ABD’nin Feto Oyunu
ABD’nin Feto’yu Türkiye’ye teslim edeceğini düşünmek ham hayaldir. Çünkü Feto’nun elebaşılık yaptığı örgütü semirtip büyüterek bu hale getiren ABD’nin bizzat kendisidir.
Müslümanlar arasında fitne çıkarmak ve İslam’a darbe vurmak maksadı ile kurulan FETÖ örgütüne en az 30 yıldan beri büyük yatırım yapan ABD, 15 Temmuz 2016 darbesi başarısız olduğu ve örgüt elemanlarının büyük bir bölümü tutuklanıp hapse tıkıldığı halde hala pes etmemiştir. Örgütün Türkiye ayağında ne tür gelişmeler yaşandığını bizzat yerinde görmek için New York ve Washington’dan iki savcıyı göndererek durum tespiti yapmaya çalışmıştır.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün ifadesiyle “dijital delillere, bazı sanıklara talepleri oldu” demesinden bunu anlayabiliriz. Güya kara para aklama konusunda Türkiye ile işbirliği yapıyorlar. Hâlbuki meselenin aslı FETÖ örgütünün tamamen çökmemesi için bazı önemli örgüt üyelerine mesaj vermektir. Bunu da “adli yardımlaşma ve işbirliği” adı altında yapmaya çalışıyorlar. Bunu anlamak için çok da zeki olmak gerekmiyor.
Bu iddiayı ispatlamak için aşağıda sunduğum örnekleri dikkatle okumak ve incelemek yeterlidir. Bu sayede FETÖ örgütünün nasıl bu hale getirildiği ve neden boş bırakılmadığı daha iyi anlaşılacaktır.
Silahlı kuvvetlerde örgütlenme, finans, uluslararası ticaret, uluslararası eğitim, uluslararası sanayi, uluslararası diplomasi, medya, istihbarat ve daha birçok uzmanlık gerektiren alanda belli bir standardın üzerinde yapılanma gerçekleştiren FETÖ örgütü, bu “uluslararası holding” kültürünü ABD derin devletinden ve Siyonist güçlerden alınmıştır. Yoksa bütün bu icraatları yapacak kapasite ne Feto’da ne de çevresinde yoktur.
Feto’yu vaaz verirken dinleyenler çok rahatlıkla şu tespitleri yapabilirler. Sümüğüyle ağlayan, ne söylediği tam belli olmayan, çoğu cerbeze ve laf ebelikleri yapan, gözleri ferfereş okuyan Şeytani bir yüz ile karşılaşacaklardır. Kendisini dinleyenleri dolduruşa getirip naralar attıranlar aynı zamanda Feto’yu da gaza getirmektedir. Havaya girdiği zaman akla ziyan her sözü söyleyebilen Feto; aslında çok büyük bir ABD derin gücü tarafından desteklenmektedir.
ABD çok kullanışlı birisi olarak gördüğü Feto’yu tanımak için çok aramamıştır. Her yönden elverişli bir yapıda gördükleri Feto’yu derhal kullanmaya başlıyorlar. Çünkü İskenderun’da ve Anadolu’nun bir vilayetinde öyle hareketler yapıyor ki koruyucuları müdahale etmeseler halk bunu linç edecek duruma geliyor. Tam bir kışkırtıcı olarak kendisinin reklamını yapıyor. Vaaz kürsüsünden Kuran-ı Kerim’i fırlatarak “buna uymuyorsunuz” diye bir kargaşaya yol açabiliyor.
Kuran-ı Kerim’e yapılan hürmetsizlik yüzünden bu coğrafyada çok kan akmıştır. Feto’yu cami cemaatinin elinden zor kurtarıyorlar. Fakat kafaya meşhur olmayı ve ABD’ye köpeklik etmeyi koymuş bir kere; aynı edepsizliği bir defa daha yapıyor. Yine bunu halkın linç etmesinden zor kurtarıyorlar.
İşte bu olağan dışı haller, Türkiye üzerinde her dönem planlar yapan CIA ve Siyonist örgütlerin gözünden kaçmıyor. İşte “aradığımız adam bu” diyerek kendisine hizmet etmekten hiç rahatsızlık duymayan Feto’yu desteklemeye başlıyorlar.
Bu durumu gören yakınları kendisini ikaz etmiş olsa da kendisine yakışan kibir ve enâniyet ile “asıl ben onları kullanıyorum” diyerek en sonunda bütün pisliklerinin ortaya çıktığı 15 Temmuz 2016 sürecine kadar geliyoruz.
Bir musibet bin nasihatten yeğdir demiş atalarımız. İşte bu yüzden Feto’nun fenalıklarının anlaşılması işte böylesine kanlı bir darbe sayesinde ortaya çıkmıştır.
Feto’nun mahiyetini 15 Temmuz’dan yıllar önce yazmış ve bu dehşetli örgüt liderinin fenalıklarını madde madde yazarak izah eden makaleler yayınlamıştım. Hatta öyle ki bazı dostlarım ile bu Feto yüzünden benimle olan ilişkisini kesmiş düşman olmuştur.
Yazı yazdığım bazı internet siteleri makalelerimi yayınlamıyor, yanlışlıkla yayınladıklarında ise siliyorlardı. Fakat ısrarım yüzünden yayınlamak zorunda kalan gazete ve sitelerde en fazla okunan yazılar; benim bu Feto’nun mahiyetini anlattığım yazılardır.
Feto’nun gerçek yüzünü; askeri okulda iken dini emir ve yasakları pervasızca çiğneyip kendisine uyanları nasıl maymuna çevirdiğini gördüğüm için kolaylıkla anlamıştım. Namaz kılmaya başlayan veya oruç tutan bir öğrenciyi gördüklerinde derhal bu farz ibadetleri yapmaktan vazgeçirtiyorlardı. Arkasından da “bakın göreceksiniz Vehbi’yi okuldan atacaklar, sakın onun yaptığı gibi ibadetlerinizi açıktan yapmayın” diyorlardı.
İşte bu çirkin davranışlar yüzünden insanlara nasıl bir tezgâh kurulduğunu ve Feto’nun sinsi çarklarının nasıl çalıştığını bir parça anlamaya başlamıştım. Evet, bu Sabetaycılardan dahi daha sinsi örgüt, eleman devşirmek için yıllarca emek veriyor Feto’yu göklere çıkarıyor ve en sonunda da Feto’nun yanına götürerek insanları adeta büyülüyordu. Bu esnada kazanılmak istenen kişiye çeşitli rüşvetler veriliyor makamı yükseltilip parasal ayrıcalıklar tanınıyordu.
İşte İzmir’de meczup bir vaaz hocasının Pensilvanya’da nasıl dehşetli bir örgüt lideri olmasının bir yönü budur. Burada herkesin kolaylıkla anlayabileceği ve itirazedemeyeceği bazı gerçekleri de göstermek istiyorum. Bu örneklerden ABD’nin FETÖ’yü nasıl semirttiği ve bu günlere getirdiği rahatlıkla anlaşılabilir.
Hiç kimse, bu örgütün ve kurumsallaşmış dev holdingin; Feto tarafından üretildiğini, yönetildiğini, yönlendirildiğini iddia etmesin! Zira İzmir’de bir vaaz hocası iken dünya çapında bir örgüt haline gelmek Feto’nun tek başına yapabileceği bir iş değildir.
Peki, etrafındaki seçkin bir ekip ile yapabilir mi? Bunu da söylemek doğru olmaz zira Feto’nun dünya çapında bir örgütü kurup yönetecek kabiliyette bir insan kitlesi veya süper yönetici asistanları pek görülmemiştir. Çünkü yakınındaki kişiler; yerel alışkanlıkları olan insanlardan meydana gelmektedir.
Bu düzeyde bir finansal hareketi, finansal gücü, diplomasi lobi faaliyetlerini, istihbarat yönlendirmelerini, halkla ilişkilerini bu insanların kendi başlarına yapması mümkün değildir. Perde gerisinde, duvarın arkasında, bizim hiç görmediğimiz ve göremeyeceğimiz bir yerde, bir büyük ABD ekibi; bu Uluslararası Holding’in bütün dünyadaki açık ve kapalı, açık ve gizli bütün işlerini koordine ediyor, konseptini tasarlıyor, bazı mühim ayrıntılara varıncaya kadar her aşamayı denetleyip ve güncellenmiş yönergeler veriyordu. Başka türlüsü, bu çapta bir kişi için mümkün değildir.
Bu konuda sadece fikir vermesi açısından bir örnekleme yapalım: Bazı geleneksel iş kollarında, çıraklık, kalfalık, ustalık süreçleri en az 10-15 yıl sürer. Bu süre boyunca, iştigal edilen iş alanının ustası olan zanaatkâr ve sanatkâr ustanın yanında, onun her istediğini yaparak, aslında işin doğası kavranır, işin incelikleri öğrenilir, o işin iyice aşama aşama içine girilir. Bu sayede zaman içerisinde kişi olgunlaşır, işi öğrenir, eli aşinalık geliştirir. Bazen bu mesleği öğrenmek için ebeveynler ustaların yanına çocuklarını verdikleri vakit parasını dahi verirler. Yeter ki mesleki tecrübesi artsın bir altın bilezik elde etsin. Bu süreç sonunda eğer istidadı varsa, o kişi kalfalık, ustalık seviyesine yükselir.
Örneğin, kuyumculuk mesleğinin birçok ince işi vardır. Altının bir hammadde olarak işlenmesi, bu değerli hammaddeye nasıl yaklaşılacağı, nasıl korunacağı, hangi ısılarda işlem yapılacağı gibi teknik aşamalar olduğu gibi, altına şekil verme gibi sanat ve tasarım gerektiren aşamaları da vardır. Hiç bir kimse, kuyumculuk işine girdiği ilk 10 gün içinde ustalık makamına çıkamaz! Çünkü bu durum işin doğasına aykırıdır!
Peki, diyelim ki, bir kişi, hiçbir kuyumcunun yanında çalışmadan, çıraklık bile etmeden bir kuyumcu dükkânı açtığını düşünelim. Üstelik bu kuyumcu dükkânı, tam bir marka bilinci ile logosu, amblemi, ambalajları, vitrin düzenlemeleri son derece klas ve birinci sınıf olsun. Bir sürü şubeler açmış olsun. Yerli altın pazarında kısa zamanda sözü geçen bir kişi olsun. Hatta uluslararası altın borsasında mühim bir aktör haline geldiğini görelim…
Ne kadar aykırı bir durum değil mi? Ya, perde gerisinden ona destek veren çok güçlü bir altın sarrafı ustalar grubu, bir pazarlama ekibi, bir araştırma-geliştirme, bir pazar manipülatörü, bir halkla ilişkiler, bir borsa uzmanı kısaca büyük bir ekip olmalıdır. Biz baktığımızda, patron masasında oturan kişiyi görürüz, fakat duvarın arkasında büyük bir ekip patron gibi çalışmaktadır. Ancak böyle mümkün olabilir.
Şimdi şu soruyu sormak icap ediyor. Hiçbir şekilde formel eğitim almayan Feto’nun 160 ülkede okul sahibi olması ve üstelik bu okulların bulundukları ülkenin iyi eğitim veren kurumları olarak işe başlaması nasıl olur? Elbette kolaylıkla bunu ABD derin güçlerinin finanse ettiği anlaşılacaktır.
Bu konu üzerine ciddi hiçbir çalışma ne yazık ki henüz yapılmamıştır. Bu okulların belli bir süreç içinde, aşama aşama iyi eğitim veren okullar haline gelmediği, işe en başından itibaren iyi eğitim veren okullar olarak başlamış oldukları bilinmektedir. Yüzyıllardan beri eğitin veren okullar değildir. Çünkü çok büyük bir ABD ekibi perde arkasında çalışmaktadır.
Sadece eğitim konusunda değil, örneğin meydana getirdikleri gazete, dergi, radyo ve televizyon da belirli bir standardın üzerinde çalışan kurumları da görmek mümkündür. Mesela bir gazetesi, 10 yılda üç defa uluslararası sayfa tasarımı ödülü aldı. Bu ödüller, dostlar alışverişte görsün kabilinden yalandan yere verilmiş ödüller değildir. Gerçekten de güzel sayfa tasarımları ve yarışmaya katılan diğer büyük gazetelerin güzel sayfaları arasından sıyrılarak, birincilik ödülü alabilmektedir.
Bu gazete yöneticilerinin önceki dönemlerinde yer aldıkları gazetelerde habercilik açısından kayda değer özellikleri bulunmuyordu. Fakat adeta sihirli bir elin dokunması ile güzel tasarlanmış bir gazete, habercilikte uluslararası standartları tutturan bir dil ve sürekli ödüller olan haber-fotoğrafçıları ile büyük bir sıçrama görülmektedir. Siyonistlerin medyada ne kadar güçlü olduğu; dünya çapındaki sahip oldukları medya kuruluşları ve gazetelerden anlaşılabilmektedir. Feto’ya bunların da destek verdikleri çok açıktır.
Ayrıca bu sıçramayı yapan ekip, Türkiye’nin en yetenekli ve en tecrübeli ekibi de değildir. Gazetecilik alanında herkesin yeni gördüğü, daha önce bu işleri yapmamış insanlardan oluşan bir ekip bu başarıyı getirmişti. Halbuki bu tür bir sıçramayı ancak bilinçli bir amaç ile yıllar yılı ilerleyen bir süreç içinde yapmak mümkündür. Tuğla tuğla örülerek, aşama aşama adım atılarak, iyileştirilerek yapılır. Bir anda olması; yurt dışından özellikle de ABD kaynaklı ellerin bu işe el atmasından kaynaklandığını anlamak, çok kolaydır.
Feto’nun gizli ve dünya çapında büyük bir örgütün maşası olduğu son dönemde yapmış olduğu icraatlardan da pekâlâ anlaşılabilir. Çünkü ABD ve Siyonist güçler; seçimle devrilemeyeceği ve halkın sevgisini kazanmış bir lideri yani Recep Tayyip Erdoğan’ı alt etmek için bu zavallıyı kullanmayı uygun görmüşlerdir.
15 Temmuz 2016 darbesinde başarısız olduğu için aynı Abdullah Öcalan gibi paketleyip vereceklerini düşünmemek gerekir. Bilakis delilleri karartmak ve suçüstünde yakalandıkları 15 Temmuz darbesini başka şekillerde sunmaya çalışacaklarından şüphe duymamak gerekir.
Amerikan derin güçleri, eğer teslim etmek durumunda kalır ise ya Feto’yu hurdaya çevirip ya da ağır hasta haline getirip kendileri için zararsız hale gelince Türkiye’ye teslim edeceklerdir. Zira onlar için bu şahıs, sadece bir maşadır. Kullanım süresi dolunca da hemen hurda raporunu imzalayıp devreden çıkarırlar…
Son sözüm Allah, kimseyi F. Gülen gibi şaşırtmasın, şaşırtırsa süründürmesin, süründürürse çektirmesin, çektirirse rezil etmesin, rezil ederse perişan etmesin, perişan ederse sersem, âvâre etmesin, vesselam…


