Dışarıdan bakınca…
Türkiye’de Hükümet ile Hizmet kavgası dışarıdan dikkatle takip ediliyor. Başbakan Erdoğan’ın dışarıda desteği azaldığı oranda Fethullah Hoca’nın desteğinde artış var. İçeride ise ters bir eğilimden bahsedebiliriz. Fethullah Hoca’nın kendi cemaati tarafından servis edilen beddua kasetinden sonra ülke içinde itibar kaybettiğini hatta eridiğini söyleyebiliriz. Buna mukabil, Arap Baharının gerileme süreciyle paralel gelen Başbakan Erdoğan’ın çıkışları dünya kurulu düzeninin (establishment) hoşuna gitmedi. Gerçeklerin yüzlerine vurulmasından bizarlar. İfadeleri onlara tokat gibi geliyor. Yüzlerinde şaklıyor. Lakin Suriye konusunda daha fazla risk almaya yanaşmaması meseleyi kilitledi ve sonunda kuşatılmasına hizmet etti. Dış aktörler Fethullah Hoca ile hükümet kavgasını zevkle ve ellerini kavuşturarak izliyorlar. Yüreklerinin yağları eriyor. Başbakan Erdoğan’ın pozisyonunu şöyle izah edebiliriz. Bir Suriyelinin ifadesiyle: Biz Suriye’de rejime karşı savaşmıyoruz. Belki dünya sistemine karşı savaşıyoruz. Dolayısıyla Erdoğan halkı seçerek dünya sistemine başkaldırmış veya akıntıya karşı kürek çekiyor. Dünya sistemi ahlaksız tarafta durduğundan kimse meselenin ahlaki zaviyesine bakmıyor.
İçeride haddini aşanların cilaları dökülüyor. Buna mukabil, dış aktörler hükümeti içerideki ortaklarıyla da kuşatarak rejimi yeniden düzenlemek istiyor. Bu, İslam nurunun söndürülmesi çabası anlamına geliyor. Elbette AKP veya benzeri yapıları İslam’la eşitliyor değiliz. Hatalarını ve kusurlarını İslam’a da mal edecek değiliz. Lakin AKP iyi veya kötü İslami hizmetin araçlarından birisidir. Bunun çökertilmesi Arap Baharını tamamen öksüz ve yetim bırakılması anlamına geleceği gibi İçerideki kazanımlar da geriye götürecektir. Son umut da sönecektir. Türkiye son umuttur, son kaledir. AKP de şimdilik bunun bekçisidir. Yahudilerle birlikte küresel güçler şimdi Arap Baharıyla birlikte buna destek veren yapıyı da sökmek niyetindeler.
*
Bu süreçte içeride biriken yanlışların patladığını görüyoruz. Burada hem AKP hem de Hizmet’e bakan yanlışlar var. Gezi olaylarının seyri hükümetin aleyhine döndü. Bahanesi parkın olduğu gibi korunmasıydı. Burada hem hükümetin değerlendirmesi ve hem de muhaliflerin söylemi doğruydu. Bu şudur: Gezi Parkı hükümet aleyhine bahane edilmiş ve kullanılmıştır. Lakin öteki doğru da, hükümetin yeşile karşı duyarsızlığı ve İslamcıların eliyle bir kapitalistleşme sürecinin yaşandığıdır. Son olay da Gezi olaylarının bir devamıdır. AKP zayıf tarafından yakalanmış veya zayıf tarafı siyasi gündemler için tavzif edilmiş ve kullanılmıştır. Yine 17 Aralık sürecinde yolsuzluklar meselesi siyasi ajanda için kılıf olarak kullanılmıştır. Bu doğrudur. Ama bu doğruyu herhalde şu şekliyle okumalıyız. Düşman zulmeder ama kader adalet eder. Kadere fetva verdirmemek lazımdır. Yani iç içe geçmiş gerçeklerden söz edebiliriz…
Paralelinde Hizmet meselesine bakacak olursak. Türkiye’de bazı cemaatlerin kurulması ve hatta büyümesi siyasi mühendislik ürünüdür. Birileri kol kanat germiş ve el tutmuştur. Eskiden halifelerine şeyhi el tutardı. Şimdi kimilerine devlet veya uluslar arası güçler el tutuyor. Sahip çıkıyor ve hormonal büyütüyor. Bunlardan bir kısmı milli iken zamanla ve bilahare uluslar arası düzenin bir parçası haline geliyor. Müslümanlar kendi elleriyle gayri İslami ajandalar uygular hale geliyorlar. Yanlış yöntem üzerinden kimyaları bozuluyor, dönüştürülüyorlar. Bu tarz yapıların önünün açılmasının temel nedeni arz ettiği temel niteliktir. Bu ABD’nin anladığı şekilde ılımlı İslamcılıktır. Bu, İslam’ın vazettiği vasatiyet anlayışı değildir. Çatallaşma sürecinde bu yapılar İslami kesimlerin tarihi birikimini kendi elleriyle sıfırlama noktasına getiriyorlar. Kendi araçlarının derdindedirler yoksa Müslümanların umumi selameti umurlarında bile değil. Çıplak gerçek budur. Hakim cereyanların kontrolüne girenler zamanla Frankenstein’a dönüşüyorlar. Bu kadar da olur mu şeklinde yakınma ve şaşkınlıklarımızın ardında yatan gerçek budur. Yanlış kurulan imparatorluklar çatırdamaya başlamıştır.
Şimdi Mısır’da bir kısım Selefiler de bu sürece dahil edilmiştir. Mürsi’ye darbeden önce ABD’nin Mısır’da İhvan yerine siyasi bir mühendislik ile Selefileri öne çıkaracağı ileri sürülmüştü. Darbe sonrasında öne çıkamadılar ama darbe sürecinin parçası oldular. Darbe sürecini kolaylaştırdılar. Selefi Davet hareketinin basın Sözcüsü Abdulmünim Şahhat Amerikalı yetkililerle buluşmuştur. Körfez basını ise gönlündekini kağıda döküyor ve ‘Türkiyeli İslamcı davetçi (Gülen) Erdoğan’ın koltuğunu tehdit ediyor’ başlığını tercih ediyor (http://www.elaph.com/Web/news/2013/12/857658.html?entry=Turkey ). Görebilene her şey net. En tehlikeli mühendislik çeşitlerinden birisi dini mühendislik ve onun getirdiği dikey ve hormonal büyümedir. Dindarlığın hakkını vermeyen, alacalığı artıran ve yöntem yanlışları üzerine kurulu geniş ve hızlı yayılma biçimidir. Çatallaşma ile acı meyvesi ortaya çıkmıştır.


