Allah’ın Nizamı İslâm(53)
Allah’ın Nizamı İslâm(53)
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
B- İSLÂM DEVLETİ
4- İSLÂM DEVLETİNDE KUR’ÂN ANAYASADIR
b- Kur’ânda devlet yönetimi ile ilgili temel hükümler
7- İslâm Devletinde Devlet Başkanılığı
c- Devlet Başkanı olarak Hz. Peygamber (sav)
2a- Hz. Peygamber (sav) İstişâreye çok önem verirdi
*Hz. Resûlellah (sav) Vahy’in dışındaki işlerde, hiçbir zaman kendi görüşüyle hareket etmemiş ve Allah’ın, “onların işleri aralarında istişâre (danışma) iledir” emrine uyarak her işte ashabının ilim sahibi olanlarıyla daima meşveret etmiştir (1). Hz. Peygamber, istişâre edeceği konuyu açıklar ve kendi görüşünü de bildirdikten sonra, istişâre heyetini dinlerdi. Hz. Peygamber istişâre edilen zevata çekinmeden, korkmadan serbestçe fikirlerini ifade etmelerine imkân vermiştir. Hz. Peygamber bir hüküm bildirdiği zaman, sahabe O’na sorardı; ‘Ya Resûlellah! Bu bildirdiğiniz karar Vahiy midir, yoksa kendi görüşünüz müdür?’ diye. Bildirilen Allah’ın emriyse, bu bağlayıcıdır ve buna kimse itiraz etmezdi. Yok, Kur’ân emri değil de Hz. Resûlellah’ın kendi görüşüyse, o zaman sahabe ihtisaslarına göre düşüncelerini söylerdi. Söylenen gerekçeli ise, Hz.Peygamber de kendi görüşünden vaz geçer ve onların görüşüne uyardı. Hz. Peygamber işlerin yürütülmesinde hem kendisi ashabı ile istişâre etmiş ve hem de ashabının istişâre yapmasını tavsiye etmiştir(2).
Nitekim Hz. Resûlullah, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında ve daha başka olaylarda hep, ashabıyla istişare neticesinde alınan kararlara göre hareket etmiştir. Hz.Peygamber, Bedir harbinde karargâhını Bedir kuyusunun yakınına kurdu. Sonra ashabıyla istişare etti. Genç bir sahabi olan Hubab bin Münzir söz alarak şöyle dedi; ‘Ya Resûlellah, burası sana Allah’ın emrettiği bir yer midir, yoksa sizin şahsi görüşünüz müdür?’diye sordu. Resûl-ü Ekrem ‘Hayır, şahsi bir görüş ve bir harp tedbiri olarak seçtim’ dedi. Bunun üzerine Hubab şöyle konuştu; ‘Ya Habiballah! Biz harpçiyiz. Ben bütün suları kapatıp, bir tek kuyu başında karargâh kurmayı uygun görürüm. Siz karargâhı buradan kaldırın, Kureş kavminin konacağı yerin yakınındaki kuyu başına gidip konalım. Onun dışındaki kuyuları kapatalım. Biz su ihtiyacımızı karşılarız. Müşrikler su bulamaz ve zor duruma düşerler’ diyerek görüş belirtti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, ‘Ey Hubab senin görüşün daha isabetli’ diyerek kendi görüşünden vazgeçip karargâhı Hubab’ın bildirdiği yere nakletti(3).
Aynı şekilde, Hz. Peygamber, Uhud’a çıkmayıp, Medine’de müdafa harbi yapmak taraftarıydı. Fakat ashapla yapılan istişarede Uhud’a çıkma kararı alındığından, O’da karara uymuştur(4). Hendek gazvesinde de Hz. Resûlellah, Selman-ı Farisi’nin Medine etrafına hendek kazma teklifini ashapla istişare ederek kabul etmiştir. Hz.Resûlellah hep ashabıyla istişare etmiş ve kendi kararına değil, istişare sonucunda çıkan karara uymuştur. Hz. Resûlullah hiçbir zaman ashabına ‘Siz de kim oluyorsunuz? Ben hem Peygamberim, hem de Devlet başkanıyım. Benim sözümün üzerine söz söylenir mi? Siz sadece benim kararımı tasdik edeceksiniz’ dememiştir. Bir de şimdiki Müslüman devlet başkanlarını, kralları, sultanları vs.leri bir düşünelim….! Diğer önemli bir husus da; Ashabın, görüşlerini, bildiklerini çekinmeden, korkmadan bir Peygamber’e ve devlet başkanına söyleyebilmeleridir. İşte İslâm’daki şûra budur. Bunun dışındaki görüşler İslâm’a uymaz. Kur’ân’dan ve Hadisler’den anlaşılacağı üzere İslâm’da Şurâ (meclis) önemlidir. Hz. Peygamber’in kendisi işleri hep şurâ ile yürütmüştür.
*Allah’tan başka hiçbir kimse (Peygamber dahil) her şeyi bilemez. Bilmek bir eğitim ve öğretim işidir. Herhangi bir iş hususunda, o işle ilgili bilgisi, tecrübesi olan/olanlar ile ancak doğru karar alabilir ve isabetli davranılabilinir. Hz. Peygamber, Vahye mazhar olmuş, akl-ı selîm sahibi olmasına rağmen Din’in dışındaki meselelerde (Tıp, teknik, savaş, ziraat vs.) ihtisası olmadığından her işi bilmesi mümkün değildir. Bu yüzden işlerin usulüne ve şartlarına uygun görülmesinde; Hz. Resûlullah’ın o işlerle ilgili bilgisi olanlarla istişâre etmesi tabii bir durumdur. Allah Resûl’ü işlerinde bilenlerle istişâre ile emrolunca, bu demektir ki, sorumluluk mevkiindeki kişi/kişiler de işleri istişâre ile yürüteceklerdir. Devam edecek...
Kaynakça
(1): “…(Resulüm) İş hususunda onlarla (ashabınla) müşavere et (danış)…’’ (Âl-i İmran-159).
“…Onların işleri aralarında hep istişaredir (danışma)…” (Şura-38).
(2): Hz. Ebû Hüreyre de ‘Hz. Peygamber kadar istişareye önem veren bir kimse görmediğini’ söylemiştir. (Tirmizî, Cihâd-35)
(3): Sîre, 2/272; Tabakât, 3/567-568
(4): Vâkıdî, I, 209-214; İbn Hişâm, III, 67-68).