Yaz saati uygulaması gelsin mi?
Hükümetimiz bu yıl yaz saati uygulamasına son verildiğini açıkladı. Bilindiği gibi yaz saati uygulaması herhangi bir ülkede veya bölgede gün ışığından, sabahları daha çok yararlanmak üzere, periyodik olarak, saatlerin belirli miktarda (Türkiye’de 1 saat) değiştirilmesine denmektedir.
Zaten yıllarca benimsemediğim saatleri her yıl geriye, ileriye alma tatbikatı bitmiş oldu. Bence hükümet kaldırmakla iyi de etti.
Evet, güneş ışığı olmazsa olmazımızdır. Yokluğunda veya eksikliğinde birçok hastalık ortaya çıkabilir. Psikiyatride özellikle depresyonda kış aylarında yoğunlaşma olabilir ve tedavisinde de, korunmada da güneş ışığı tavsiye edilir. Hatta suni ışıkla tedavi metodu bile bazı ülkelerde uygulanmaktadır.
Ancak ülkemiz İskandinav ülkeleri veya Londra, Paris gibi şehirlerin aksine bol güneş almaktadır. Saydığım yerlere gidenler bilirler, buralarda havalar genelde -yaz dahil- yağmurlu ve karanlığa yakın bir ortama sahiptir. Bu yüzden güneşin o aydınlatan, ısıtan ve rahatlatan görüntüsüne hasrettirler.
Ayrıca yaz saati uygulamasının faydalı olup olmadığı da tartışmalıdır. Gün ışığından daha çok yararlanmak için gündüz saatlerine bir saat eklenmesi satış, spor ve iş saatlerine bağlı etkinlikleri olumlu yönde etkilerken tarım, gece eğlenceleri gibi güneş ışığı ile biten etkinliklere olumsuz etki yapmaktadır (Wikipedia Ansik.).
Yine uygulamanın ilk hedeflerinden biri akşam saatlerindeki aydınlatma enerjisi tüketimini kısmak olsa da, günümüzde çağdaş ısıtıcı ve serinletici cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte bu amacından sapmaya başlamıştır. Öyle ki, 20. Yüzyıl başlarında elektrik temel olarak aydınlatmada kullanılıyordu. Teknolojik gelişmeler yeni elektrik kullanım alanları ortaya çıkarınca buradan elde edilen tasarruf azaldı. Bu bakımdan bu uygulamanın kullanılması çelişkili ve tutarsız bir hal almaya başladı.
Tufts Üniversitesi’nden Prof. Michael Downing, yaptığı bir basın toplantısında gazetecilere, “Arkadaşlar komik olmayın. Şu son 100 yıl içerisinde yapılan saat değişikliğinden 1 kuruş enerji tasarruf edilmediği bir gerçek. Stalin’in halkın çalışma saatlerini artırmak için ‘Artık takvimler değişecek. Hafta sonu diye bir şey olmayacak. Her gün çalışılacak’ demesi gibi bir şey bu uygulama. Saat değişikliğinin ardında yatan gerçekleri görmek istiyorsanız büyük işadamlarının saat değişikliği olduğu dönemlerdeki girdi çıktılarına bir göz atın” demiştir.
Esas etkisi ise psikolojimiz üzerinedir. Uyumda zorluklar, performansta düşmeler, uyku düzeninde bozulmalar belirebilir. Tam yeni saate alışmışken yeni değişiklik gelir ve uyumsuzluk artar gider. Uyku-uyanıklık döngüsünü saatleri ileri-geri alarak bozmak sağlık açısından uygun değildir.
Çünkü biyolojik saatimizle oynanmış olur. Biyolojik saat, biyolojik ritmi düzenleyen epifizin (pineal bez) salgıladığı melatonin hormonu ile sağlanır. Karanlıkta uyuyup gündüz aktivitelerine devam etmek içimizdeki sirkadyen ritmi (yani vücudumuzun görünmeyen saatini) dengede tutmaktadır. Bu ritmin hücresel düzeyde geçerli olduğu Nobel ödüllü bilim adamımız Prof. Dr. Mithat Sancar ve ekibi tarafından keşfedilmiştir. Sirkadyen ritmin bozulması sonucunda (melatonin hormonu dengesizliğinin ardından) ortaya tansiyon sorunları, organ fonksiyon bozuklukları, beden sıcaklığında oynamalar ve hatta kanserde tetikleme görülmektedir. Bir saatlik değişim bile insan vücudundaki bu ritmi en azından üç hafta kadar bozmaktadır. (Bir ileri, bir geri… Neva Çiftçioğlu Banes. Haber Türk, 5.11.2016)
Bu yüzden bazılarının açtığı “saatler geri alınsın” ve “karanlıkta sabah işe gidiliyor” kampanyası uygun değildir. Saatler geri alınırsa bu defa akşam karanlıkta işe gidilecektir. Zaten Türkiye enerji sıkıntısı olup da aydınlatılması yetersiz olan ülke de değildir.
Sonra eğer sabah erken işe gidiliyorsa mesai saatlerinin veya okula başlama zamanının yarım saat öne çekilmesi yeterli olur. Ancak saatlerle oynanmamalıdır.
Kısacası şimdiki sistem yani hükümetimizin yeni uygulaması her bakımdan uygundur ve değiştirilmesine gerek yoktur.







