--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Büyük mucize: Bebek

Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
6

İnsanoğlu inanmak için hep mucize beklemeye eğilimlidir. Hâlbuki her yanımız inanılması zor mucizelerle doludur. Meselâ yeni doğan ve hızla büyüyen bebek ibret alanlar için ne büyük mucizedir!

Yeni doğan bebeği olanlar harika bir yaratıkla karşı karşıya olduklarını hemen anlarlar. Çocuk büyüdükçe ve bağımsız bir varlık haline geldikçe de bu güzel yaratığı izlemek ayrı bir haz verir insana. İlk torunum Selim bir ayını doldurmadı ama gözümüz üzerinde ve baktıkça mutlu ediyor bizleri.

Bebek, hayatı boyunca muhtaç olacağı bütün imkânlarla en küçük ayrıntısına kadar düşünülmüş ve buna uygun olarak da donatılmış bir canlıdır. Onun yaşaması, gelişmesi, hastalıklardan ve sakatlıklardan korunması için sağlanan yollar ve tedbirler akla durgunluk verecek niteliktedir.

Bebek yıllar geçtikçe okunabilecek bir kitap gibidir. Her gelişme devresinde insan ondan yeni bir şeyler öğrenecektir.

Anne ve babasının 23’er kromozomunun birleşmesi ile oluşan bebek, ikisinden de özellikler taşır fakat hiçbirisine tıpatıp benzemez. Bu benzeşmezlik ileride kişilik ve kültür alanında daha da belirginleşecektir.

Bebeğin üst yarısı daha ağır gibidir, gerçekten de öyledir. Bunun ilk sebebi; başın, ikinci sebebi ise karnın büyüklüğüdür. Karnın büyüklüğü karaciğerdendir. Bebek doğmadan önce ne olur ne olmaz dercesine bu organ demirle doldurulmuştur. Demir, kan için çok gerekli bir mineraldir çünkü.

Bebeğin kolları, bacakları insanı şaşırtacak kadar kısadır. Daha çok kıkırdaktan oluşmuş iskeleti o kadar yumuşaktır ki, kauçuğu andırır. Bel kemiği yine öyle elastiktir ki yavrucak iki yandan çekilse birkaç santim uzayabilir. Bebeğin yanakları, cumba gibi fırlaktır yani hafif sivricedir. Bu durum, annesinin memesini iterek süt çıkarmasını kolaylaştırır. 

Doğuşta bebeğin kafatası tam olarak kapanmamıştır, çünkü büyümesi için buna ihtiyaç duyulur. 18 aylık olunca da kapanır.

Bu minik insan, ana karnında tek bir hücreden milyarlarca hücrelik bir varlık haline gelene kadar kâinatın en büyük macerasını yaşamıştır. Meselâ kalbi doğumdan 8 ay önce çarpmaya başlamıştır. Vücudun şekli ve organları daha 6,5 ay önceden belirlenmiştir. Oluşmasından beş ay sonra henüz yarım kilo bile değilken, beynindeki 100 milyar sinir hücresinin (nöron) hepsi görev yapmaktaydı. Yavru her yerini kıpırdatabiliyor, geriniyor, kollarını büküp düzeltebiliyor, başını oynatabiliyordur.

Bebekler doğar doğmaz annelerinin kokusunu ve sesini tanır; birkaç hafta içinde de görüntülerini öğrenirler.

Bebeğin doğumdan hemen sonra ağlamasının da hikmeti vardır. Bu sayede akciğerlerini ilk denemeye sokar, boğazı ve burnunu birikmiş sümük türü şeylerden temizler, ses tellerinin çalışır hale gelmesini sağlar.

Bebek, anne karnında iken ihtiyacı olan oksijen ve besleyici maddeleri göbek kordonu sayesinde plasentadan alır.

Bebeğin tam doğduğu sırada kanı yön değiştirir. Bebek ana karnında nefes alıp vermediği için kanı akciğerlere gidip dönmesine gerek yoktu. Yavru oksijen ihtiyacını ana karnındaki oksijenle sağlamaktaydı. Fakat dünyaya geldiği, yani su ortamından hava ortamına çıktığı anda, akciğerler artık görevlerini yapma emrini almışlardır. Kan da öyle…

O zaman, kalpteki bir delik tıkanır ve kan ciğerlere gitmeye başlar. O andan itibaren oksijen, yavrunun ciğerlerini doldurur ve büyük bir mekanizma harekete geçer. Bu olayla ayı anda solunum faaliyeti, çocuğun kumandası altına geçecektir.

Gerçekten bebek sayısız mucizelerle, şaşırtıcı harikuladeliklerle doludur, yeter ki ibret gözüyle bakalım…

 

Sefa Saygılı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle