Hariri’den Maliki modeline geçmek!
Bilindiği gibi bölgede ve özellikle Lübnan’da bir model insan vardı. Ona kimileri siyasi taşeron da diyorlardı. Refik Hariri. Eski Lübnan başbakanlarından olan Refik Hariri Sünni kesimi temsil eden siyasetçilerden birisiydi. Görüntüsü ve icraatları açısından Özal’a da benzetilirdi. Suudi Arabistan ile Suriye arasında iyi günlerin meyvesi olarak Lübnan’da başbakanlığa getirilmiştir. Ayrıca Chirac gibi Batılı liderlerinde dostuydu. Kissinger, Esat anlaşması sonunda (1973 ve sonrası) Esat ailesi Lübnan’ın kral seçicisi veya atayıcısı (king’s maker) haline gelmiştir. Ali kıranı baş keseni olmuştur. Suriye ve Hizbullah üzerinden İran’ın katıldığı suikast sonucunda da öldürülmüştür (14 Şubat 2005). İran ve yandaşları kızdıkları siyasetçilere kötü akıbet olarak Hariri’yi gösterirler. Daha doğrusu Saddam ve Hariri ikilisini demek daha doğru olur. Saddam’dan intikam aldılar ama Hariri ile dertleri neydi? Hariri de Lübnan’da Suriye-İran ortaklığının boğazında kılçık olmuştu. Bu nedenle ortadan kaldırdılar. Hariri onlara bir zarar vermedi sadece ülkesinin ve toplumunun çıkarlarını korumak istedi. Şartlar müsait olduğunda Lübnan’ı çiftlikleri olmaktan çıkarmak istedi. Suriye Muhaberatı Hizbullah ile birlikte onu ortadan kaldırdı ardından da Beşşar BM’nin bir talimatıyla tanklarıyla birlikte arkasına bakmadan Lübnan’ı terk etmek zorunda kaldı. Sahi Hizbullah ve ortakları Lübnan ve ötesinde bölgeye nasıl bakıyorlar? Thomas Friedman’ın tasvir ettiği gibi. Friedman ‘From Beirut to Washington’ başlıklı makalesinde Lübnanlı Şii ve Hizbullah yanlısı bir yazar olan Hanin Ghaddar’dan şu cümleyi aktarıyor: “Seçimleri biz kazanırsak ülkeyi biz yönetiriz. Seçimleri ötekiler kazanırsa yine ülkeyi biz yönetiriz…”
Hariri bunu engelleyeceği için onu ortadan kaldırdılar (http://www.nytimes.com/ 2013/10/20/ opinion/sunday/from-beirut-to-washington.html?_r=0).
•
Kısa Ortadoğu Tarihinde de (Arthur Goldschmidth JR. /Lawrance Davidson) tarih boyunca İran ve siyasi anlayışını şöyle dile getirilmektedir: “İslam uygarlığı, Dicle’nin doğusunda ayrıksı (dikotomik) bir Pers karakteri kazanıyordu. Arapların ve Selçuk Türklerinin zamanında olduğu gibi, Moğol devrinde de aynı eski atasözü kanıtlanıyordu: Esir düşen İranlı, her zaman fatihlerine boyun eğdirir (S.182)…” Mesela Çaldıran da İran yenildiği halde bunu zafer olarak takdim edebilmektedirler! Alta düşse de hileleri sayesinde üste çıkmayı becerebiliyorlar. Kimya harbini bilmeseler de simya harbini iyi biliyorlar. Demek ki İran’ın en güçlü tarafı hilebazlık ve oyunbazlıktır. Sözgelimi İran ve yandaşları Hariri hakkında demedik söz bırakmazlardı. Suudçu ve Amerikacı diye takdim ediyorlardı. Ya bugün İran’ın yakın müttefiki olan Esat ve Maliki’yi kim atadı sanıyorsunuz? Esat’ı Suriye halkı mı getirdi yoksa ABD mi? Bizdeki laikler de kulak kabartsınlar. Hafız Esat’tan sonra Beşşar Esat’ı iktidara getirenler Amerikalılar oldu. Bu gerçek belgelerle sabittir. Geçenlerde bunu Suriye muhalefet liderlerinden George Sabra yeniden hatırlattı. Evet! Ölçüsüne göre anayasa değiştirilen Beşşar Esat’ın cumhurbaşkanı yapılmasına onay veren merci Bill Clinton’ın Dışişleri Bakanı Madeleine Korbel Albright olmuştur. Tabir caizse Esat’la biatlaşmışlardır. Hariri’ye Amerikancı diyen bizim laik kesim de kendi kimyasından olursa Amerikalılarla cilveleşenlere kem nazarla değiş hoş nazarla bakmaktadır. Onlara göre Amerika ile işbirlikçi olmak mesele değildir, mesele kimin yaptığıdır. Laik kesimler asabiyetleri gereği üzüm yeme değil bağcıyı dövme peşindedirler.
