• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Varol
Ahmet Varol
TÜM YAZILARI

Anlaşma ne kadar “güven” sağlayacak?

18 Haziran 2026
A


Ahmet Varol İletişim: [email protected]

Anlaşma ne kadar “güven” sağlayacak?

AHMET VAROL

ABD ve siyonist işgal rejiminin İran’a saldırmasıyla başlayan ve kırk gün süren yıkıcı savaşın ardından sağlanan geçici ateşkes sürecinde uzun süren pazarlıklardan sonra ABD ile İran arasında savaşı sonlandırma amacına yönelik olması beklenen bir anlaşmanın imzalanması aşamasına gelindi.

Anlaşmanın içeriğinin ayrıntıları hakkında henüz yeterince bilgi sahibi olmadığımızdan çok net şeyler söyleme imkânımız yok. Ama gelinen durum ve ortaya çıkan manzara ABD’nin başlangıçta belirlediği hedeflerinin çok gerisinde kaldığı ve görüşmeler sürecinde de en çok geri adım atan taraf olduğu konusunda çok güçlü bir kanaat oluşturmaktadır. Bu yönüyle, her ne kadar savaşta askeri, insani ve maddi açıdan en çok kayıp veren taraf olduysa da İran’ın, stratejik açıdan savaşın kazanan tarafı olduğu söylenebilir. Zaten yorumlar ve değerlendirmeler de genellikle bu yöndedir.

Savaşın İran açısından bir ölüm-kalım savaşı niteliği kazanması sebebiyle teslim olmayı değil ne pahasına olursa olsun kararlılıkla karşı durmayı tercih etmesi, İran halkının da içerideki ihtilafları bir kenara koyarak ABD ve siyonist vahşetin tecavüzü karşısında ortak bir tavır sergilemesi Tahran’ın bileğini güçlendirmiş, ABD ve siyonist rejim açısından da bataklığa saplanmaya doğru giden bir tehlike kapısı açmıştır. İşte bu noktada saldıran tarafın zaaflarını teşhis eden İran, pazarlık aşamasında kendi taleplerinde ısrar ederek karşı tarafı bazı önemli konularda geri adım atmaya zorlamayı başarabilmiştir. Çünkü İran’da saplandığı bataklıktan çıkamamasının Trump’ı, ara seçimlerde daha büyük bir bataklığa sürüklemesi ihtimali vardı ve İran da bunun farkındaydı.

Fakat asıl önemli olan anlaşma sonrası süreç ve savaşın sona erdirilmesiyle birlikte sadece Körfez bölgesinde değil Ortadoğu olarak tanımlanan bölgenin tümünde istikrara kapı açacak bir güven ortamının oluşup oluşmayacağıdır.

İşte bu konuda bazı tereddütlerimiz var ve bunlar da en çok siyonist işgal rejiminin siyasi ve stratejik tercihleriyle ilgilidir.



Bu konudaki endişelerin birinci sebebi siyonist işgal rejiminin şimdiye kadar kabul ettiği anlaşmaların hiç birine bağlı kalmamış olmasıdır. Bu konuda aslında ABD’nin de yeterince güven verdiği ve kabul ettiği anlaşmalara gereği gibi bağlı kaldığı söylenemez. Ancak ABD açısından zorlayıcı sebepler, işgalci rejim açısından geçerli olan zorlayıcı sebeplere nispetle daha fazladır. O yüzden ABD’nin stratejik sebeplerle ve faydacı politikadan hareketle yeniden ortalığı ateşe vermeyi en azından kısa vadede tercih etmeyeceğini söylemek mümkün olabilir. Ancak bunu işgalci siyonist rejim açısından söylemek mümkün değildir.

Diğer yandan işgal rejimi şu an bölgede kendini geçmişe nispetle daha çok endişe verici bir konumda görmektedir. Çünkü Aksa Tufanı öncesindeki diplomatik ataklarla bölgesel bir otorite oluşturma ve kendi işgalini normalleştirme politikalarının önü kesilmiş durumdadır. O yüzden bir alternatif olarak yayılmacı ve saldırgan tutumda ısrarlı olması muhtemeldir. Bunu şu an sergilediği tutum ve izlediği politikayla da zaten belli etmektedir.

O yüzden İran’ın sağlanacak ateşkesin geleceği açısından tehlike oluşturacağına dair tüm uyarılarına rağmen yine de işgalci siyonist rejimin Lübnan’a yönelik saldırılarının devam etmesi ihtimali güçlüdür.

Filistin içerisinde ise Gazze’de ateşkesin birinci aşamasıyla ilgili taahhütlerini yerine getirmediği gibi ikinci aşamasına geçilmesine engel olma amaçlı saldırgan tutumunda da ısrarlı davranmaktadır. Diğer yandan Kudüs ve Batı Şeria bölgelerinde yahudileştirme ve ırkçı tasfiye faaliyetlerini artırdığı gibi, yahudi yerleşimci çetelerini savunmasız Filistinlilere yönelik saldırısında daha etkin bir şekilde devreye sokmak için bütün araçları ve yöntemleri kullanmaktadır.


Ancak siyonist işgal rejiminin bu tutumunun durdurulması ve geri adım atmaya zorlanması İslam âleminin en azından etkili bölgesel güçlerinin etkin bir dayanışma ile baskı oluşturmasıyla mümkün olabilecektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23