Mübadele meşrû ise ticaret de meşrû olur!
Alışveriş, ihtiyaçların karşılanmasında bir zorunluluk. Eski tâbirle mübadele dediğimiz alışveriş aslında malın mülkiyetini ve değerini karşı tarafa devretmek.
Malûmunuz insanoğlunun pazar ekonomisine geçişte ilk kullandığı alışveriş çeşidi trampa… Yani bir malın diğer mal ile takası… Uzun yıllar ticarete hâkim olan bu tür mal değişimi zamanla denkliği sağlayamadığından toplumlarda ihtiyaçları karşılayamamış. Dolayısıyla mübadelede farklı yollar aranmış. İnsanların en çok kullandıkları bıçak, halat, davar, at, deve, hurma, buğday, arpa, hayvan derisi ve tütün gibi bedelleşme çeşitleri devreye girmiş.
Söz konusu maddelerin pazarlarda kullanımı yaygınlaşarak alışkanlık hâline gelmiş hatta bu alışveriş çeşitleri borçların ödenmesinde bile etkili olmuş. Ancak pazar ekonomisinin genişlemesi ve büyümesiyle tüm mübadele araçları yetersiz kalınca insanoğlu önce demir, bakır, gümüş ve altından oluşan madenî, daha sonra banknot şeklinde kâğıt parayı alışverişin aracısı yapmış.
Evet, alışveriş bir bakıma; üretilen malın fazlasını bir bedel karşılığında satmak, ihtiyaç duyulan malları da kazanılan bedel karşılığında satın almak. Özetle gerçek alışveriş satma ve almanın dengeli şekilde tamamlandığı bir işlem. İslâm Dini başta, birçok dinin ve iktisat filozofunun karşı olduğu faiz de alışverişte işlemin tamamlanmaması sebebiyle ortaya çıkıyor.
Geçen yazımda da bahsettim... Alışveriş; ekonominin temel esaslarından biri. Tabii müslümanlar için alışverişte de önemli olan meşruiyet...
İşte günümüzdeki ekonominin tıkandığı yer burası… Zirâ para alışverişte izâfi değer… Yani para gerçek mal değil, malın mübadele aracı. Bugünkü iktisadî sorunlar, paranın gerçek mal gibi benimsenmesinden kaynaklanıyor.
***
Paranın alışverişte kullanılmadığı devirlerde mal stoklamak zordu. Paranın devreye girmesiyle para biriktirme olayı fazlalaştı. Ancak bu defa da mal mübadelesinde vasıta olan paranın parayla değiştirilmesi gibi farklı durumlar ortaya çıktı. Alışverişin aracı paraya, sahip olmadığı güç yüklendiğinden ekonomik sorunlar oluştu.
Bugün de aynı… Maalesef günümüzün iktisatçıları parayı sâdece ekonomi olarak görüyor. İşte bu yanlış anlayış yerli veya küresel mal ticaretinde, üretim, tüketim, alışveriş ve tedavülde sorunları beraberinde getiriyor.
Paranın olmadığı veya çok az kullanıldığı devirlerde alışverişte trampa ve takas usulü yaygındı. Tabii söz konusu alışveriş türleri Arabistan yarımadası ticarî hayatında da rağbet görüyordu. Fakat söz konusu alışverişin zor yönleri vardı. Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, o dönemde takas veya trampa yerine para ile alışverişi tavsiye etti.
Meselâ o devirde yaygın olan kaliteli hurma ile kalitesiz düşük hurmanın takası bu konuya müşahhas bir örnek… Çünkü Peygamber Efendimiz hadisleriyle denkliğin güçlükle sağlanabildiği veya sağlanamadığı mal takasında; faizden kaçmanın yanı sıra, para ile alışverişte mal ticaretinin daha fazla artacağına ve ekonomik hayatın hızlanacağına işaret ediyordu.
Maamafih İslâm Dini, faizin önlenmesi ve gerçek, doğru alışverişin oluşması için para ile alışverişi salık vermiş, beraberinde parada değerin korunmasını da istemiş… Parada değerin aynı seviyede tutulması yani enflasyonun önlenmesi konusunda tedbirler alınmasını önermiş.
***
Dinimiz mübadeleyi, satma ve satın almanın tamamlandığı bir işlem olarak tarif eder… Alışveriş; para ile bir şey almanın yanında kazanılan para ile de bir şeyler satın almak anlamına geliyor. Söz konusu tanımı Kur’an-ı Kerim’den alıyoruz. Yüce Kitabımız’da geçen alışveriş karşılığındaki (bey’) kelimesi satmak ve satın almak mânâlarını ihtiva ediyor. Bakara Suresi’nin 275’inci âyeti kerimesinde “…Allah alışverişi (bey’) helâl, faizi ise haram kıldı…” emri alışverişin yani mübadelenin sınırlarını çiziyor.
Yine İslâm; insanın canı, malı, dini, ırz ve namusunu koruma altına almış. Hatta bir kişinin malını korurken öldüğünde şehit olacağını ifade etmiş… Diğer taraftan dinimize göre, bir kişinin malını elinden zorla veya aldatarak almak ve insanların mallarını haksızca yemek de haram. Malın değerini düşürücü veya yükseltici meşru olmayan uygulamalar da kesinlikle yasak.
Alışveriş hukuku burada bitmiyor… İslâm Dini siyasetin tersine alışverişte “mutlak rıza” şartını getiriyor... İslâmiyet’e göre, rıza olmadan hiç kimsenin malı, mülkü elinden alınamaz... Hatta maddi ve manevi zorlamalarla hiç kimse alışveriş yapmak mecburiyetinde bırakılamaz. Bugün dünyada sıkça kullanılan reklâmcılığın İslâm hukukuna göre ne kadar insanî ve ahlâki olduğunu bir düşünün!..
Alışveriş hukukunda “mala fiyat koyma” konusu da oldukça mühim. Genellikle arz / talep dengesinde oluşan veya serbest piyasada gerçekleşen fiyat, meşru kabul ediliyor. Dinimiz İslâm da bu yolu seçiyor. Dinimize göre, normal piyasa şartlarında bir malı fiyatlandırmak, narh koymak mekruh ve memnu’… Dinimizde “fiyatlara müdahale piyasa gereklerini bozar” anlayışı hâkim. Ancak tekelleşme, stokçuluk, karaborsa (ihtikâr), halkın alım gücüne ve ticarete zarar verecek üretici / tüketici arasındaki çekişme gibi piyasa ve pazar bozucu hâdiseler oluştuğunda devletin fiyatlara müdahale salahiyeti doğuyor.
Anlaşılan alışveriş yani mübadele ne kadar meşrû ise ticaret ve ekonomi de o kadar meşrû ve doğru yolda demek! Konuya devam edelim inşallah…