• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Onur Yılmaz
Onur Yılmaz
TÜM YAZILARI

Enflasyondan daha büyük bir tehlike kapıda!

18 Haziran 2026
A


Onur Yılmaz İletişim:

Enflasyondan daha büyük bir tehlike kapıda!

ONUR YILMAZ 

Son birkaç yıldır ekonomide konuşmadığımız konu neredeyse kalmadı. Enflasyon, faiz, döviz kuru, kira artışları, otomobil fiyatları...

Sokağa çıktığınızda da aynı gündemle karşılaşıyorsunuz. Marketten çıkan vatandaş hayat pahalılığından şikâyet ediyor. Esnaf maliyetlerden yakınıyor. Sanayici finansmana erişimin zorlaştığını anlatıyor.

Haklılar da.

Fakat bütün bu tartışmaların gölgesinde kalan ve gelecekte çok daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir başka mesele var.

Nüfus.


Belki bugün birçok kişi için bu konu uzak bir başlık gibi görünüyor. Ancak rakamlar, Türkiye’nin uzun yıllardır alışık olduğu demografik avantajı kaybetmeye başladığını gösteriyor.


Bir dönem Avrupa’nın yaşlanan nüfusuna karşı Türkiye’nin genç ve dinamik yapısı en büyük avantajlardan biri olarak gösteriliyordu. Yatırımcıların ilgisini çeken unsurlardan biri de buydu. Çünkü genç nüfus demek üretim demekti. Tüketim demekti. Yeni iş kuran, ev alan, otomobil satın alan insanların sayısının artması demekti.

Şimdi ise farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Evlenme yaşı yükseliyor. Çocuk sahibi olan ailelerin sayısı azalıyor. Birden fazla çocuk sahibi olmak ise her geçen yıl daha zor bir karar haline geliyor.


Rakamlar da bu değişimin hızını açıkça ortaya koyuyor. 2025 yılı sonunda Türkiye’nin nüfusu 86 milyon 92 bin kişiye ulaşmış olsa da yıllık nüfus artışı yalnızca 427 bin kişi seviyesinde kaldı. Daha dikkat çekici olan ise doğum verileri. 2025 yılında canlı doğan bebek sayısı 895 bin 374’e gerileyerek ilk kez 900 binin altına düştü. Oysa 2016 yılında bu sayı 1 milyon 316 bin seviyesindeydi. Bir başka ifadeyle Türkiye son dokuz yılda yıllık doğumlarının yaklaşık üçte birini kaybetti.

Bir kadının yaşamı boyunca sahip olması beklenen ortalama çocuk sayısını gösteren doğurganlık hızı ise 2001 yılında 2,38 iken 2025 yılında 1,42’ye kadar geriledi. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken kritik eşik 2,10 olarak kabul edilirken Türkiye artık uzun süredir bu eşiğin altında bulunuyor. Üstelik ülkenin ortanca yaşı da 34,9’a yükselmiş durumda. Bu veriler Türkiye’nin sadece daha az çocuk sahibi olan değil, aynı zamanda giderek yaşlanan bir ülke haline geldiğini gösteriyor.


Bunun nedenlerini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Büyükşehirlerde yaşayan milyonlarca insan zaten bu gerçeği her gün hissediyor. Konut maliyetleri ortada. Eğitim harcamaları ortada. Günlük hayatın yükü ortada.

Ancak işin dikkat çekici tarafı, bu değişimin yalnızca aile yapısını değil ekonominin geleceğini de doğrudan ilgilendirmesi.

Çünkü ekonomiler yalnızca para politikalarıyla büyümez. İnsanla büyür.

Üretim yapacak insan lazım.


Çalışacak insan lazım.

Vergi ödeyecek insan lazım.

Tüketecek insan lazım.

Bugün birçok sektör ara eleman bulamamaktan yakınıyor. Sanayiden hizmet sektörüne kadar benzer şikâyetleri duymak mümkün. Önümüzdeki yıllarda çalışma çağındaki nüfusun artış hızının yavaşlamasıyla bu sorun daha görünür hale gelebilir.

Bir başka başlık emeklilik sistemi.

Bugün çalışanların ödediği primlerle sistem dönüyor. Çalışan sayısı azalırken emekli sayısı artarsa dengeyi korumak giderek zorlaşıyor. Avrupa’nın yıllardır mücadele ettiği meselelerden biri tam da bu.


Aslında konunun etkileri otomotiv sektöründe bile görülebilir.

Bir otomobil pazarının büyümesi sadece kredi faizlerine bağlı değildir. Yeni ailelerin kurulması, genç nüfusun artması ve yeni hanelerin oluşması da en az ekonomik şartlar kadar önemlidir. Aynı durum konut sektörü için de geçerli.

Bugün herkes konut talebini konuşuyor. Peki yirmi yıl sonra ne olacak?

Bu soruyu şimdiden sormak gerekiyor.

Çünkü demografi sessiz ilerleyen bir süreçtir. Döviz kuru gibi bir gecede değişmez. Enflasyon gibi aylık verilerle takip edilmez. Ama etkisi ortaya çıktığında geri dönüşü de kolay olmaz.

Ekonomide bazı sorunlar kapıyı çalarak gelir.

Bazıları ise fark edilmeden içeri girer.

Türkiye’nin nüfus meselesi ikinci gruba giriyor.

Bugün gündemin ilk sırasında olmayabilir. Televizyon ekranlarında saatlerce tartışılmayabilir. Sosyal medyada diğer başlıklar kadar ilgi görmeyebilir.

Ama on yıl sonra dönüp baktığımızda, bugünün en önemli ekonomik tartışmalarından birinin aslında nüfus olduğunu çok daha net görebiliriz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23