Atatürk'ün Fedaisi Topal Osman
Topal Osman, Milli Mücadelenin önemli kahramanlarından birisidir. Giresun'da yaşamış ve bir zamanlar Atatürk'ün Muhafız Alayının da komutanlığını yapmış bu kişi hakkında ilk defa güzel bir film yapılmış. Film "Atatürk'ün Fedaisi Topal Osman" olarak gösterime sunulmuş.
Yakın tarihimizin bu önemli kahramanını anlatan filmin yapımcılarını ve emeği geçen sanatçıları tebrik ederim. Zira resmi tarihin dışında zülfü yare dokunacak kadar önemli sahneleri cesur bir şekilde işlemişler.
Film ne yazık ki; Topal Osman'ın Çankaya baskınını ve Cumhurbaşkanı Atatürk'ün Çankaya'dan nasıl çıktığını es geçmiş. Lakin bu kadar kusur "kadı kızında dahi olur". Bu yüzden fazla üzerinde durmamak gerekiyor.
Filmin bence en önemli sahnesi; Atatürk'ün Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey hakkındaki "ölüm emridir". Bu sahnede Atatürk'ün Lozan Anlaşması esnasında meydana gelen muhalefetten rahatsız olduğu durum ve sorumlusu olarak gördüğü Ali Şükrü Bey'i hedef alması sinema perdesine korkusuzca aktarılmış.
Çok cesur olarak bu sahnenin ele alınması Türk sinema tarihinde bir ilk olsa gerektir. Zira Milli Mücadele kahramanları hiçbir zaman bu derece eleştirilebilecek düzeyde ele alınmamıştır.
Yakın zamanda Suudiler tarafından çok vahşice öldürülen Kaşıkçı gibi bir çok olay tarihin karanlık sayfalarına gömülmüştür. Olayın azmettiricileri tereyağından kıl çeker gibi kendilerini temize çıkarmış "konu eğer vatansa gerisi teferruattır" denilerek olayların üstü örtülmüştür. Bugünün anlayışı ile olaya bakıldığı zaman daha farklı düşünüleceğinden şüphem yoktur.
Ya çok iyi ya da çok kötü şahıslar olarak resmi tarihimizde yerlerini alan bu kişileri öğrenmek her Türk vatandaşının hakkı olsa gerektir. Resmi tarihte yer aldığı üzere daima siyah beyez filmler seyretmek zorunda kaldık. Cumhurbaşkanı Atatürk ve çevresindekiler beyaz ve ona muhalefet edenler ise siyah renkli karakterler olarak bize öğretildi ve hala da öğretilmeye devam ediyor.
Halbuki bu insanlar ne siyahtır ne de beyaz. Hepsinin renkli tonları vardır. Siyah beyaz filimlerde ortaya çıkmayan sarı, yeşil, mavi ve kırmızı renklerin çeşitli tonları hep es geçilmiştir. Sebebi de "5816 Sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu" olsa gerektir. Zira bu kanunda eleştiri sınırları daima çok sınırlı tutulmuş en ufak bir düşünceyi dahi suç saymıştır. 2018 yılında dahi bu utanç verici durumla yüz yüze kalmış olmak Türk vatandaşlarının acı bir kaderidir.
Milli Eğitim Bakanı ve Ak Parti hükümeti, yöneticileri özellikle de Atatürk'ü "eleştirilemez" olarak gördüğünden ve bunu yapanları "vatan haini" saydığından dolayı bir hayli zor şartlar altında yazı ve makale yazılmaktadır. Halbuki yöneticileri ve siyaset adamlarını eleştirmez isek neyi eleştireceğiz?
Madem devlet yöneticiliğine talip olmuşsun ve o makama oturmuşsun elbette eleştiriye açık olacaksın. Bu şahıs Atatürk olsa dahi fark etmez. Zira devletin en yüksek makamı vatandaşlarımız tarafından kendisine teslim edilmiştir.
Burada çok suistimal edilen "hakaret" olayına da parmak basmak istiyorum. Açık olarak "sövme ve küfür" ifadeleri dışındaki fikir ve düşünceleri hakaret sınıfına sokmak büyük bir vicdansızlıktır. Gelişme ve kalkınmanın önündeki en büyük engeldir.
Sövme ve küfür fiili sadece siyasetçilere değil her vatandaşa karşı yapıldığında suç teşkil eder. Bunu ayrıca yasa ile yazıp işlemeye gerek yoktur. Lakin şark kurnazlığı yaparak "suyumu bulandırıyorsun" diyen kurt-kuzu hikayesine benzememek gerekir.
Her yönetici, bu şahıs isterse Atatürk olsun; eleştirilebilmelidir. Zira bu insanlar Allah tarafından peygamber olarak gönderilmemiş ki; hata yaptığı zaman derhal düzeltilsin. Elçi ve nebiler dışında her insan hata yapabilir. Bu durum insana özgü bir davranış şekli olup ayıp da değildir. Ayıp olan hatasını anladıktan sonra dönmemektir.
İşte bu güzel "Topal Osman" çalışmasını bu gözle seyredip; istifade ettim. Çok sınırlı imkanlarla ancak bu kadar olur. Yoksa bazı sahnelerin çok inandırıcı olmaması bizim Türk sinemasının seviyesinin düşük olmasındandır.
Zira filmi seyrederken sanatçıların "rol yapmada" nasıl zorlandıklarını çok rahat fark edebiliyorsunuz. Fakat konunun ilk defa işlenmesi ve filmin çok cesurca perdeye aktarılması bu kusurları görmememiz için yeterlidir.
Yakın tarih yazarlarına da burada bir iki söz etmeyi uygun görüyorum. Lütfen insanları artık "siyah ve beyaz" karakterler olarak bizlere resmetmeyiniz. Bu insanların "adı üstünde hepsi insandır". Hata ve sevapları ile bu insanları tanımak istiyoruz.
Devletten alacağınız üç beş kuruşluk maddi bir menfaat veya konforlu makamlar yerine mesleğinizin hakkını vermeye çalışın. Riyakarlık ve omurgasızlık almış başını giderken onurlu bir şekilde meslek haysiyetini korumaya gayret edin.
Çünkü hepimiz ölüp gideceğiz. Benim gibi Allah'a iman edenler yaptıkları her türlü fiilden dolayı hesaba çekileceklerini iyi bilirler. Allah'a inanmayan ve hesap gününün dehşetinden habersiz olanlar dahi bu sözümü iyi dinlesin. Sizler de tarihin sayfalarında onurlu bir insan olarak anılmak istiyor iseniz "doğruları söylemekten" asla çekinmeyiniz. Omurgasızlık ve riyakarlığın insanı küçük düşüren çok çirkin bir davranış olduğunu unutmayınız.
Türk adaletinden ve mahkemelerinden de bir isteğim var. Gerçekten de bağımsız ve özgür olunuz. Vicdanınıza göre karar veriniz. Devlet başkanını eleştirdi diye insanları ağır para cezalarına ve hapislere göndermeyiniz. Unutmayın ki bu yönetici koltuklarına oturan her insan peşinen eleştirilmeyi göze almış demektir.
Zaten eleştiri yapılmazsa o makamların hakkını veremezler. Eleştirilsinler ki tekrar aynı yanlışı yapmasınlar. İşte bu yüzden kanaatlerini; özgürlük ve hürriyet tarafında kullanmaları onları küçültmez bilakis onurlandırır.
Batı ülkelerinin en ciddi gelişmesi özgürlük sayesinde olmuştur. Yöneticilerin de hata yapan bir insan olduklarının anlaşılması ve onların eleştiriye açık olmaları kalkınmanın en önemli dinamikleri olmuştur. Biz Türkler dahi bu anlayışla yaşamayı hak ediyoruz.
Ensemize vurulan şaplaklardan ve bu milleti küçük düşürücü sözlerden; artık bıktık. İşin acayip ve üzücü olan tarafı ise Sabetay Yahudilerinin bu mazlum Türk halkı üzerindeki acımasız zulüm ve haksızlıklarıdır.
Beğenmedikleri kişilere hemen olumsuz bir lakap takarlar. Örneğin Milli Mücadele Kahramanları Halit Paşa'ya "deli" Ethem beye "Çerkes" (Türk olmadığını özellikle ayırt etmek için) ve Osman beye "Topal" lakabı takılarak küçük düşürülmeye çalışılmışlardır. Şimdi bizde kalkıp bir Cumhurbaşkanına sol gözü rahatsız diye "şaşı" lakabı taksak ayıp olmaz mı?
Fakat bunu yapmayacağız. Zira bu Yahudi dönmeleri gibi olmadık durumlarda fitne çıkarıp bu aziz vatanın evlatlarını birbirine kırdırmak bizim işimiz değil sizin görevinizdir. Biz daima kardeşliği, sulh ve barışı önemsiyoruz. Kahraman ecdadımız gibi daima dindarlıkları, cengaverlikleri, dürüst ve ahlaklı olmaları gibi tarih sahnesine çıkmak istiyoruz.
Sizler de artık bu fitnecilikten vaz geçiniz. Zira sinsilikle aldatmakla artık hiç bir yere varamazsınız. Çünkü yalanların bir gün mutlaka güzn yüzüne çıkma huyu vardır, vesselam...