•
Esat Amerikan derin devletinin adamı olduğu gibi aynı zamanda Nuri Maliki de öyledir. İyad Allavi, aritmetik çoğunluğa haiz olmasına rağmen neden Nuri Maliki’nin başbakanlığa kaptığı sorulduğunda şunları söylemiştir: ABD ile İran arasındaki pazarlık öyle gerektirmiştir. .. “Şimdi de Maliki ABD’ye istediği kadar petrol akıtmasına rağmen ‘onları Irak’tan ben kovdum’ diye böbürlenmektedir. Üste çıkma politikası böyle olmalıdır herhalde! George Sabra geçmişte Esat’ın Irak’ı Kaide elemanlarıyla boğduğu gibi şimdi de Maliki jeste jestle karşılık verip Suriye’yi Kaide elemanlarıyla boğduğunu ifade etmektedir. Bazen de PYD’yi kayırmaktadır. Selame Kile adlı Suriyeli solcu yazar da Esat ile Irak Şam İslam devleti fraksiyonu arasında gizli ve açık bağlar olduğunu ifade etmektedir” (http://www.aljazeera.net/opinions/pages/9b5ce71a-ce4f-47de-8d5d-0dc92546ee5d ). Esat, PYD ile Irak Şam İslam Devleti gergefi veya tahterevallisi arasında dengede durmaktadır. Kimyasal silahları teslim edip Kaide’yi de korkuluk olarak Batılılara takdim etmektedir.
Son günlerde İran çok rahat ve Suudi Arabistan çok öfkeli. Riyad, müttefiki ABD’nin kendisini satmasından bizar ve şikayetçi. Peki Suudi Arabistan’ın ABD’ye karşı bir kusuru mu oldu? Hayır. Aksine Suudi Arabistan Suriye’de ABD’nin her istediğini hatta fazlasını da yaptı ama yaranamadı. Obama ise Suudi Arabistan’ın hiçbir istediğini yapmadı! Muhalefeti ABD’nin arzusuna göre şekillendirmek istediler. ABD tatmin olmadı. Kimyasal silahlar meselesi ayyuka çıkmasına ve Obama söz vermesine rağmen cezalandırmaya matuf olarak kılını bile kıpırdatmadı! Neden acaba? ABD’yi ilgilendiren Suudi Arabistan’ın dostlukta kusur etmemesi değil stratejik gerekçeleridir. Kendisinin ve İsrail’in stratejik çıkarları Şii dünya ile Sünni dünyayı kuşatmada yatmaktadır. Bunun yeri de Suriye’dir. Bunu da İran ekseni gerçekleştiriyor. Ben Gurion’un çevreleme politikası şimdi Şii çemberle değiştiriliyor. Esat kimyasallarını ve İran da nükleer tersanelerini Batı’ya teslim ettikten sonra geriye cephelerin (Batı+İsrail+Şii cephesi) buluşmasında bir pürüz kalmıyor. Bundan dolayı artık Hariri modeline ihtiyaç kalmadı. Esat’ın Suriye’den ahlaki nedenlerle gitmesi gerekse bile Şii ve Batı cephesinin yeni modeli Maliki olacaktır. Belki Karzai ayarında İran nüfuzuna açık Sunni bir Maliki bulabilirler. Zaten Irak, İran ve Rusya hattında bunun pazarlıkları yapılıyor. Suud-ABD ortaklığı bozulurken onun yerine İran-ABD ortaklığı ikame edilirse Rusya’nın da katkılarıyla Hariri modeli yerine Maliki modeli ikame edilebilir (http://www.assabeel.net/articles/item/9935- ) Riyad’ın hilafına Abdullah Gül ve Ahmet davudoğlu, ABD ile İran yakınlaşmasında bir beis görmüyor. Acaba kim haklı dersiniz?
Hariri bunu engelleyeceği için onu ortadan kaldırdılar (http://www.nytimes.com/ 2013/10/20/ opinion/sunday/from-beirut-to-washington.html?_r=0).
•
Kısa Ortadoğu Tarihinde de (Arthur Goldschmidth JR. /Lawrance Davidson) tarih boyunca İran ve siyasi anlayışını şöyle dile getirilmektedir: “İslam uygarlığı, Dicle’nin doğusunda ayrıksı (dikotomik) bir Pers karakteri kazanıyordu. Arapların ve Selçuk Türklerinin zamanında olduğu gibi, Moğol devrinde de aynı eski atasözü kanıtlanıyordu: Esir düşen İranlı, her zaman fatihlerine boyun eğdirir (S.182)…” Mesela Çaldıran da İran yenildiği halde bunu zafer olarak takdim edebilmektedirler! Alta düşse de hileleri sayesinde üste çıkmayı becerebiliyorlar. Kimya harbini bilmeseler de simya harbini iyi biliyorlar. Demek ki İran’ın en güçlü tarafı hilebazlık ve oyunbazlıktır. Sözgelimi İran ve yandaşları Hariri hakkında demedik söz bırakmazlardı. Suudçu ve Amerikacı diye takdim ediyorlardı. Ya bugün İran’ın yakın müttefiki olan Esat ve Maliki’yi kim atadı sanıyorsunuz? Esat’ı Suriye halkı mı getirdi yoksa ABD mi? Bizdeki laikler de kulak kabartsınlar. Hafız Esat’tan sonra Beşşar Esat’ı iktidara getirenler Amerikalılar oldu. Bu gerçek belgelerle sabittir. Geçenlerde bunu Suriye muhalefet liderlerinden George Sabra yeniden hatırlattı. Evet! Ölçüsüne göre anayasa değiştirilen Beşşar Esat’ın cumhurbaşkanı yapılmasına onay veren merci Bill Clinton’ın Dışişleri Bakanı Madeleine Korbel Albright olmuştur. Tabir caizse Esat’la biatlaşmışlardır. Hariri’ye Amerikancı diyen bizim laik kesim de kendi kimyasından olursa Amerikalılarla cilveleşenlere kem nazarla değiş hoş nazarla bakmaktadır. Onlara göre Amerika ile işbirlikçi olmak mesele değildir, mesele kimin yaptığıdır. Laik kesimler asabiyetleri gereği üzüm yeme değil bağcıyı dövme peşindedirler.
•
Esat Amerikan derin devletinin adamı olduğu gibi aynı zamanda Nuri Maliki de öyledir. İyad Allavi, aritmetik çoğunluğa haiz olmasına rağmen neden Nuri Maliki’nin başbakanlığa kaptığı sorulduğunda şunları söylemiştir: ABD ile İran arasındaki pazarlık öyle gerektirmiştir. .. “Şimdi de Maliki ABD’ye istediği kadar petrol akıtmasına rağmen ‘onları Irak’tan ben kovdum’ diye böbürlenmektedir. Üste çıkma politikası böyle olmalıdır herhalde! George Sabra geçmişte Esat’ın Irak’ı Kaide elemanlarıyla boğduğu gibi şimdi de Maliki jeste jestle karşılık verip Suriye’yi Kaide elemanlarıyla boğduğunu ifade etmektedir. Bazen de PYD’yi kayırmaktadır. Selame Kile adlı Suriyeli solcu yazar da Esat ile Irak Şam İslam devleti fraksiyonu arasında gizli ve açık bağlar olduğunu ifade etmektedir” (http://www.aljazeera.net/opinions/pages/9b5ce71a-ce4f-47de-8d5d-0dc92546ee5d ). Esat, PYD ile Irak Şam İslam Devleti gergefi veya tahterevallisi arasında dengede durmaktadır. Kimyasal silahları teslim edip Kaide’yi de korkuluk olarak Batılılara takdim etmektedir.
Son günlerde İran çok rahat ve Suudi Arabistan çok öfkeli. Riyad, müttefiki ABD’nin kendisini satmasından bizar ve şikayetçi. Peki Suudi Arabistan’ın ABD’ye karşı bir kusuru mu oldu? Hayır. Aksine Suudi Arabistan Suriye’de ABD’nin her istediğini hatta fazlasını da yaptı ama yaranamadı. Obama ise Suudi Arabistan’ın hiçbir istediğini yapmadı! Muhalefeti ABD’nin arzusuna göre şekillendirmek istediler. ABD tatmin olmadı. Kimyasal silahlar meselesi ayyuka çıkmasına ve Obama söz vermesine rağmen cezalandırmaya matuf olarak kılını bile kıpırdatmadı! Neden acaba? ABD’yi ilgilendiren Suudi Arabistan’ın dostlukta kusur etmemesi değil stratejik gerekçeleridir. Kendisinin ve İsrail’in stratejik çıkarları Şii dünya ile Sünni dünyayı kuşatmada yatmaktadır. Bunun yeri de Suriye’dir. Bunu da İran ekseni gerçekleştiriyor. Ben Gurion’un çevreleme politikası şimdi Şii çemberle değiştiriliyor. Esat kimyasallarını ve İran da nükleer tersanelerini Batı’ya teslim ettikten sonra geriye cephelerin (Batı+İsrail+Şii cephesi) buluşmasında bir pürüz kalmıyor. Bundan dolayı artık Hariri modeline ihtiyaç kalmadı. Esat’ın Suriye’den ahlaki nedenlerle gitmesi gerekse bile Şii ve Batı cephesinin yeni modeli Maliki olacaktır. Belki Karzai ayarında İran nüfuzuna açık Sunni bir Maliki bulabilirler. Zaten Irak, İran ve Rusya hattında bunun pazarlıkları yapılıyor. Suud-ABD ortaklığı bozulurken onun yerine İran-ABD ortaklığı ikame edilirse Rusya’nın da katkılarıyla Hariri modeli yerine Maliki modeli ikame edilebilir (http://www.assabeel.net/articles/item/9935- ) Riyad’ın hilafına Abdullah Gül ve Ahmet davudoğlu, ABD ile İran yakınlaşmasında bir beis görmüyor. Acaba kim haklı dersiniz?


