--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

En Büyük Cami Düşmanı Sabetaycılardır

Vehbi Kara
Vehbi Kara

Soner Yalçın, Sabetaycıları tanımak ve deşifre etmek için “Efendi 1 ve 2” kitaplarını yazmıştı. Bu bir aşireti andıran ve kamu kurumlarının neredeyse tamamını ellerine geçirmiş menfaat grubunun özelliklerini özellikle isim ve soy isimden yola çıkarak ortaya çıkarmaya çalışıyordu.

Yalçın, bilinmeyenleri açığa çıkarma ve menfaat odaklarını çözmek adına örnek bir çalışma olmasına rağmen nedense birden bu gayretlerine son vermişti. Her Sabetay çalışmasını baltalayan ve dünyada emsali bulunmayan bu çete ve aşiret görünümlü dehşetli suç örgütü, yine din düşmanlığı başta olmak üzere fesat işlerine ara vermeden devam ediyordu.

Sabataycıların Karakaşi ve Kapani kolları arasındaki dehşetli çatışma bile bugün hala bir sırdır. Öyle ki ser verip sır vermeyen ve geçmişi 350 yıl öncesine dayanan bu suç örgütü hala toplumumuzda bilinmeyenler arasında yer almaktadır.

Üsküdardaki Bülbülderesi mezarlığındaki mezar taşı yazıları; bunların sırları bizzat kendilerince açığa vurmasına rağmen Osmanlıyı yıkmış bu örgüt hakkında akademik çalışmalara dahi rastlanmamaktadır. Sabetay Sevi hakkındaki birkaç kitap dışında elle tutulur ciddi bir çalışma ne yazık ki yoktur.

Özellikle silahlı kuvvetlerimizin üst düzey yöneticileri hep bu aşiretin üyelerinden meydana gelmiştir. Bunların en belirgin vasıfları “İslam düşmanlığı” olup nerede bir cami görseler derhal ortadan kaldırmak için her türlü çabayı göstermeye çalışırlar. Bu nedenle bu örgütü deşifre etmek için Bülbülderesi veya diğer bazı mezarlıklarına gitmeye dahi gerek yoktur. Bir cami yapılmasına mani olan birisini görürseniz bilin ki büyük bir ihtimalle bu Sabetay kökenli aşiretin üyesidir.

Deniz Harp Okuluna Cami yaptırmak için yıllarca emek verip çalmadık kapı bırakmadım. Fakat gizli bir el buna mani oldu. Bu konuda benim gibi çalışma yapan bazı kuruluşlar dahi aynı dertten muzdariptir. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuya el atması vacip olmuştur. Zira bürokratlar Sabetaycıların büyük engellemeleri neticesinde çaresiz kalmaktadırlar. 

Bu konuyu 25 yıldır takip ediyorum. Benim gibi yıllardır gayret eden İstanbul Çevre Kültür ve  Tarihi Eserleri Koruma Derneği (İSTED), aynı şekilde devamlı yazılar yazıp ilgililere hesap soruyor fakat hala en ufak bir ilerleme sağlanamamıştır.

İstanbul tarihimizin ve medeniyetimizin en önemli izlerini taşımaktadır. Bu Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselam tarafından fethi müjdelenen İslam başkentinde ecdadımız tarafından yapılan sayısız kutsal abideler bulunmaktadır. Fakat maalesef son yüz yıl içinde büyük bir kıyım, yıkım ve talana uğramıştır.

Atalarımız insanın ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılaması için gerekli olan her alana mimarî yönden nitelikli mescid ve camiler inşa etmişlerdir. Yapılan arşiv çalışmalarıyla 1860’tan sonra sadece İstanbul Boğazı’nda yüzlerce camii ve mescidin yıkıldığı tespit edilmiştir.  Bu arşiv belgeleriyle İSTED olarak ilgili Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarına bu eserlerin tescil ve ihyaları için defalarca başvuru yapılmıştır. Eserlerden sadece 6 tanesi şunlardır:

  1. Üsküdar Adliye Camii: 1816’da Üsküdar sahilinde inşa edilmiş büyük bir camii idi. Cumhuriyetin ilk yıllarında yıktırılmış ve daha sonra arsasına Ordu Evi ve park alanı yapılmış ve halen bu şekilde kullanılmaktadır.
  2. Heybeliada Deniz Lisesi Camii: Heybeliada Deniz Lisesi içinde üç katlı olarak inşa edilmiştir. 1936’da yıktırılmış ve halen yeşil alan olarak kullanılmaktadır.
  3. Salacak Mescidi: II. Mahmud döneminde inşa edilen mescid Cumhuriyetin ilk yıllarında yıktırılmış ve bugün İSKİ tesisi olarak kullanılmaktadır.
  4. Kavak İskelesi Mescidi: Kavak İskelesi Mescidi, bu günkü Haydarpaşa Liman İşletmesi giriş kapısının sağ tarafındaki binanın yerinde idi. Kırım Savaşı’ndan dönen İngilizler tarafından depo olarak kullanılıp tahrip edilmiştir. Bu olay akabinde Sultan Abdülaziz tarafından tekrar ihya edilmiştir. 1935’ten sonra imam kadrosu iptal edilip yıktırılmıştır. Haydarpaşa Limanı taşındığında ihya edilebilir.
  5. Garipçe Kışlası Camii: Garipçe Kışlası Camii 1800’lü yıllarda inşa edilmiş olup 1880 yılında çekilen fotoğrafta görüldüğü gibi varlığını sürdürmüştür. Daha sonra Cumhuriyetin ilk yıllarında yıktırılmıştır.  Yavuz Sultan Selim Köprüsüne yakın bir yerde bulunmaktadır.
  6. Sarıyer Kefeliköy Camii: Kaptan-ı Derya Hasan Uluç Paşa tarafında inşa edilen Camii 1900 yılların başında Sarıyer’de meydana gelen selde harap olmuş, arsası satılarak bu alana bugün de var olan yalılar-köşkler yapılmıştır.

Örnekler çoktur. Lakin bunların hepsi ile ilgilenemiyorum. Bu cami yakınlarında ikamet eden çalışan her yurttaş bunların yeniden ihyası için çalışması gereklidir. Zira atalarımız bu memleketi bize emanet ederken hiç olmaz ise cami ve mescitlerimize sahip çıkmamızı beklerlerdi.

Bu konuda Milli Savunma Bakanlığının yapılan müracaatlara verdiği cevaplar son derece üzücü ve düşündürücüdür. Özetle şöyle demektedirler:

“Milli savunma Bakanlığı’nın eğitim ve öğretim faaliyetlerinin desteklenmesi maksadı ile 2017-2036 dönemiStratejik hedef Planı doğrultusunda Heybeliada’daki  camii alanında yeni tesisler için arazi bulunmasında sıkıntı yaşanması sebebi ile günümüzde mevcut olmayan bu caminin korunması ve kültür varlığı olarak değerlendirilmesinin uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca burada cami yapımına ilişkin izin verilmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.

Bu yazı 1996 yılının Nisan ayından önce yazılmıştır. Yani hain 15 Temmuz 2016 darbesinden aylarca öncedir. Askeri liseler kapatıldığı ve eğitim yapılmadığı için Milli Savunma Bakanlığı’nın dini değerlere karşı son derece duyarsız bu yazısının da bir hükmü kalmamıştır. Fakat ne yazık ki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, kendi uzmanlık alanı olmamasına rağmen camilere karşı düşmanca tutumunu hala devam ettirmektedir.

NATO standartlarına göre tabur ve üzeri birliklerde ibadet yeri bulunma zorunluluğu varken komünist ülkeler haricinde hiçbir yerde rastlanılmayan ibadet yeri engellemeleri devam etmektedir.

Milli Savunma Üniversitesi  Rektörü Erhan Afyoncu ise kendisine iletilen şikayet ve başvuruları sümen altı etmekte, askeri şahısların duyarsızlıklarına ortak olmaktadır. Hükümet ise sanki devleti askeri bürokratlar ve generaller yönetiyormuş gibi müracaatları ve şikayetleri görmezden gelmektedir.

Şu acı gerçeği bir kez daha gözlerine sokmak isterim. Gitsinler ABD’nin deniz Harp Okulu’nu bir görsünler. ABD’nin en gösterişli kilisesinin burada olduğunu fark edeceklerdir. Gavur kilise yapınca medeniyet, biz camii yapınca irtica oluyor. Bu ne terbiyesizlik ve cürettir anlamakta güçlük çekiyorum.

Cumhurbaşkanlığı’na yaptığım müracaatlarda bu konuda gerçekleri gizleyen doğru olmayan cevaplar verilmiştir. Güya Deniz Harp Okulunda mescit varmış. Bu dini duyarlılıkları son derece zayıf bedbaht amiraller çoğu zaman kapalı, bölük komutanı odasının yanında bulunan  küçücük odaya mescit deme cüretini gösterebiliyorlar. Bu ne cesaret ve cürettir anlayan beri gelsin…

31 Mart yerel seçimlerinde başkan seçilmek isteyen Binali Yıldırım bu konuya el atmalı ve işi oyalayan Deniz Kuvvetleri yetkililerini göreve davet etmelidir.  Özellikle de Mekteb-i Fünûn-ı Bahriye Cami-i Şerifi’nin ihyasını gerçekleştirmelidir, vesselam…

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle