Reis’in sofrasında Akit.. Hakikat er ya da geç kazanır!
Reis’in sofrasında Akit.. Hakikat er ya da geç kazanır!
MURAT ALAN
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak Beştepe’deki iftara katıldık. Milletin evinde, Ramazan’ın o eşsiz manevi ikliminde, oruçla yoğrulmuş bereketli bir sofrada bir araya gelmek, sadece bir iftar programı olmanın ötesinde, hem gönüllere hem de geleceğe dair derin bir mana ve motivasyon taşıyordu. Televizyonumuz Akit TV’nin Genel Müdürü Serdar Uslu davetliler arasındaydı.
Güzel bir yol arkadaşı, samimi bir Müslüman..
Akşamki o programda, Reisi Cumhur yine tarihe not düşen, unutulmayacak ifadelerle konuştu. Eski dönem medyasının, cuntacıların elinde oyuncak gibi kullanılan, manşetlerle darbe yapan, siyasete ayar veren o vesayetçi yapıyı bir kez daha hatırlattı.
“Muhtar bile olamaz” manşetleriyle başlayan o çirkin, organize kampanyaları, Erdoğan’ı siyaset sahnesinden tamamen silmek isteyenlerin nasıl bir kin, nefret ve planlı bir düşmanlıkla hareket ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Hürriyet’in o iğrenç başlığı, sadece bir gazete manşeti değildi; cuntacı zihniyetin, vesayet odaklarının, derin devletin ortaklaşa attığı, milletin iradesini boğmak isteyen bir imha fermanıydı adeta. O dönemde “Muhtar bile olamaz” diyorlardı, çünkü Tayyip Erdoğan’ı siyaset yapamaz hale getirmek, milletin sandıktan çıkan iradesini yok etmek, Türkiye’yi yeniden eski vesayet düzenine mahkûm etmek istiyorlardı.
Ama pes etmedi, vazgeçmedi. Milleti de onu terk etmedi, unutmadı, yalnız bırakmadı. Bu aziz millet, Adnan Menderes’e reva görülenleri sineye çekip sustu ama Erdoğan için susmadı, sesini yükseltti, meydanları doldurdu, sandıkta iradesini ortaya koydu. Reisi Cumhur da hiçbir zaman geri adım atmadı, mücadeleden yılmadı. İşte bunların hepsi bir araya gelince, dünya tarihinin gördüğü en etkili, en dirençli liderlerden biri ortaya çıktı. Hani o “muhtar bile olamaz” diyenlere inat, bugün dünyanın yönünü tayin eden, küresel dengeleri etkileyen birkaç liderden biri oldu Cumhurbaşkanı Erdoğan. Onun liderliğinde Türkiye, vesayetin zincirlerini kırdı, bağımsızlığını perçinledi, bölgesel ve küresel arenada söz sahibi bir ülke haline geldi.
Vesayet medyası dağıldı, manşetleri de tarihin tozlu çöplüğüne atıldı, o dönemlerin figüranları maziye karıştı. Ama milli ve bağımsız medya, her zamankinden belki daha da güçlü, daha kararlı ve daha etkili bir şekilde millet iradesinin gür sesi oldu. Başkan Erdoğan ve yol arkadaşlarını dimdik destekliyor, hakikatin bekçiliğini yapıyor, yalanın ve iftiranın karşısında dimdik duruyor.
İftarda da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurguladığı gibi, “Her cephede adeta bir hakikat savaşı verdiğimiz bu dönemde, medya kuruluşlarımızın daha fazla inisiyatif almasını, daha aktif ve etkili olmasını bekliyoruz.” Evet, tam da bu noktadayız. Reisi Cumhur’un bu çağrısı, bize yol gösteriyor; milli medyanın taşıdığı sorumluluğu bir kez daha hatırlatıyor, omuzlarımıza yüklenen vazifeyi daha net ortaya koyuyor. “Ülkemize yönelik beşinci kol faaliyetlerini, algı mühendisliklerini, Türkiye’nin imaj ve itibarını hedef alan karalama kampanyalarını sizlerin de güçlü desteğiyle daha kolay ve hızlı engelleyeceğimize inanıyorum” buyurdu. Bu sözler, sadece bir temenni değil, aynı zamanda bir yol haritasıdır. Günümüz dünyasında hakikat ötesi çağın tüm aldatmacalarına karşı, dezenformasyonun sel gibi aktığı bir ortamda, milli medyanın daha uyanık, daha cesur ve daha organize olması gerektiğinin altını çiziyor.
Ayrıca özellikle vurguladı, “İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz.” Millete parmak sallayan, vesayetçiler adına milli iradeye ve siyaset kurumuna ayar veren medya düzeninin artık geride kaldığını, o karanlık dönemin figürleri ve figüranlarıyla birlikte tarihe gömüldüğünü bir kez daha ilan etti.
Cezaevine konulduğu dönemde, onun yanında bulunan, kader ortaklığı yapan, mazlumun yanında dimdik duran Akit Gazetesi de dün Cumhurbaşkanımızın oturduğu masada yer aldı. Bu bir mesajdır herkese, 28 Şubat’ın o karanlık, baskı dolu günlerinde boyun eğmeyen iradenin, bugün milletin evinde onurlandırılması, takdir edilmesi ve hak ettiği değeri görmesidir.
Vesayete boyun eğmeyen, millete ram olan, hakikatten taviz vermeyen medyanın zaferidir bu. 28 Şubat postmodern darbesinin en ağır baskılarına maruz kalan, kapatılma tehditleriyle karşı karşıya kalan, ama yine de milletten yana tavır koyan o irade, bugün Beştepe’de, liderin sofrasında yerini aldı.
Beştepe’de o cuntacı medya yok. Onların yerine, hakikati haykıran, milli iradeye sahip çıkan, milletin sesi olan kalemler var. Ve o kalemlerin en başında, Reisi Cumhur’un yol arkadaşları, dava arkadaşları geliyor. Bu mücadele bitmedi, devam ediyor. Hakikat savaşı tüm cephelerde sürüyor. Ama şunu herkes bilsin, Millet iradesi kazandı, Erdoğan kazandı, Türkiye kazandı. Ve bu kazanımlar, inşallah daha nice zaferlere, daha güçlü bir geleceğe kapı açacak. Selametle..