ABD Bükemediği Eli Öptü
Her şey Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “birkaç gün içinde Suriye’de harekât yapacağız” demesi ile başladı. Bunun üzerine ABD, Suriye’deki aşiretlere baskı yaparak; Türkiye’nin yapacağı operasyona karşı çıkmalarını istedi. Fakat aşiretler tam tersine Türkiye’yi desteklediklerini ilan edince; ABD içine düştüğü feci durumun farkına vararak bu işten sıyrılmanın yollarını aramaya başladı.
ABD Başkanı Trump, Erdoğan’ı arayarak önce harekâttan vaz geçmesini istedi. Fakat Türkiye’nin kararlı olduğunu görünce “bükemediğin bileği öpeceksin” kaidesi gereğince “Suriye’den askerlerini çekeceğini” açıklamak zorunda kaldı. Seçim konuşmalarına dayandırarak “ben zaten askerlerimizi çekeceğim” diyerek vaziyeti kurtarmaya çalıştı.
Bu çekilme işinin Türkiye ile koordineli bir şekilde yapılabilmesi gerekiyordu. “Patriot Füze Sistemlerinin” Türkiye’ye satılabilmesi için Senato’dan karar çıkardı. Bu iyi niyet gösterisinin karşılığında da harekatın bir süre ertelemesini istedi.
Türkiye için tam da Suriye’ye girmek için harekât yapmak üzere iken gelinen bu safhada erteleme iyi olmazdı. Zira ordu kırmızı alarmda her an harekât için emir bekliyordu. Fakat şartlar değişmişti ve ülkemizin menfaati açısından ertelemenin yararlı olacağı düşünüldü. Bu nedenle operasyon birkaç hafta ertelendi.
Bu arada sivil halkın desteğinin alınması için çalışmalar yapıldı. Suriye sınırındaki Azez kasabasında toplanan Arap-Kürt-Türkmen aşiretleri yöneticileri 400 kişilik büyük bir katılımla toplandılar. Sonuçta Türkiye’nin harekatını destekleyeceği ilan edildi.
Zaten işin en can alıcı noktası buydu. Suriye halkının çoğunluğunu meydana getiren bu insanlar; Türkiye ile birlikte hareket ettikleri takdirde gelecekleri açısından “en doğru karar” olduğunu anlamışlardı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları, Türk ordusu ile birlikte hareket eden Özgür Suriye Ordusunun ne derece başarılı olduğunu göstermişti. Türkler; en az sivil kayıpla ve olağanüstü titiz bir çalışmayla DAEŞ ve PKK teröristlerini sahadan temizlemişti.
Rusya’nın yaptığı halı bombardımanı, ABD’nin vurarak gerçekleştirdiği acımasız ve insanlık dışı katliamlar, Esed rejimi ve İran askerlerinin zulümleri; Suriye halkının gözünü açmıştı. 4 Milyona yakın savaş mağdurunu kucaklayan Türkiye’den başka kimseye güvenilmeyeceği artık anlaşılmıştı.
Bu durumu önce Rusya sonrasında İran kabul etmiş Astana sürecinde silahları susturarak sivil katliamını durdurmuşlardı. Fakat ABD bir türlü bu durumu kabullenemiyordu. Sonunda onlar da hatalarını hatalarını anladılar ve bu berbat durumdan kurtulmanın en akıllıca yolunun Türkiye ile anlaşmak olduğuna karar verdiler. Zira bölgede Türkiye’nin desteklemediği hiçbir gelişme; başarılı olamıyordu.
“Zor, oyunu bozar” demiş atalarımız. Gerçektende “yerinde ve zamanında hamleler yaptığın zaman; Allah muvaffak ediyor”. ABD CENTKOM Komutanı Votel’in dediği gibi “Karnıma yumruk yemiş gibiyim” sözü; aslında çok şey ifade etmektedir. Yahudilerin dolmuşuna binmek ve açıktan Türkiye’ye hasım politikalar yürütmek, ABD’ye çok pahalıya patlamıştı.
Artık savaşlar meydanlarda değil daha çok diplomasi ile kazanılıyor. Öyle ki; haklılığını masada ispatladığın takdirde; zafer için askerlere daha az iş düşüyor. İnisiyatif bir kez eline geçti mi; karşında duran ülkeler, isterse süper güç olsun, çaresiz kalabiliyor.
Oya gibi örülen ve adım adım gerçekleştirilen stratejik manevralar; ABD’yi geri adım atmaya itti. Türkiye karşısında “anlaşmaktan başka çare olmadığı” gerçeğini anlayan ABD’li yöneticiler, 70 yıllık NATO müttefiki olduğu Türkiye’yi; yeniden değerlendirmeye başladılar.
Bundan sonra meydana gelecek muhtemel gelişmeler; ülke başkanlarının açıklamaları yönünde şekillenecektir. Örneğin Trump’ın “Suriye’nin DAEŞ örgütünden temizlenmesini sağlayabilir misiniz” sorusuna Erdoğan: “lojistik destek verildiği takdirde olur” şeklinde cevap vermiştir.
Bu sözlerden anlaşıldığı kadarı ile önce Türkiye sınırından 40 km’lik bir derinliğe kadar yapılacak harekât şimdi Suriye’nin güneyine kadar uzamaktadır. Çünkü mevcut DAEŞ militanları Fırat’ın hem doğu hem de batısında yer almakta ve güneydeki Irak sınırına kadar uzanmaktadır.
Operasyon bu nedenle ertelenmiş ve daha fazla kuvvet kaydırılarak Suriye halkının da desteğini alacak şekilde yeniden planlanmaya alınmıştır. Bu nedenle erteleme işinde bir hayır vardır. ABD’nin ordumuza lojistik destek vermesi talebinin olumlu karşılanması da işin cabasıdır. İsterse desteklemesin nasıl ki; Afrin’de teröristlere dünyayı dar ettik, nispeten daha kolay bir coğrafyada bunu yapacak gücümüz var elhamdülillah.
Son olarak; operasyonlarda yeni teknolojilerin kullanılmasından da bahsetmiş olayım. Artık sıcak çatışmaya girmeden insansız hava araçları (İHA) tarafından tespit edilen hedefler insansız silahlı hava araçları (SİHA) tarafından kolaylıkla vurulmaktadır. Dünya üzerinde sadece 6 devletin elinde bulunan bu teknoloji dost ve düşmanlarımız tarafından hayranlıkla takip edilmektedir. Bu sayede kara kuvvetleri çok daha kolay ve daha az kayıpla ilerleyerek başarı kazanabilmektedir.
Gemiyle Yunanistan kıyılarından geçerken sık sık televizyonlarında Türkiye ile ilgili konuşmalara şahit oluyordum. Yunanca bilmesem de konuşmacıların Türkiye’nin ürettiği askeri araç ve teçhizattan kıskançlıkla bahsettiklerini rahatça anlayabiliyordum. Yerli üretimle bu son derece etkili silahları üretmek ve sahada başarı ile kullanmak Türkiye’nin son yıllarda gösterdiği en önemli başarılardan bir tanesidir.
Dostlarımızın güvenini ve düşmanlarımızın da gözünün korkmasını sağlayan bu gelişmeler; yarının dünyasında Türkiye’nin aynı ecdadı gibi yeniden “en güçlü devletler” sınıfına yükselmesini sağlayacaktır. Bu nedenle emeği geçen bütün bilim adamı, asker ve sanayicilerimizi bu vesile ile tebrik eder başarılarının devamını dilerim, vesselam…


