Fetö’cülerin sapkın yolu
Geçen hafta sözünü etmiştik: FETÖ’cülerin saymakla bitmez rezaletleri ve kötülükleri ortaya çıktı, her geçen gün de başkaları ortaya çıkıyor. 251 insanımızı şehit eden, her türlü hırsızlık ve yolsuzluğa bulaşan, iftira ve yalana alışmış, kumpas kurup masumlara tuzak hazırlayan bu çetenin iğrenç ve aşağılık yüzü artık ortaya çıkmış halde. Fakat görüyoruz ki FETÖ’cülerin neredeyse çoğunluğu sabit fikirlerinde ısrar ediyor, FETÖ’yü temize çıkarmaya çalışıyorlar.
Şimdi soru şu: Bu sapıktan neden insanlar kopamıyorlar? Rezilliklerinin, hırsızlık ve yolsuzluklarının bilinmesine rağmen aynı tas aynı hamam devam ediyorlar?
Bunun tarihteki ve halen örneklerine bakarsak, kendini böyle birine kaptıran kişilerin yanlışları ve sapmaları görmesinin de çok zor olduğunu görebiliriz. Sebatay Sevi, Bahailik, Kadıyani ve benzerlerini incelemek FETÖ gerçeğini kavramamıza yardım edecektir.
Bunlardan 14. Asrın yalancı peygamberi Mirza Gulam Ahmed Kadıyani’den söz etmek istiyorum. Benzerlerine de uygulayabilir, devrimizde rastlanan yalancı mehdi ve peygamberlerin kimin hesabına çalıştıklarını ve nasıl bir kişiliğe sahip olduklarını anlayabiliriz.
Mirza Gulam 1835 yılında Hindistan’ın Pencap Kadiyan’da doğdu. Çocukluk ve ilk gençlik yılları bu kasabada geçti. 1864-1868 yılları arasında mahkemede çalışan küçük bir memurdur. Onun bu dört yıl süren memuriyet hayatı, iddiaları için esaslı bir zemin ve basamak oluşturmuştur.
Şöyle ki: Gulam, ruhen ve bedenen çeşitli hastalıklara müptela idi ve ahlâken de aşağılık bir seviyedeydi. Marjinal bir aileden geliyordu. Hindistan’da diğer sınıflarla uçurum farkı olan asil ve zengin kesime imreniyordu. Sınıf atlayabilmenin, meşhur olabilmenin kestirme yollarını bulabilmek için kafasını çatlatırcasına yoruyordu. Peygamberliğini ilanından bir süre sonra, kavuştuğu emelini şöyle açıklıyordu: “Ben zavallı biriydim. Kimseler beni tanımazdı. Hayatta geçim vasıtalarımda rahatlık ve kolaylık temin edecek kadar bir şey değildi. Fakirken Allah dünyayı emrime verdi.”
Faaliyetine başlayışı
Gulam ilk çıktığında Müslümanlar Hindistan’da üzücü ve acıklı bir haldeydiler. Hindular ve Hıristiyanlar, Müslümanları yaylım ateşine tutmuşlardı. Zaten Hindistan, İngiltere’nin sömürgesi durumundaydı. 1857’de zulme ayaklanan Hindu ve Müslümanlar, acımasızca imha edilmişlerdi. Böyle üzücü ve çaresiz ortamda, insanlar kurtarıcı yani mehdinin çıkışına ümit bağlama eğilimine girerlerdi.
İşte Gulam bu konuları iyice öğrenerek Müslümanların bu zaafını kullanmayı kafasına koydu. Önce onu İslam’ı savunan davetçi rolünde görüyoruz. Ateşli vaaz, kitap ve yazılarıyla ezik haldeki Müslümanlar arasında oldukça ilgi topladı, kimsenin aldırmadığı kişiliği ön plana çıkmaya başladı. Sanki itikadında sapıklık yok gibiydi. Ancak uyanık Müslümanlar bu devrede söylemlerinde birtakım gariplikler seziyorlar ve bunları aleyhine kaydediyorlardı. Çünkü Mirza’da gurur, kibir ve üstünlük fikirleri vardı. Kendisinin ümmetin evliyalarının en üstünü olduğunu ima ediyordu. Sıkıştırılınca da teville işin içinden çıkıyordu. Ancak zor günlerde İslam’ı müdafaa etmesi ile seviliyordu. Derken 1888 yılında çevresindekilerden biat almaya, cemaat oluşturmaya adım attı. Artık kendisini “Allah tarafından gönderilmiş 14. asrın müceddidi” olarak tanıtıyordu.
1891’de daha başka hale çevrildi: Uydurma rüyalarla, hadisi şerifleri çarpıtarak kendisinin İsa ve mehdi olduğunu ilan etti.
Ahalinin akın akın kendisine bağlandığını gören Mirza, 1900 yılında makamını daha da yükseltir: Artık peygamberliğini açıklamanın zamanı gelmiştir.
Biat şartları on maddedir: Gulam Ahmed’in cemaatine giren kimse şirkten, her türlü büyük günahtan sakınacak; hatta teheccüt (gece) namazını kılacak, bütün insanlara iyilikle davranacak, her durumda Allah’a bağlı kalıp kendini O’na adayacak, Kur’an’ın yolunda yürüyecek, İslam’a bağlılığına kendi hayatından, çocukları ve kıymetli bildiği her şeyden daha çok değer verecek, dini dünyanın üstünde tutacak ve son olarak da her iyi şeyde kendini Gulam Ahmed’e kopmayacak şekilde bağlayacak, ölünceye kadar ona itaat edecektir.
Zahiren sofu görünseler de Gulam Ahmed İngilizlerin maşasıydı, İngiliz hükümetine methiyeler düzerek cihadı reddediyordu. Hindistan’da Müslümanlar arasında büyük fitneye yol açtı.
“Sözüme ters düşen her hadis ya sahih değildir veya tahrif edilmiştir” diyordu. Yalan, tevil, iftira onun özelliklerindendi. Kehanetleri hiç tutmadı ve hep yalan çıktı. Buna rağmen zerrece ibret almadan yalanlarını sürdürdü.
Bu kadar foyası çıkmasına rağmen taraftarları peşinden gitmeye devam ettiler. 1908’de feci şekilde can verdi.
Ölmesinin ardından 110 yıl geçmesine rağmen halen dünyada 2-4 milyon Kadıyani vardır.







