Kurban; sevdiğini en sevdiğine adamaktır
Kurban; sevdiğini en sevdiğine adamaktır
Bütün Servetin Bir Bardak Su Kadar
“Ebû Bekr-i Şiblî hazretlerinin, Hicaz’a gitmek için yolu Bağdat’tan geçer. Zamanın halifesi Harun Reşid, Şibli hazretlerinin Bağdat’a geldiğini duyunca haber gönderir:
-Biz mi ziyaretine gelelim yoksa o mu bizim sarayımıza şeref verir?
Şibli hazretleri;
-Biz halifenin yanına geliriz, der ve saraya gider.
Halife Harun Reşid, Şibli hazretlerinden kendisine nasihat etmesini talep eder. Şibli hazretleri;
-Bana bir bardak su getirin, der. Getirirler. Halifeye;
-Eğer çölde susuz kalsanız, ölmek üzere olsanız, biri elinde bir bardak su ile çıkıp gelse ve; “Bu bir bardak suyu sana veririm ama servetinin yarısını isterim” dese, verir misin? Halife düşünür ve;
-Elbette veririm, der.
Şibli hazretleri;
-Peki bu suyu içtin, çıkaramıyorsun! Bir doktor gelse, “Ben o suyu (idrarı) dışarı çıkarırım fakat servetinin diğer yarısını isterim, verir misin?” dese ya!
Harun Reşid düşünür ve;
-Elbette veririm, der. Şibli hazretleri şöyle buyurur:
-Ey Halife! O hâlde bir bardak su bile etmeyen servetine güvenme!”
Bir gün Resûlullah (s.a.s.) Tekâsür Suresini okuduktan sonra şöyle buyurur:
“Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey âdemoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim, Tirmizî, Nesâî)
Hasretine Doyamadığı Sevdiğini Adamak
Harran ovasında Hz. İbrahim (a.s.), evlad hasretiyle yanmaktadır. Kısır olan eşi Sare, kocasını hizmetlisi Hacer’le evlendirir.
Yıllar sonra doğan İsmail ile Hasret son bulur. Ama Allah’ın takdiri onları yine ayırır.
İbrahim, yeni eşi ile henüz doğmuş İsmail’i ot bitmez, susuz ve ıssız Hicaz çölüne getirir bırakır ve ardına bakmadan geri döner.
Arkasından ey İbrahim, “Bizi buraya bırakmanı Allah mı istedi” diye bağıran Hacer’e ise; “Evet” manasında başını sallar.
Ara ara eşini ve oğlu İsmail’i ziyarete gelip gider: “Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, ‘Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?’ dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. (Sâffât 37/102)
Ve nihayet İbrahim, İsmail’i güzelce giydirdi, hoş kokular sürdü ve Kurban etmek üzere yola çıktılar.
Örneği yoktu, daha önce yapılmamış bir şeydi en sevdiği biricik oğlunu kurban etmek.
Ama İbrahim’di o ve söz vermişti. Bir oğlu olursa onu Allah’a kurban edecekti. Ve bugün Allah ona hatırlatmıştı, o verilen sözün sadakat günüydü.
Gerek eşi Hacer gerek kurban olmaya aday İsmail ve gerekse yıllarca evlad hasretiyle tutuşan baba İbrahim, şeytanın vesveseleriyle caydırılmak istendi.
Bugün hacıların şeytan taşlamasına vacip olarak kalan işi yaptılar; insan kılığında gelen şeytanı taşladılar.
Bu ilahi emre baba, anne ve oğulları sadakat gösterdi. Bu teslimiyete karşılık da Allah’ın melekleriyle gönderdiği büyük bir koçu kurban ettiler.
Bugün vacib olarak kestiğimiz Kurban oradan kalma bir ibadet. Neşeyle kutladığımız Kurban Bayramı da...
Siz Allah’a sadakat gösterirseniz, Onun emrine ram olursanız O da size yardımıyla, lütfu ihsanıyla koşar. Onun nimetleriyle bayram sevincini yaşarsınız.
Dünya hayatına karşı ahirette cennet de bunun gibi…
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Muhammed 47/7)
Kurban Bayramı’nın İdraki Bu Olmalı
Ramazan orucunun mahiyetini anlamadan akabindeki bayrama şeker bayramı deyip geçilemeyeceği gibi Kurbanı da Haccı da; Baba İbrahim, anne Hacer ve salih evlad İsmail idrak edilmeden anlaşılamaz.
O buralara, oğlunu Kurban etmeye, daha isterken adayarak gelmişti.
Bu sebepledir ki Allah onu kendine dost seçti. Onun dininden daha güzel din yoktur buyurarak Onu insanlığa, Muhammed (s.a.s.) ümmetine güzel örnek gösterdi.
“Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi.” (Nisâ 4/125)
Allah Lütfu ihsanıyla koç kurban etme yolunu göstermeseydi halimiz ne olurdu?
Kim hasretle kavuştuğu evladını kurban verebilecekti?
“Koç mu kessek, eti daha fazla gelir hisseye mi girsek yoksa yurt dışında daha ucuz vekâlet mi versek...
Kurban etinin ne kadarını dağıtsak, ihtiyacımız var hepsini kendimize bir yıl boyunca yemek için saklasak mı?” diyoruz?!
Hal böyleyken nasıl evladı kurban adayacaktık ve adağımızı nasıl yerine getirecektik?
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân 3/92) buyuruluyor ama.
Netice olarak çekinmeden Allah rızasına nail olmaya bakmalı.
İçimizdeki doyumsuz nefsi, yoldan çıkartmaya çalışan şeytanı ezip geçerek ve tüm engel putları kırarak, kestiğimiz Kurbanlarımızla Allah’a sadakatimizi, teslimiyetimizi gösterelim.
Rabbim tüm ibadetlerimizde olduğu gibi kurban ibadetimizde de İbrahim’ce samimiyet ve teslimiyeti gösterebilen kullarından eylesin.
Lütfettiği bayramı bu duygularla, ağız tadıyla yaşamayı tüm ümmete ihsan eylesin.
Kimseye gücünün yetmeyeceği yükümlülükler yüklemsin. Yüklediği sorumluluklarının da hakkını eda edebilenlerden kılması dileğiyle…
Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum.