--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sosyal medya psikopatları

Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
7

İyi giyimli, yüksek eğitimli zeki kişilerdir bunlar. İnternet ile sosyal medyada yalan ve uydurma paylaşımlarda bulunurlar. Ortalığı karıştırmaktan, felaketlere ve huzursuzluklara sebebiyet vermekten, insanlara acı çektirmekten zevk alırlar. Paylaşımları yayıldığında, hele insanları panik ve kaygı içerisine soktuklarında bundan mutluluk duyarlar.

Sayın Cumhurbaşkanımız bu kişilerle ilgili şöyle demişti:

“Bir başka önemli sıkıntımız siber zorbalıkların çeşitleniyor ve artıyor olmasıdır. Özellikle sosyal medya bu anlamda tam bir çöplük, tam bir başıboş mecra haline dönüşmüştür. İnsanların taciz edildiği, dolandırıldığı, onurlarının kırıldığı, lince tabi tutulduğu, her türlü haklarının ihlal edildiği böyle bir sanal dünyaya asla teslim olmayacağız. Gerçek hayatta suç olan her şeyin internet ortamında da aynı karşılığı bulması şarttır. Ülkemizi yalan haberin, iftiranın, hakaretin, dolandırıcılığın, provokasyonların adeta bir çığ gibi toplumumuzun üzerine çöktüğü bu kâbus ikliminden çıkartmakta kararlıyız.”

Gerçekten bu sosyal medya psikopatları dıştan saygı duyulan statüye sahiptirler. Yakalandıklarında bir yandan pişman olduklarını söyleseler de diğer yandan zihinleri başka hile ve aldatmaların planlarıyla meşguldür. Zihinleri Fetö, PKK veya başka sapıklığa kiralanmış da olabilir. Ama genelde sol ve ülkesini sevmeyen tiplerdir.

Korona virüs bulaşması için 3 umreciyi görür, binlerce başka dış ülkelerden geleni görmezler. Veya bir hekimin hastane içi toplantıda iyi niyetle söylediği sözleri gizlice kayda alıp keserek sosyal medyada infial oluşturmaya gayret ederler. Uydurma rakamlar verirler. Sahte evrak hazırlarlar. İnandırıcı olmaya gayret ederler. Bu tiplerce ülkede iyi ve güzel giden bir şey bulmak mümkün değildir.

Hele ideolojik saplantılarıyla abartılı, yalan mesajlar atan takıntılı tür daha da tehlikelidir. Her kritik olayda idarecilerimize ve inançlarımıza düşmanlık kusarlar. Hemen Müslümanları, cami ve Diyaneti hedef alırlar. 

Ancak son pandemi olayında başta Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca olmak üzere yöneticilerimizin krizi müşfik ve şeffaf bir tarzda ustalıkla yönetmesiyle gayretleri boşa çıktı. İnşallah bu felaketi en az zararla atlatacağız. 

KEDİNAME

Mehmet Nuri Yardım’ı tanıyanlar azmine, enerjisine, çalışma disiplinine hayran olurlar. Çok iyi bir ekip arkadaşıdır. Kırmaz, kızmaz. Yapılması gerekeni usulünce gösterir, tatlı diliyle anlatır. Tek başına ordudur. Velut ve üretkendir. 

Yazdığı kitaplarla, düzenlediği söyleşi, kurs ve kampanyalarla faydalı ve yapıcı gayretleri ve faaliyetleri yazmakla bitmez.

İnsanları sevdiği kadar hayvanları da sever. Evlerinde 1-2 aylıktan beri besledikleri ve ev ahalisinin sevgilisi olmuş ‘Lokum’ adlı kedileri var. Sosyal medya günlüklerinde Lokum’un hal ve hareketlerinden bahseden, fotoğraflarını paylaşan M. Nuri Yardım, şimdi de isabetli bir iş yaparak onun kitabını yazmış. 

