• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Necdet Kutsal
Necdet Kutsal
TÜM YAZILARI

Ümmet yüz yıl önce ölmüş değil, dimdik ayakta!

15 Mayıs 2021


Necdet Kutsal İletişim:

Ertuğrul Özkök yılların gazetecisi. Ünü özellikle güdümlü Türkiye günlerinde okyanus ötelerine kadar ulaşmıştır. İki binli yıllara kadar sürüp gelen tiyatroların “Cambaza Bak” bölümlerinin baş aktörlerindedir. Güdümlü Türkiye yıllarında değil bakanlar, başbakanlar bile kapılarına giderdi. Bu büyüklüğüne rağmen Bakan Çavuşoğlu’nun Cidde’de yaptığı açıklamaya anlam verememiş. “Ümmet bizden adım bekliyor” sözünün ne manaya geldiğini anlayamadığı için, açıp sözlüklere bakmış; “Şu ümmet ne manaya geliyor” diye. Halbuki sözün manasını benden iyi bildiğine eminim. Ama olsun, sözlüğe bakıp bize hatırlatıyor ya, bu da bir şey. Fakat eksiği, ya da bilerek eksik bıraktığı şey şu; açıp sözlüklerden ümmetin karşılığını arayacağına, BM’nin Filistin meselesiyle ilgili kararlarına bir baksaydı daha iyi olurdu.

Ona göre ümmet kalmamış; 100 yıl önce Arap çöllerinde yok olmuş.

Şimdiki artık ümmet değilmiş. Peki kimmiş şimdi ümmet denilenler? Cevabı kendisi veriyor: El Kaide, Işid, Taliban, İran, arayı düzeltmeye çalıştığımız Mısır, Suriye’de birbirini öldüren Müslümanlar.. Listesi uzun Özkök’ün; yine de eksikler var, mesela Boko Haram’ı yazmamış. Bir de dönüp bütün bu saydıklarının ABD-İsrail ikilisinin eseri olduğunu göremiyor; veya görüyor da söylemeye dili varmıyor.

Biz hatırlatalım:

181 sayılı karar (29 Kasım 1947)

BM Genel Kurulu’nun ortaya koyduğu Paylaşım Planı kapsamında, İngiliz manda rejiminin sona ermesiyle birlikte Filistin toprakları üzerinde birisi Arap diğeri Yahudi olmak üzere iki bağımsız devletin kurulması ve Kudüs’ün silahlardan arındırılmış, BM Vesayet Konseyi’nin himayesinde uluslararası bir statüye sahip olmasını öngörüyordu. Söz konusu statü 10 yıl yürürlükte kalacak, daha sonra referandum yoluyla halkın görüşlerine başvurularak gözden geçirilecekti. Bu karardan sonra BM’nin rakamlarına göre 750 bin Filistinli mülteci konumuna düştü.

194 sayılı karar (11 Aralık 1948)

1948 Arap-İsrail Savaşı’nın sonuna doğru kabul edilen bu karar, Filistinlilerin göç etmek zorunda kaldıkları topraklara dönüşü ve Kudüs’ün uluslararası bir yönetime kavuşmasını içeriyordu. Karar, Kudüs’e BM yönetimi altında uluslararası statü verilmesi ve Filistin’deki kutsal mekanların korunması ve buralara serbest erişimin sağlanmasını öngörüyordu. Kudüs şehrinin sınırları doğuda Abu Dis, güneyde Beytüllahim, batıda Ein Kerem, kuzeyde Şufat olarak belirlendi. Karar kapsamında, “Evlerine geri dönmeyi ve komşularıyla huzur içinde yaşamayı arzulayan mültecilerin mümkün olan en yakın zamanda bu arzularını gerçekleştirmelerine izin verilmeli ve geri dönmemeye karar verenlerin arazileri için tazminat ödenmeli” deniyordu. Karar ayrıca BM’nin arabuluculuğu görevlerini üstlenecek üç üyeli bir BM Filistin Uzlaştırma Komisyonu kurulmasını sağladı. Bu komisyonun üyeleri Türkiye, Fransa ve ABD idi. Komisyon bölgelerin sınırları, mülteciler ve Kudüs’ün statüsü olmak üzere üç ana sorun üzerinde çalıştı, ancak nihai bir sonuca ulaşamadı.

303 sayılı karar (9 Aralık 1949)

BM Genel Kurulu 303 sayılı kararında, 181 ve 194 numaraları kararlara atıfta bulundu ve Kudüs’ün kalıcı olarak uluslararası bir sistemin kontrolünde ayrı bir yönetimle (corpus seperatum) yönetileceğini açıkladı. Bu sırada Batı Kudüs İsrail tarafından işgal edilmişti, sonuçta karar uygulanamadı.

2253 sayılı karar (4 Temmuz 1967)

İsrail, 1967 Arap-İsrail Savaşı›nda Doğu Kudüs›ün yanı sıra Gazze Şeridi, Batı Yaka, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’ni işgal etti. Bunun üzerine BM Genel Kurulu aldığı 2253 numaralı kararla, İsrail›in Kudüs›ün statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinden derin endişe duyduğunu belirtti, bu tedbirlerin geçersiz olduğunu ve İsrail›in bu tedbirlerden vazgeçmesi gerektiğini kaydetti.

38/180 sayılı karar (19 Aralık 1983)

BM Genel Kurulu’nun bu kararında İsrail’in “barışsever bir üye” olmadığı belirtilerek, bütün uluslara İsrail ile diplomatik, ticari ve kültürel bağları koparmaları çağrısı yapılıyor. İsrail’in BM Sözleşmesi’ne uymadığı da kaydediliyor. İsrail ayrıca, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Yaka, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri’ni işgalinden dolayı kınanıyor. Bu işgaller «uluslararası hukuk ile ilgili BM kararlarına aykırı ve yasadışı» olarak nitelendiriliyor. BM bu kararla İsrail’e Kudüs dahil 1967’den beri işgal ettiği topraklardan çekilmesi çağrısı yaptı ve bunun “Orta Doğu’da kapsayıcı ve adil bir barışın sağlanması için ön şart olduğu” belirtildi. Üye ülkelere İsrail’e silah ve askeri ekipman satmamaları ve İsrail’den bunları almamaları, ayrıca İsrail’e her türlü askeri yardımı askıya almaları çağrısı da yapılıyor.

10/22 sayılı karar (21 Aralık 2017)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini açıklamasının ardından 10/22 sayılı karar BM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kararda, Kudüs’ün statüsünü, karakterini veya demografik yapısını değiştirme niyetindeki kararların yasal bir etkisi olmadığı belirtiliyor ve nihai statüsüne BM kararları çerçevesinde yürütülecek müzakereler sonucunda karar verilmesi gerektiğii vurgulanıyor. Ayrıca BM’ye üye tüm devletlere “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma” çağrısı yapılıyor. Alınan kararların sadece bazıları..

Özkök, sözlük açıp ümmetin karşılığını arıyor da 1947 yılında BM tarafından kabul edilen haritanın bugünkü halinin nasıl olduğunu merak etmiyor; bunu görmek için önüne bir harita açmıyor. BM tarafından tanınmış yurtlarının onda dokuzu işgal altında olan bir ulusun neler çektiğini görmek istemiyor. O da Beyaz Saray ve Pentagon gibi, topraklarının onda dokuzu işgal edilmiş bir milletin, kalan son evlerini yıktırmamak için gösterdiği direnişe karşı yağdırılan bombaları “İsrail’n meşru savunma hakkı” olarak görüyor ve Türkiye’nin yapacağı en önemli işin bu direnişin kırılmasına katkı vermek olduğunu öğütlüyor.

Bugün Filistin’de oynanan oyunun daha büyüğünün bizim üzerimizde başarıyla oynandığını görmüyor musunuz? Sömürgecilik niyetleriyle değil, fütuhat ruhuyla üç kıtada hükümran olan adil Osmanlı hükümranlığının nasıl ve niçin sonlandırıldığından habersiz misiniz? İçeriden de yardım alan dış zalimlerin bizi, nihayetinde sahillerine bile çıkamayan bir avuç toprak parçasına neden hapsettiğini idrak edemiyor musunuz?

Çıkıp, “Ben Atatürkçü değilim” diyemezken, tam da “Ümmet yüz yıl önce Arap çöllerinde öldü” dediği dönemde, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Filistin cephelerinde neden çarpıştığını izah edebilir mi? 

“Peygamber’in son arzusu, yâni mukaddes toprakların, daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selâhaddin’in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücâdele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyân edecek kadar, bugün, Allah’ın inâyetiyle kuvvetliyiz. Avrupa, bu mukaddes yerlere temellük etmek için, yapacağı ilk adımda; bütün İslâm âleminin ayaklanıp, icraata geçeceğine şüphemiz yoktur” sözünün ne mana içerdiğini bilir mi?

Onun ümmet diye saydıkları Siyonist tiyatronun figüranları. Oysa ümmet kavramı anlayamayacağı kadar geniştir. Eğer Allah ve peygamberine inanıyorsa kendisi de ümmetin bir parçasıdır. Türk ordusu, Azerbaycan ordusu, Pakistan ordusu.. ümmetin parçasıdır. Üstelik bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Azerbaycan Devleti’ne,  Pakistan Devleti’ne halel getirmez.

Bazılarının “Kızıl Sultan” diye tempo tuttukları Cennet mekan Abdulhamit Han, siyonizmin nihai hedefini en iyi gören devlet adamı oldu. Onu takip eden Atatürk, bağımsızlık meşalesini bunun için yaktı. Onu takip eden Necmettin Erbakan, bunun için elli yıllık siyasi hayatının tamamını siyonizme karşı Müslümanların şuurlanmasına hasretti.

Onu takip eden Recep Tayyip Erdoğan, zalimlerin sadece güçten anlayacağını en iyi kavrayan lider oldu. O, sahillerine bile çıkamayan, küçücük bir toprak parçasına sıkıştırılmış Türk milletinin bayrağını bu gücü elde etmek için Karadeniz’den Akdeniz’e ve nihayet okyanuslara kadar taşımaya gayret ediyor. Bugün ayakları üzerine dikilmeye başlayan Türkiye’nin gücü Balkanlardan Kafkaslara; Asya’dan Afrika’ya kadar bunun için tahkim edilmeye çalışılıyor. Kuru lafla peynir gemisi yürümez; “Dünya 5’ten büyüktür” sözü bu gücü toplamaya başladığın için dünyanın dört bir yanında yankı buluyor. Doğuda ya da batıda ne kadar zalim varsa işte bu gücü önlemek için Erdoğan düşmanlığını besliyor..

Özkök ya da biz, görürüz veya göremeyiz ama İslam coğrafyasının kalbine saplanan bu zehirli hançer mutlaka parçalanıp çıkarılacak. Bu zalim siyonist düzenin yerine yeniden adil bir dünya düzeni kurulacak. Allah nurunu tamamlayacak; kafirler istemese de..

İnna fetahna leke fetham mübina..

Ente Mevlana fensurna alel kavmil kafirin..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

avb

Altaylıda zaten yahudi severdir onların kanını taşıyor
  • Yanıtla

Turk

Hangi ümmet.filistin bayrağındaki kirmizin anlamı ne biliyormusunuz öldürdükleri Türklerin kanı mi simgeler
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23