Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’ye dil uzatan akademisyene reddiye

16 Mart 2019 Cumartesi

Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895) Osmanlı devlet adamı, tarihçi, eğitimci, edebiyatçı, dilci, şair, din adamı ve büyük hukukçudur. Her sahada eser vermiş olan öncü bir bilim adamıdır.

Tuna eyaletinde bulunan Lofça’da doğdu. Ailesi tarafından tahsilini ilerletmesi için gönderildiği İstanbul’da medrese tahsili yaptı. Rumeli kadılığına atandı. Dersiam olarak yetkilendirince eğitim-öğretim sahasına geçti. Meclis-i Maarif’te üyelik ve Darü’l-Muallim müdürlüğü yaptı. Öğretmenlik mesleğini bu topraklarda ilk defa yasal ve pedagojik sisteme kavuşturdu. İstanbul’da ilk hukuk mektebinin açılışını yaptı. “Tarih-i Cevdet” adlı kıymetli eserini Padişah Abdülmecit Han’a takdim edince rütbesi yükseltilerek Osmanlı Devletinin resmi tarihçisi oldu. Sultan II. Abdülhamit döneminde Adliye Nazırlığına getirildi.

İslam Hukukunu derinden bilen büyük âlim hukukçularla çalıştı. 1861’de Meclis-i Vala-yı Ahkâm-ı Adliye’ye üye tayin edildi. İlmiye sınıfından vezir ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’ye reis seçildi. Osmanlı Devletinin adliye ve hukuk düzenini yeniden inşa etti.

Tanzimat’tan sonra Avrupa devletlerinin kanunlarını iktibas furyası başlamıştı. Başta Ali Paşa olmak üzere batıcı kafalar Birinci Napolyon zamanında hazırlanan Fransız Medeni Kanunu’nun tercüme edilerek Osmanlı Devleti’nde tatbik edilmesini istiyorlardı. Buna mukabil Şirvanizade Rüşdi Paşa, Fuat Paşa ve Ahmet Cevdet Paşalar zengin ve işlenmiş İslam Hukuku tezini savunuyorlardı. İslam Hukuku görüşü üste geldi ve “Mecelle Cemiyeti” kurularak başına Ahmet Cevdet Paşa reis seçildi. Böylelikle hukuk ve fikir hayatının ölmez ve muhteşem abidesi olan “MECELLE-İ AHKÂM-I ADLİYE” eseri meydana kondu. Türk-İslam kültürüne yapılan en büyük hizmet oldu.

Mecelle, İslam Hukuk (Fıkıh) kaidelerinin bir kanun haline getirilmesidir. 14 âlim/İslam Hukukçusundan oluşan bir heyet tarafından hazırlanmıştır. Ahmet Cevdet Paşa heyetin başkanı olarak muhteva, özellikle üslup ve yazım tarzı bakımından etkili olmuş, mükemmel seviyeye erişmesini sağlamıştır. Mecelle 1868’de yayınlanmıştır. İlk Türk Medeni Kanunudur.

İstanbul’da tarih boyunca iki büyük taknin (hukuk kurallarının yazılı bir şekilde belirlenmesi) yapılmıştır. Birincisi Justinianus Digestleri, diğeri Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’dir. M. Şevket Eygi Üstadın değerlendirmesiyle; “Mecellenin birincisinden üstünlüğü, bilhassa başındaki harika 99 Kavaid-i Külliye’den ileri gelmektedir. Bu genel prensipler, sadece hukukun değil, evrensel hikmetin (bilgeliğin) kurallarıdır ve medenî insanlığa ışık tutmaktadır.”

Mecelle,1851 maddelik bir medeni kanundur. Bir mukaddime ile 16 kitaba ayrılmıştır. Mecelle cemiyeti vakitsiz kapatıldığından tamamlanamamıştır. Mecelle; yazılış tarzı, üslubu ve muhtevasıyla özellikle başındaki 99 hukuk kaidesi ile şaheserlik arz eder. Her biri hukuk vecizesi olmak itibariyle ilim irfan sahibi herkesin istifade edeceği temel prensiplerdir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra, Mecelle yürürlükte iken hukuk alanında başlatılan devrim hareketinin sonucunda İsviçre Medeni Kanunu iktibas edilerek (çeviri yoluyla) 743 sayılı Türk Medeni Kanunu adıyla 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 

Adliye Vekili Prof. Dr. Mahmut Esat Bozkurt’un hazırladığı gerekçede, “Yasaları dine dayanan devletler, kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin isteklerini tatmin edemezler. Çünkü dinler değişmez hükümler ifade ederler. Hayat yürür, ihtiyaçlar sürekli değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir değer, bir anlam ifade etmezler. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur... Esaslarını dinlerden alan yasalar uygulanmakta oldukları toplumları, indikleri ilkel devirlere bağlarlar ve gelişmeye engel belli başlı etken ve unsurlar sırasında bulunurlar” demiştir.

***

Hukuk siyaseti bakımından iki anayol karşımıza çıkmaktadır. Birinci yol, tarihi ve hukuki devamlılık, toplumun ihtiyaçlarına ve değerlerine uygun yasaların hazırlanmasıdır. İşte bu yolun öncüsü Mecelle Cemiyeti ve Ahmet Cevdet Paşa’dır. İkinci yol; pasif bir boyun eğiş ve kabulle, iktibas (çeviri) yolunu tutanlardır. Bu yolun öncüleri de, Ali Paşa’dan başlayan Mahmut Esad Bozkurt’la devam eden ve günümüzde halen güçlü takipçileri olanlardır.

2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Ceza kanunu ile birçok sıkıntılı özel Ceza Kanunlarının ve 6284 sayılı yasanın mimarı olarak anılan Prof. Dr. İzzet Özgenç’in 03.03.2019 tarihinde sosyal medyada (Twitter adresinde) yayınladığı “AHMET CEVDET PAŞA VE MECELLE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME” başlıklı talihsiz yazısına reddiye yazmak ihtiyacı doğmuştur. 

Sayın akademisyen yazısında “Ahmet Cevdet Paşa, bir askerdi. Ama aynı zamanda hukuk ve tarih konularıyla da ilgilenmişti. Ahmet Cevdet Paşa bir bilim insanı değildi… Ancak hukuk bilgisi sathi idi.” Devamla “Ancak Mecelle bugün için uygulanabilir bir pozitif hukuk metni, kanun değildir. Mecellenin uygulanabilirliği de bulunmamaktadır. Mecelle içinde, hatta “KAVAİD-İ KÜLLİYE” olarak tavsif edilen ilk yüz maddesi arasında, bugün hukuk biliminin gelişmişliği, düzeyi itibarıyla sorunlu ve kabul edilemez hükümler bulunmaktadır. Mecelle ile ilgili olarak tek sorun münhasıran Hanefi fıkhının esas alınması değildir” ifadelerine yer vermiştir.

Sayın akademisyenin Ahmet Cevdet Paşa için söylediği ‘bir askerdi’ ifadesi doğru değildir. Kaynaklara başvurarak açıkladığımız üzere Ahmet Cevdet Paşa bir ilim ve devlet adamıdır. Osmanlı döneminde paşalık aynı zamanda yüksek seviyeli ilim ve devlet adamlarına verilen bir unvandır. Yani Ahmet Cevdet bir sivil paşadır. 

Dünya Savaşı’ndan sonrası Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla Mecelle, halef devletlerinin çoğunda (hiçbir zaman yürürlükte olmayan Mısır hariç) kalıcı bir etki bırakmıştır. Osmanlı medenî kanunu olan Mecelle yalnız bizde değil, dünya hukuk tarihi bakımından da abide bir eserdir.  Mecelle; etkili, tutarlı ve yerinden edilmesi zor olduğu için çoğu yerde uzun süre devam etmiştir.

Sayın akademisyenden, Mecelle’nin tabii hukuk kaideleri olan ve İslam Hukukunun (fıkhının) temel ilkelerini oluşturan 99 Kavaid-i Külliye’den, sorunlu ve kabul edilemez olanlarını açıklamasını bekliyoruz.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • MehmethanMehmethan5 ay önce
    Bizim evrimciler bina okur, döner yine okur.. Farklı ve ilginç bir makale olmuş.. Tebrikler sevgili üstad.. selâmlar
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer6 ay önce
    Kaleminize..sağlık..
  • CevdettCevdett6 ay önce
    Yağmacı dergilerde parayla yayın yapan çakma prof dolu bu memlekette maalesef akademisyenlik te ayağa düştü. Mecelle yi öcü sanan bir sürü akademisyen var.
  • Atıf DedebeyAtıf Dedebey6 ay önce
    Adam profesör olmuş ama paşa rütbesinin sadece askere mahsus olduğunu sanıyor. Bu tür profesörlerden bir de müslümanların kadınların "pire" ile nikâhlandıklarını sanıyordu. Lütfen okuduğunu anlayacak çapta insanlar profesörlüğe yükseltilsin diyeceğim ama Türkiye'de uzun zamandan beri ilim adamından Türkçe bilmesi değil İngilizce bilmesi isteniyor. "Ört ki ölem!.."
  • Yusuf canYusuf can6 ay önce
    Bazı bilim adamlarıeşya olduğunu zannedenler nedense Batı'nın kulu oluyor ama isYaratana gelince hemen ölümü öyle deyip puta yapmaya devam ediyorlar,bu ülkede,insanları aslanlara yem eden kadınları zevk sefa aracı gören Roma hukuku okutulur iyilik ölüm var iyilik cehennem var,oldukten sonra hiç bir beşeri kanunun sizi korumalığını anlayacaksınız ve müridi oldukları şeytanla beraber bronzlasacaksiniz
  • Mustafa Mustafa 6 ay önce
    3/28 - Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.

Günün Özeti