 “Aslında sadece kediler değil bütün hayvanlar bir hikmet için yaratılmışlardır. Yaratılışları gayesiz değildir. Meselâ kediler insanoğlu için bir terapi vasıtasıdırlar. Şöyle bir beş on dakika onu sevin, okşayın, bütün gerginliğiniz geçer, yorgunluğunuz biter, rahatlarsınız. Müslümanların kedilere bağlılığının sebebi Hazreti Peygamberin tavsiyeleridir. Peygamberimiz evinde ‘Müezza’ adını verdiği bir kedi beslemiştir. Onu sevmiş, okşamıştır.”

Kediname adlı harika kitapta neler yok ki? Kedinin ve kedi sevmenin tarihçesi, edebiyatımızda kedi ve kediye düşkün olanlar, kediyle ilgili ünlü yazarlardan makaleler ve hatıralar, şiirler, nükteler. Ayrıca ve tabi olarak dostumuzun kedisi Lokum ve Lokum’dan gördükleri, yaşadıkları.

İnanın Kediname, kedi sıcaklığında ve kedi gibi sevimli olmuş. Kedileri sevenlere ve sevmek isteyenlere tavsiye ederim. Çok ilgi gören, sevilen bu Kediname adlı yeni kitabı Akıl Fikir Yayınlarından çıktı. 

Yıllardır dostluğundan onur duyduğum komşum M. Nuri Yardım’a teşekkür ediyor, güzel faaliyet ve kitaplarının devamını temenni ediyoruz.

 

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

turgut ertav

21 Mart 2020 11:21

SALGIN HASTALIKLAR: AŞAĞIDAKİ BİLGİLERİ İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğeretim üyesi,Prof.Dr.Adnan Demircan'ın ''İslam Toplumu Salgın Hastalık ve Afetlerle Nasıl mücadele Etmişti?'' başlıklı yazısından aldım: Esasen bu uzun girişi son günlerde Çin’de görülen Corona virüsü ile ülkemizde yaşadığımız deprem ve çığ felâketleri sebebiyle bazı insanların oldukça yüzeysel, bilgiye dayanmayan ve zan ifade eden açıklamalarıyla karşılaştığımız için “Acaba eskiden İslam dünyasında salgın hastalıklar meydana gelmiş mi?” Geçmişte meydana gelen birçok taun salgınından söz edilir. Bunlardan biri Peygamberin yaşadığı dönemde, 627 yılında meydana gelmiştir. Şireveyh adı verilen bu taun Sasanilerin başkenti Medain’de görülmüştür. Hz. Ömer (ra) döneminde, 639 yılında meydana gelen Amvas veba salgını Suriye bölgesindeki Müslümanların faaliyetlerini ciddi anlamda etkilemiştir. 20 binden fazla insanın öldüğü bu taun sırasında Ebu Ubeyde b. Cerrah, Muaz b. Cebel gibi ashabın ileri gelenlerinden vefat edenler de olmuştur. Aynı yıl etkili bir kıtlık da yaşandı. 670 yılında Kufe’de bir taun vakasıyla karşılaşıldı. Muğire b. Şu’be bu taundan etkilenmemek için Kufe’den ayrıldı. Salgının etkisi geçtikten sonra döndüyse de hastalık kendisine bulaştı ve bundan dolayı vefat etti. 685 yılında Mısır’da ortaya çıkan taun da çok sayıda insanın ölümüne sebep olmuştur. Bundan iki yıl sonra, Abdullah b. Zübeyr’in hilafeti döneminde 687 yılında Basra’da oldukça etkili bir taun daha ortaya çıktı. Bu taundan üç günde 70 biner kişinin öldüğü söylenir. Yine bu taunda Enes b. Malik’in Basra’da ikamet eden çocuklarından ve torunlarından 80 kişinin hayatını kaybettiği anlatılır. Bu taundan üç günde 70 biner kişinin öldüğü söylenir. Yine bu taunda Enes b. Malik’in Basra’da ikamet eden çocuklarından ve torunlarından 80 kişinin hayatını kaybettiği anlatılır. 25 ve 733 yılında Şam’da şiddetli taun salgınları yaşandı. 734 yılında ise Şam ve Irak bölgelerinde, özellikle Irak’ın Vasıt şehrinde etkili olan bir taun görüldü. 735 yılında tabiin müfessirlerinden Katâde b. Diâme el-Vâsıtî taun sebebiyle Vasıt’ta öldü. Emevi halifesi III. Yezid b. Velid’in 744 yılında -başka sebeplerin yanında- kendisine isabet eden taun sebebiyle vefat ettiği söylenir. 749 yılında Basra ve çevresinde etkili olan bir taun salgınının üç ay sürdüğü ve bu sürede her gün yaklaşık bin kişinin hayatını kaybettiği anlatılır. 911 yılında Faris bölgesinde meydana gelen taunda ise 7 bin kişi vefat etmiştir. 77 yılında Bağdat’ta birçok doğal afetin meydana geldiği anlatılır. Yangın, depremler, Dicle Nehri’nin taşması gibi felaketlerin yanında taun da zikredilir. 1085 yılında Irak, Hicaz ve Şam bölgelerinde salgın hastalıkların ve taunun arttığı nakledilir. İnsanların yanı sıra evcil ve vahşi hayvanlar arasında ciddi ölümler meydana gelmiştir. Bundan başka 1258 yılında Bağdat’ta etkili olan taun ve salgın hastalıklar sebebiyle birçok kişinin vefat ettiğini biliyoruz. 1341 yılında meydana gelen taunda dönemin ünlü âlimlerinden Ebü’l-Haccac el-Mizzî Dımaşk’ta vefat etmiş, cenazesi İbn Teymiyye’nin mezarının yakınına defnedilmiştir. 1348 yılında geniş bir bölgede etkili olan taun sebebiyle Şam’da bir günde 300’den fazla kişinin vefat ettiği anlatılır. 1349 yılında salgının etkisi azaldı. 1363 yılında Mısır’da görülen taunda günde bin kadar kişinin öldüğü kaydedilir. Bunlar arasında âlimler de vardır. Zikrettiğimiz salgınların dışında İslam dünyasında ya da diğer bölgelerde etkili olan birçok salgın hastalık ortaya çıkmıştır. Bunların yayılmasını engellemek için uygulanan en önemli yöntemlerden biri karantinadır. Günümüzde de koruyucu bir önlem olarak uygulanmaktadır. Hz. Peygamber’in bir yerde veba salgınının çıkması halinde oraya girilmemesini, oradakilerin de oradan ayrılmamalarını tavsiye ettiği bilinmektedir (Buhârî, “Tıb”, 30). Hz. Ömer, Amvas vebasının etkili olduğu Şam bölgesine girdiğinde bu kurala uygun davranarak vebanın olduğu ordugâha girmedi. Daha sonra Dımaşk şehrindeki salgını etkisiz hale getirmek için Hz. Ömer’in vali olarak görevlendirdiği Amr b. el-As, insanları gruplara ayırarak çevredeki dağlara yerleştirdi ve birbirleriyle temas kurmamalarını istedi. Böylece hastalığın bulaştığı grupta bulunanların hepsi öldü, diğerleri ise kurtuldu. Bir süre sonra şehre girip yerleşmelerine izin verdi. ahiliye döneminde Mekkeli Arapların çocuklarını sütanneye vererek çöle göndermelerinin asıl sebebi, onları taun gibi bulaşıcı hastalıklardan korumaktı. Çünkü bu tür hastalıkların en çok yayılma imkânı bulduğu yerler şehirlerdi. Özellikle dünyanın farklı bölgelerinden insanın uğradığı Mekke gibi merkezî bir şehir risk teşkil ediyor Kaynakça: İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İsmail b. Ömer b. Kesir ed-Dımeşkî (ö. 774/1373), el-Bidâye ve’n-Nihâye, I-XV, Dâru’l-Fikr, 1407/1986. Eṭ-Ṭaberî, Ebû Ca’fer Muḥammed b. Cerîr b. Yezîd el-Âmilî (ö. 310/923), Târîḫu’r-Rusul ve’l-Mulûk, ve Ṡılatu Târîḫ eṭ-Ṭaberî, I-XI, Dâru’t-Turâŝ, Beyrut 1387/1967. Varlık, Nükhet, “Tâun”, DİA, https://islamansiklopedisi.org.tr/taun (12.02.2020). Saygılar.

Hikmet Yılmaz

21 Mart 2020 10:41

İyi giyinen yalancılar o kadar çok ki !.. Aşık Veysel olabildiler mi ?

Atilla Demir

21 Mart 2020 10:34

Istatistiklere göre geçen yıl Türkiye'de 900 milyon doktor ziyareti, 80 milyondan fazla MRT yapılmış. Durumun Korona öncesi vahimligini gösterir. Yetkililer sağlıklı olduklarından bu durumu yeteri kadar önemsemiyorlardı. Korona teşhis metodu da yoktu. Gelecek günlerde mevcut kronik hastaların yarıdan fazlasında Korona çıkarsa şasmayalim! Kısacası özellikle kronik hastalıklar konusunda tıbbın safsatalar yığını olduğu ortaya çiktı. Kronik hastalıklar söz konusu olunca mevcut tıp kurulduğu günden beri safsata ve vesveselere dayanır, kimseye =meşru ilaç mafyaları, doktorlar, eczacılar, aktarlar hariç= faydası olmadı ve olmayacak. Mevcut tıbta gerçekçilik yüzde beşi geçmez. Asalaklar, güya hastalık iyileştirme bahanesiyle devleti ve hastaları soyup soğana çeviriyorlardı. Dünyada kimse mevcut bilim ve düşünce yapısıyla diğer müzmin hastalık ve virüslere karşı kıyamete kadar başarılı olamayacak! Hastalık teşhisi Hipokrat'la ğaita ve bevl karıştırmakla, tedavisi ise ot, çöp, hayvan fosili kullanmak ve bevl içmekle başlamıştı, sonra tıp tamamen sihirbazlığa dönüştürüldü. Bugün müzmin hastalıklar hususunda üniversitelerde okutulup hastane ve muayenehanelerde uygulanan tıp tamamen sihirbazlıktır.

eren

21 Mart 2020 09:19

Kedi köpek köy evlerinin vazgeçilmezi olmazsa olmazıydı. Kedi ev içi tahıl ekmek yemeklerin farelerden boceklerden korunması için köpek de dışardan gelebilecek tehlike zararlara karşı beklenirdi. 1970 li yıllarda keçi sürüşü olan bir akrabam sürü kopeklerinden hiç birini aile dışından birinin sevmesini başını okşamasını istemez teşebbüs edilsede o köpeği taş atarak uzaklaştırırlardı. Niye böyle yaptıklarını sorduğumda herkes severse onlarda buna alışırsa hayvan sünepe olur ne kendisini nede sürüyü nede çadırı evi korur demişti

emre

21 Mart 2020 09:08

Sosyal medya psikopatları sosyal medya provokatörleri sosyal medya toplum muhendisleri sosyal medya sahil kokonaları sosyal medyada konjonktüre göre kemalist konjonktüre sağlıkcı olan bölücü yıkıcı baascı paralelci asılbizci mandacı neferlerin tek derdi türkiye müslüman türklere bırakılamayacak kadar bir ülkedir düşüncesi

Garip

21 Mart 2020 03:14

Musibetlerin hayırlara dönmesi böyle birşey galiba,kendimizi bilelim,maksat kimin haklı olup olmadığından ziyade saygılı efendi,maksatını aşmayacak şekilde tartışmalı.çoğumuz yorulduk bu ilk ben paylaşayım lik(e) tiplerden,ahkam kesenlerden,küfürbazlardan.

Osman

21 Mart 2020 02:42

Sosyal medyada yalan, yanıltıcı haber üretenlere, ortalığı germeye çalışanlara itibar etmemek lazım

Sefa Saygılı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle