş yetkileri olmakla birlikte her fırtınada kaçıp demire yatması iyi karşılanmaz. Bazen gemi ve yük sahipleri tarafından eleştirilen kaptanın kötü ve tecrübesiz kaptan olduğu dahi düşünülebilir.

Liman ve demir yerlerinde uzun süre bekleyen kaptanların gemi veya mal sahibini zarara uğratma riski de vardır. Bu nedenle Boforsskalasına göre 8 şiddeti üzerindeki fırtınalar hariç yola devam etmek durumunda kalabilirler.

Fakat tecrübeli bir kaptan; asla denizle kavga etmez. Onunla uyuşmak ve ortak bir noktada buluşmak çarelerini arar. Armatör veya bir başkası kendisini eleştirdi diye önemsemez. Çünkü insanlar kaptanın fırtına ile nasıl boğuştuğu ile ilgilenmez; gemisini limana sağ salim ulaştırmasına bakar.

Deniz ortasında her zaman demirlenecek uygun bir yer bulmak mümkün değildir. Keşke bütün denizler Akdeniz ve Ege denizi gibi olsa. Muhakkak bir ada bulup saçak altına, yani rüzgârın etkilemediği bir yere demirlemek mümkündür. Fakat okyanuslarda böylesine uygun adalar bulmak; çoğu zaman mümkün değildir. Her ne ise…

İşte dikkatlice düşünüldüğünde böylesi durumlar; Allah’ın kudret ve azametini hissedebilmek biz denizciler için bir fırsattır. Eğer fırtına içine düşmüş iseniz Allah’tan başka sığınacak başka bir yeriniz yoktur. Zira hiçbir güç sizi fırtınanın içinden çekip kurtaramaz. İyi bir kaptanın yapacağı yegâne şey; geminin yapısına uygun bir rota çizip fırtınanın etkisinden en az şekilde etkilenmesini sağlamaktır.

Denizcilerin bazen günlerce fırtınanın etkisinde kaldığıdönemler hatta karaya çıktığında yürümekte dahi zorlandığı zamanlar olur. Bütün bu olumsuzluklara rağmen işin bir de güzel tarafı vardır. Ayette de geçtiği üzere insanın çok aciz ve daima Allah’ın yardımına ihtiyaç duyduğunu idrak etmeye bir vesiledir.

Denizcilerin yaşadıkları fırtınalardan bazen kat kat fazlasına tutulan insanlar da vardır. Bazen bir kaza veya kötü niyetli bir insanla karşılaştığımız durumlarda, başımıza gelmedik iş kalmaz. Bu durum neredeyse dünyanın her yerinde ve her insan için geçerlidir.

İşte böyle zamanlarda denizcilerin yaptığı gibi Allah’a sığınmak en akıllıca yoldur. Zira sebeplerin yaratıcısı da Allah’tır. Eğer, sabır göstererek O’na sığındığımız takdirde imtihan edilmek üzere gönderildiğimiz dünya sınavından başarı ile geçme imkânına sahip oluruz.

Bu İmtihan ise en nihayetinde “Allah’a inanıp inanmamak” ile ilgilidir. Allah’ın bir olduğunu, Hazreti Muhammed’in onun kulu ve resulü (a.s.m) olduğuna inananlar, sonsuz bir saadeti kazanabilir. Yok, eğer bunu söyleyememiş ise her ne yapsa da “Allah korusun” ebedi felaket kapıları önüne açılacaktır.

Dünyanın oyun ve oyalanmaya benzeyen fuzuli işlerini bir tarafa bırakıp bu imtihan yönü ile ilgilenmek aklı başında olan her insan için çok önemlidir. Zira bir şekilde ölüm gerçeği ile karşı karşıya kalacak olan insana; öldükten sonra akıbetinin ne olduğunu bilmek kadar ciddi bir konu olamaz.

Ne mutlu o insana ki, hayat sınavının o en önemli sorusuna; imanla cevap vererek sonsuz bir mutluluğa erişmiştir. Ve de ne yazıktır o insan ki; hayattaki fırtınaların gerçek yüzünü görmeden inançsız bir yaşam sürerek gözlerini kapamıştır. Rabbimizden; bütün okuyucularımın gökler, yeryüzü ve dağların çekinip korktuğu o büyük sınavdan başarı ile geçmesini niyaz ediyorum, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle