--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Başarı millete verilince büyür, başarısızlık yöneticiye yüklenirse küçülür!

Vehbi Kara
Vehbi Kara
13

Yıllardan beri milletimizi küçük görerek hakaret eden bir zihniyet; her fırsatta başarı ve muvaffakiyeti tek bir şahsa indirerek küçültmeye çalışıyor. Bu absürt ve aşağılayıcı tutum genellikle faşist rejimlerde sık sık tekrarlanmakta olan çirkin bir yaklaşımdır.

Yeni Akit Gazetesinde 6 yıldan beri, gazetecilik mesleğinde ise tam 25 yıldır tekrarlayıp durduğum önemli bir hususu söylemek zorundayım. Umulur ki rakı içmekten beyni sulanmış ve otoriter rejimlerin hayali ile yaşayan bazı bunakların aklı başına gelir…

Kısa ve öz bir söz söyleyeceğim. İsterseniz ezberleyebilirsiniz. “Başarı millete verildikçe büyür. Başarısızlık ise yöneticilere verildiği zaman küçülür”.

Bu kısa fakat derinine inildiği zaman anlamlı iki cümle çok önemlidir. Zira bu sözleri hayata geçiren toplumların kendilerine öz güvenleri yüksek olur. Başarıyı paylaşarak büyüten halklar, kısa zamanda güçlenip büyürler. Keza başarısızlığı komutanlara veya yöneticilere yükleyenler ise kısa zamanda yenilgiden kurtulup yeniden eski durumlarına gelebilirler.

Yazılarıma sık sık yorum yazan bir okuyucum özetle hep şunu söyler: “Sayın yazar, Birinci Dünya Savaşı’nı kaybettiğimiz için başımıza açılan dertlerden kurtulamayız. Ne yapıp edip bu savaşı kazanmalıydık”.

Bu söz birçok yönden çok yanıltıcı ve hatalıdır. İtikadi yönden düşünecek olursak; insanın dünyaya gelmesindeki hikmet, Allah’ın vermiş olduğu musibetlere karşı sabretmesi ve nimetlerine karşı da şükretmesi ile alakalıdır. Zira mağlubiyet, hastalık veya diğer musibetler birer imtihandır.

Başımıza gelen her türlü olayın Allah’ın iradesi ve emri ile meydana gelmiş olduğunu asla unutmamalıyız. Sebeplerin sadece bir perde olduğunu ve her türlü musibetten kurtuluş yolunun Allah’a olan iman sayesinde olduğunu bilmeliyiz.

İşin diğer yönüne yani sebepler perdesine bakacak olursak çok önemli bazı gerçekleri de fark edebiliriz. Mesela mağlubiyetlerden çıkarılması gereken dersler olduğunu ve bu sayede hataların tekrar edilmemesini çok rahatlıkla anlayabiliriz.

Sadece savaşlarda alınan başarısızlık değil; hayatın her safhasında yenilmek insanoğlunun bir kaderidir. Başarısızlık sonucunda alınacak ders ve ibretler sayesinde insanlar kendilerini geliştirip başarılı ve olgun bir kişi olabilirler. Bilim adamları keşiflerini ortaya çıkarmak için belki binlerce defa başarısızlıkla karşılaşmışlardır.

Bir başka örneği Alman milletini öne sürerek gösterebiliriz. Her iki dünya savaşını da kaybettikleri halde kısa zamanda toparlanıp ekonomik alanda ciddi başarıları yakalamışlardır. Bu konuda biraz duracak olursak Türk milleti olarak yapmış olduğumuz bazı hataları gayet net bir şekilde anlayabiliriz.

Alman toplumu başarısızlığı asla kendi milletlerine vermemiş muvaffakiyetsizliği baştaki yöneticilere yüklemişlerdir. Bütün fatura Hitler ve faşist rejimine kesilerek; 2. Dünya savaşında alınan yenilgi küçültülmeye çalışılmıştır. Nitekim bu sayede Alman toplumunun özgüveni yüksek tutularak kısa bir sürede yeniden Avrupa’nın en güçlü devletlerinden birisi olmuşlardır.

Ezberlenmesini istediğim sözün diğer yarısına gelecek olursak; “başarı millete verildikçe büyür” demiştik. Bunun da örneğini verirsek; ülkemizde yaşayan bazı kişilerin aklı başlarına gelecektir.

General Dwight David Eisenhower, büyük bir asker olarak ortaya çıkmıştır. Öyle ki Haziran 1942'de kendinden yüksek rütbeli 366 subay arasından Avrupa'daki ABD kuvvetlerinin komutanlığına seçilmiştir. Onu bu noktaya yükselten sebepler arasında askeri strateji ve örgütleme konusundaki bilgi ve yeteneğinin yanı sıra, ikna etme, ara bulma ve uyumlu davranması gibi özellikleri olduğu söylenmiştir.

Eishenhower, dünyanın en büyük ordusuna komuta etmiş ve başarı kazanmıştır. Fakat insanların çoğu kendisini tanımaz bile… Tanıyanların çoğu ise ABD Başkanı olduğunu bilirler sadece. Fakat bu general, ABD, İngiltere, Fransa, Kanada ve daha nice Avrupa ülkesi ordusunun komutanlığını yaptığı halde putlaştırılmamış aksine çok fazla eleştiriye tabi tutulmuştur.

İşte galibiyetin milletin malı olduğu başarısızlığın ise komutanlara veya yöneticilere ait olduğunu ispatlayan çok önemli iki örnek karşımızda duruyor. Başarıyı tek bir şahsa indirmeyip toplumun tamamına mal eden milletler, güçlenmiş ve saygınlık kazanmışlardır. Çünkü moral ve motivasyonları azaltılmamış aksine güçlendirilmiştir.

Ülkemize dönecek olursak medeni milletlerin bu özelliklerinden hiç nasibimizin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira galibiyet tek bir kişiye indirilmiş başarısızlıklar ise kahraman ordumuzun ve tamamıyla Türk toplumunun üzerine bırakılmıştır.

Bu çok yanlış ve çirkin tutum nedeniyle atalarımızın kurmuş olduğu cihan devletleri seviyesine bir türlü ulaşamadık. Milletimiz daima aşağılandı ve hor görüldü. Öyle acıdır ki Türk toplumunun kanaat önderleri arasında ırkçı ve faşist kişiler özellikle seçilerek yerleştirilmeye çalışıldı.

Soyadı kanunu sayesinde gerçek kimliklerini gizleyen azınlıklar, Türk kimliğine bürünerek İslam dininin bu millete kazandırdığı yüksek seciyeler birer birer ortadan kaldırıldı. Hagop Martayan isimli bir Ermeni, Türk Dil Kurumunun genel sekreterliğine yükseltilip Türkçenin katledilmesinde mühim bir rol üstlenmiştir. Keza Moiz Kohen isimli bir Yahudi, Munis Tekinalp adını alarak Türkçülük akımının en önemli temsilcisi olmuştur.

Ziya Gökalp isimli bir Kürt Milliyetçisinin “Türkçülüğün Esasları” isimli bir kitap yazarak ırkçı ve faşist bir toplum için ne derece kendini paraladığını görecek olursak işte o zaman ayaklarımız yere değecektir.

Türkiye’de kasıtlı olarak Müslüman halk aşağılanmıştır. Gayrimüslimlerin Türk kimliğine bürünerek İslam kahramanı bu aziz milletin küçümsenmesine imkan sağlanmıştır. Ders kitaplarında bile Anadolu insanını hor gören çirkin ifadeler mevcuttur. Cumhuriyet döneminin eserleri, kitapları ve sanat eserleri sayılacak film ve tiyatrolar, hep bu iğrenç tutumun izlerini taşımaktadır. Başarılar ve ordumuzun şerefi; tek bir kişiye indirgenerek küçültülmüştür.

Hinduların tapınaklarında tanrıçalarına yaptıkları törenlere benzer şekilde hala törenler yapılmaktadır. Galibiyet ve başarı tüm ordunun hakkı olduğu halde tek kişiye verilmeye çalışılmaktadır. Neredeyse bütün gazetelerde bu seçkinci anlayış; aradan yüz yıl geçmesine rağmen devam etmektedir. Bu yanlış ritüel ve geleneklerden kurtulamadığımız müddetçe maalesef benzer yazıları yazmak zorunda kalacağım, vesselam…

Yorumlar

(13)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Vehbi Kara

7 Eylül 2021 01:00

Değerli Yorumcu Hamdi Bey. Niçin Said Nursi den bahsetmedigimi sorarak önemli bir ayrıntıya deginmissiniz. Bu konuda haklısınız. Fakat yazı çok uzun olacağı için yazamadım. "Başarılar millete verilirse büyür" sözünün patenti Said Nursi'ye aittir. Üstelik bu sözü mahkeme salonunda söylemiş; muzafferiyeti bir kişiye vererek ordunun şerefinin gasp edildiğini dile getirmiştir. Hatırlatma için teşekkür ederim.

Hamdi

6 Eylül 2021 19:05

Said Nursinin adı neden geçmez olaki sayın yazar. Bal gibi Risale-i Nurdan ilhamen yazılmış bir yazı. Ve bütün başarıları reisinize verdiğiniz hakkında tık yok. Nerden nereyeeeee

Risk ve risk

1 Eylül 2021 22:49

Padişah yakalayıp kellesini alabilseydi bugün Bolu beyi gibi bir hain olarak anılıyor olacaktı.

Yazar sıkıntıyı görmüşsün ancak...

1 Eylül 2021 15:35

Mesela demişsin Alman milleti,savaştan sonra bir oldu ve toparlandı . Çok doğru. Adamlar ne oldu.? Millet oldu. 

Yaşar

1 Eylül 2021 11:53

Bu rituellet beni de çok rahatsız ediyor. İslamin bayraktarligini yapmış bir millette layık değil. Milli eğitim tümden değişmesi lazım. Şimdiki hürmet bu konuda çok yavaş çok yavaş. YAZMAYA DEVAM ET İNŞALLAH.

Filinta

1 Eylül 2021 11:35

Sayin yazar tespitinizde çok haklisiniz.. Hükümet; başarisiz yöneticilerin başarisizliklarinin sorumluluğunu yüklenecek şekilde kanuni düzenlemler yapmiştir. Ancak görunmez bir el, bu kanuni düzenlemelerin neticesini akim kılmak için anlaşilmaz bir şekilde tatbikati sulandirarak kanunun maksadinin aksi yönde bir netice meydana gelmiştir.. Bunun en bariz misali 5018 SAYILI KAMU MALI YÖNETIM VE KONTROL KANUNU' dur. Bu kanun ile harcama yetkisi verilen idarecilere, kullandiklari harcama yetkisinin, mesuliyetini de yüklenecek bir düzenleme getililmiştir.. Ancak görünmez bir el işi öyle bir sulandirmiş ki ( bilhassa mahalli idareler ve bağli kuruluşlarinda ) içinden çıkilmaz hale getirmiştir.. Kamuda hizmet ettigim dönemde bu ÖNEMLİ YANLIŞLIĞI, üst amirlere defaatle ilettim.. maalesef bir netice alamadim...Sahte uydurma iftira dolu bir rapor ile görevimden oldum...Mahkemeyi 7 yil sonra kazandim ancak 2009 yilinda emekliliğimi istemiştim.. Buradan Hükümete sesleniyorum., bahse konu kanunu, bu kadar yanliş uygulayan kamu kurumlari bu cureti nereden aliyorlar..Halen daha bu yanliş uygulamaya neden müsaade ediliyor.. Üzerlerine gidilse çok yerinde olur..

şimdi bir soru

1 Eylül 2021 10:57

başarısız olan idariciler ülkemizde asla ve asla ceza almaz. örnek varsa söyleyin. Bozkurt seline bakın kimse suçlu değil. manavgat yangınına bakın. kimse suçlu değil.

Umut Özkan

1 Eylül 2021 08:54

Ayasofya açıldı sırada 5816 var inşallah.. o zaman taşlar yerine oturacak..

Muazzez inananoğlu

1 Eylül 2021 07:50

Tarihe Geçirecek Bir yazı yazmışsınız Allah Razı olsun sizden

Arap harfleri değil; Kur’ an harfleri

1 Eylül 2021 06:44

Bir kişi kendisi yahudi olduğu halde türkçülük yapıyorsa: amacı Türk’ü Arap’tan ayırıp uzaklaştırmak, aradaki İslam bağını koparmak içindir. Bu nedenle, milliyetçilik chp’ nin asli unsurudur.

Vehbi Kara Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle