Münafık şer ittifakının melanetleri (12)
Münafık şer ittifakının melanetleri (12)
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
BOP KAPSAMINDA GELİŞEN OLAYLAR
ABD-İSRAİL VE İRAN SAVAŞININ NETİCELERİ
1-Uluslararası Hukuk hiçe sayıldı
*17 Mayıs 2010’da Türkiye, Brezilya ve İran arasında Nükleer takas antlaşması (Tahran deklarasyonu) yapılmıştı. On maddelik bu antlaşmaya göre; İran, Nükleer silahların yapılmasının önlenmesi antlaşmasına bağlılığını bildirmişti. Aynı şekilde, Nükleer enerjinin araştırılması, üretilmesi ve kullanılmasının barışçıl amaçlara yönelik olacağını da kabul etmişti. Yine 14 Temmuz 2015’te ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve İran arasında bir Nükleer anlaşma (JCPOA) imzalanmıştı.
Bu anlaşmaya göre; İran, Uranyum zenginleştirmesini sınırlamayı ve tesislerin denetlenmesine izin vermeyi kabul edeceğini beyan etmiştir. İran’ın nükleer çalışmalarla ilgili taahhütleri bununla da sınırlı kalmamış, İran ile ABD, arasındaki nükleer müzakereler, Türkiye ve Umman’ın arabulucuğunda 6 Şubat 2025’te Umman’da başlatılmıştır (Umman görüşmeleri). Müzakereler daha sonra 17 Şubat 2025’te Cenevre’de devam etmiştir (Cenevre müzakereleri).Taraflar görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ve 26 Şubat 2025’te Cenevre’de yeniden bir araya gelinmesi konusunda anlaşmaya varmışlardı.
Fakat İran’ın iyi niyetine rağmen, D.Trump yapılan gayretleri ve gelinen neticeleri kaale almayıp, ‘sudan bahanelerle’ ‘İran’ın ABD’yi tehdit ettiği iddiasını tekrarlamıştır. D.Trump, ‘İran nükleer silah yapıyor, ABD’yi vuracak füzeler yapıyor, ABD’ye saldıracak, ABD İran tehdidi altında’ diyerek hem kendi iç kamuoyunu ve hem de dünya kamuoyunu aldattı. Halbuki, II. Dünya savaşı ve soğuk savaş döneminde bile, Uluslararası Hukuk düzeni kuralına uyuluyordu.
Uluslararası Hukuk kuralına göre; Devletlerarası ihtilaflarda, evvela geleneksel diplomasi kuralı işletilirdi. İran bu kurala uyarak, ABD ile üç görüşme yaptı. İran, dördüncü görüşmenin yapılmasını beklerken, ABD ve İsrail 28 Şubat 2026’da uluslararası hukuku hiçe sayarak İran’nın çeşitli bölgelerini geniş çaplı bir hava saldırısıyla bombaladılar. Bu saldırılarda İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve üst seviyeli asker-sivil personeli öldürüldü. D.Trump, uluslararası hukuku çiğneyerek 3 Ocak 2026’da da Venezuela’ya saldırıp, devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırmıştı.
Avrupa Birliği devletleri (AB), ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmelerine ses çıkarmadılar. Halbuki aynı AB devletleri, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasında uluslararası hukuk çiğneniyor diyerek karşı çıkmışlardı. AB’nin bu çifte standardı gösterdi ki, ‘uluslararası hukuk, demokrasi ve insan hakları’ ancak kendileri için geçerliymiş, kendilerinin dışındakiler için, özellikle de İslâm ülkeleri için bir mânâsı yokmuş. Savaşın da bir ahlâkı ve hukuku vardır. Savaşa iştirak etmeyen sivil halk öldürülmez. Hele de çocuk, kadın ve yaşlıların öldürülmesi savaş suçudur. D.Trump ve B.Netanyahu, İran’da bir okulu bombalatarak 6-7 yaşlarındaki 168 kız öğrenciyi öldürtmüşler ve açıkça savaş suçu işlemişlerdir. Bu açıkça bir katilliktir ve uluslararası tefessühtür.
2-ABD ve İsrail, İran’daki rejimi değiştiremediler.
*D.Trump ve B.Netanyahu kirli planında; İran’da evvela rejim aleyhtarı gösteriler başlatılacak, göstericiler silahlandırılacak ve bir iç isyan çıkarılacak. Sonra da ABD ve İsrail’in ani bir saldırısı ile de rejimin önde gelen liderleri öldürülecek ve kendilerine uygun bir rejim tesis edilecekti. Ama her ikisinin de planı tutmadı. Çünkü, İran’daki rejimin yapısını ‘Batı’nın kodlarıyla’ anlamaya çalıştılar. Halbuki İran’daki rejim Batı kodlarına uymuyordu. İran’daki rejim, ‘Velâyet-i fakîh’ anlayışına dayanıyordu. Velâyet-Fakîh kavramı; Şii siyasal sisteminde, İslâm toplumunun dinî ve idarî işlerini yönetme yetkisi anlamına gelir.
Velâyet-i Fakih olan kişi, sadece yönetimin başı değil, aynı zamanda kutsal bir kişidir. Velâyet-Fakîh makamında olan dinî lider, yasama ve yürütme erkinde son söz hakkına sahiptir. İran’da, ’Şurâ-i İslâm (meclis) vardır. İran’da bir de 88 kişilik Uzmanlar Meclisi (Meclis-i Hubregan-i Rehberi) vardır. Bu meclis, İran Dinî Lider’ini seçen, denetleyebilen ve şayet Dinî Lider, rehberlik şartlarını kaybederse, onu azledebilme yetkisine sahip anayasal bir kurumdur. Dini Lider öldüğünde veya azledildiğinde Hubregan Meclisi yeni bir Dini Lider seçer.
İşte ‘Batılıların, dolayısiyle D.Trump gibilerin anlamadığı budur’. Onlar, İran’daki sistemi Batı’nın kodlarıyla anlama yanlışına düştüler. ’Dini Lideri öldürürlerse, rejimin çökeceğini varsaydılar. ’Halbuki İran’daki sistem Batı’nın kodlarına uymuyordu. Nitekim Ayetullah Ali Hamaney öldürüldü, ama Uzmanlar Meclisi hemen Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i yeni Dini Lider olarak seçtiler. Ve rejim değişmediği gibi, aksine muhaliflerin de rejimin tarafına geçmesiyle daha da kuvvetlendi.
Devam edecek…