Hasan-Hüseyin’i sevmek ve Muharrem ayı
Hasan-Hüseyin’i sevmek ve Muharrem ayı
NUSRET REŞBER
Bugün Hicri 3 Muharrem. 1 Muharrem, İslam Âlemi ve Müslümanlar için önemli bir yeri olan Hicri Yılbaşı.
Muharrem ayı bize ilk İslam Takvimi olan Hicri Takvimi, Hicri Yılbaşı’nı ve 10 Muharrem’de vuku bulan (acı tatlı) birçok önemli olayları hatırlatır.
1 Muharrem neden önemlidir?
Kameri aylarının ilki Muharrem’dir. İslam’ın ilk dönemlerinde, Mekkeli müşriklerin her gün katlanan baskı işkence ve boykotlarına maruz kalan Müslümanlar sabır ve metanetleri sonucunda Hicret izninin çıkmasıyla nefes aldılar. Cenâb-ı Hakk’ın emriyle, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve ashâb-ı, Mekke’den Medine’ye hicret ettiler. Bu olaydan sonra efendimizin de bir fikri olan yeni bir takvim yapma dileği nihayet Hz. Ömer döneminde bu yılın ilk kameri ayı esas alınarak 1 Muharrem Hicri Takvim’in başlangıcı kabul edildi.
Bu gün, Hicreti hatırlattığı için, Müslümanların rahata kavuşmasının yıldönümü olduğu için tüm İslam Âlemi için bugüne kadar hep önem atfetmiştir ve önemlidir.
Ancak unutmamak gerekir ki Allah Resûlü (s.a.s.) ve ona tabi olan sahabesi/Müminler sadece Allah rızasını yeri getirmek için bir beldeden diğer bir beldeye hicret ettiler.
Burada Allah rızası esas alındığından, Allah’ı daha çok razı etmek öncelendiğinden bu amacın dışındaki hiçbir göçe benzemez Hicret. Ki efendimiz de altını çizerek şöyle buyurmuş:
“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise, Allah’ın yasaklarını terk eden kimsedir” (Buhârî, Îmân, 4)
Tıpkı Hicret’in Müslümanların Hicri Yılbaşısı olduğu gibi Peygamberimiz ve sahabesinin Kur’an ve Sünnetle örülmüş hayatları da bizim bugün uyguladığımız İslam Dinin kemale ermiş halidir. Hz. İbrahim (a.s.) ve ailesinin nice sıkıntılardan sonra birçok nimetle taltif edilmesi ümmeti Muhammed (s.a.s.) için Hac’da ve Kurban’da ibadet kabul edildiği gibi.
Başka bir yönüyle İslam’ın hayata taşınabilirliğinin de ispatı olacak şekilde Peygamberimizin ve O’na inananların hayatları şekillendi.
Kâh problemlerine çözüm getirilerek kâh emir ve tavsiyelerde bulunularak ve kâh sergiledikleri güzel hasletleri örnek gösterilerek ve müjdelenerek işlendi. Böylece Kur’an ve sünnetin hayata tatbik edilmiş kemal hali bize din olarak miras kılındı.
Bunu idrakten yoksun kimi hadsizler ayet hadis gözetmeksizin hepten “ya bunlar Arapların o zamanki adetleri, bizi ne ilgilendirir ki?” deme cüretinde bulunsa da hakikat bu!
Dolayısıyla Allah rızasına nail olmak için mücadelelerle, acı ve tatlı hayatlarla örülmüş dinimizin her bir anısı, önemli olaylarının yıldönümü bizim için önem arz eder.
Ayrıca önem arz eden değerlerimiz sadece bir anmayla geçiştirilmemeli, aynı fedakârlıklar gösterilerek bize miras kalan dinimiz ve değerleri, hayatımıza yansıtılarak canlı tutulmalıdır.
Ensar-Muhacir kardeşliği Hicret’in mihenk taşı olmuştu. Gerektiğinde aynısını sergilemekten kaçınmamalı.
İslam’ın tüm cihana yayılması için ilk Müslümanlar/Sahabeler İstanbul’un surlarına kadar cihad ettiler, ruhlarını buralarda şehid olarak Allah’a teslim ettiler. Müslümanların kanlarıyla yoğrulan bu topraklar aynı hassasiyetle korunmalı, ebediyen İslam Yurdu olarak nesillerimize bırakılmalıdır.
İslam bayraktarlığı yapmış ecdadımızın bize emanetlerini aynı ruhla koruyarak, dünyanın neresinde bir mazlum varsa yardımına koşmalı ve bu bayrağı hiçbir zaman elimizden düşürmemeliyiz.
Hasan-Hüseyin’i Sevmek
Muharrem’de sevinçle kutladığımız Hicri Yılbaşı gibi acıyla hatırladığımız diğer bir olay da Kerbela faciasıdır.
Hz. Hüseyin efendimizle birlikte Ehlibeyt’ten 73 Müslümanın hunharca şehid edildiği 10 Muharrem biz Müslümanların acı günü.
Ehlibeyt’e, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’e sevgimizden acısını paylaştığımız bu günlerde en önemli noktaları gözden kaçırmamalıyız.
Hac’da şeytanı taşlarken içimizdeki nefsimizi unutmayacağımız gibi, Kurbanlarımızı keserken içimizdeki dünya sevgisi ve hırsını da kesmemiz gerektiği gibi…
Hz. Hasan-Hüseyin’i de severken, sevgimizi gösterirken onların neleri sevdiğini, neleri öncelediğini, hangi değerler için mücadele verdiğini ve şehid olduklarını asla unutmamalıyız.
Ehlibeyt’e sevgimiz, peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) efendimizden kaynaklıdır. O’na sevgimiz de Yüce Allah O’nu Âlemlere rahmet kıldığı, bize son peygamber olarak gönderdiği içindir.
Hz. Peygamber cehaletle, zulümle, karaborsacılıkla, haksızca kan dökenlerle, fuhuş ve hayâsızlığı sermaye aracı kılanlarla mücadele etmek ve “Güzel Ahlak”ı hakim kılmak için gönderildi. Bunun için mücadele etti, hicret etti.
Her daim yanında olan Hz. Ali de, Resûlullah her ne zaman “kim var?” dediğinde “ben varım!” dedi ve hiç yanından ayrılmadı.
İlk üç halifenin her birinin yanında onları daima destekledi, İslam’a hizmet etti. Hilafeti döneminde kargaşalardan, fitneden uzak kalmak için hilafeti Kufe’ye taşıdı ve orada şehid edildi.
Hz. Peygamber torunları için: “Hasan ve Hüseyin, Cennet ehlinin gençlerinin efendileridir.” (Tirmizî, Menâkıb) demişti.
Ya onlar ne için mücadele verdiler? Hangi değerler uğruna canlarını verdiler?
Kime veya neye sevgi gösterdiler, neyin karşısında mücadele verdiler? Bunlar anlaşılamadan kuru kuruya onlara sevgi beslediğimizi söylemek anlamsız kalır. Başka yazıda da bunu işleyelim inşaallah!