• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mete Han
Mete Han
TÜM YAZILARI
19 Şubat 2020

Darbeciler Sıraya Girin Bir Numaranız Öne Çıksın

-1- Darbecilerin Cemaziyülevveli

Evvela ABD ki kurucu iradenin, Britanya’nın imparatorluk ruhunu Kuzey Amerika’ya İskoç nesebinden getiren İngiliz jenositler/soykırımcılar olduğunu not edelim önce.

O gün bugündür birbirlerine ölesiye muhtaç iki grup var Amerika’da.

Kısmen Anglikan çoğunlukla Protestan İngiliz aklı ile Evanjelistler olarak bilinen Yahudi-Hristiyanlar ya da siyonist lobi de yada “Neo Coon” da diyebilirsiniz.

Bu iki grup bir taraftan iktidar mücadelesi için birbirleriyle kıyasıya çatışırken, diğer taraftan teolojik isimlendirmeyle ”güvenilir topraklar” dedikleri Amerikan tipi demokrasi yönetim şeklinde hem fikirdirler. Söz konusu dünyayı yönetme idealleri, “tek krallık” ütopyası olunca bütün aykırılıklarını bir kenara bırakıp hemencecik can ciğer kuzu sarması olurlar.

Teolojik temellendirme kadar, siyasal temellendirme içinde ana kavram “güvenilir topraklar” ifadesi. Bunu yerli yerine oturduğumuzda darbelerin röntgenini de çekmiş oluruz.

 “Güvenilir topraklar (ABD)” ifadesi, “Vaat Edilen Topraklar (Fırat ve Dicle arasındaki bölge)” ifadesini anlamlandırmada da anahtar işlevi görür.

Burada geniş bir parantez açmamız gerek.

4 Temmuz 1776'da ABD Kongresi, Benjamin Franklin başkanlığında, Thomas Jefferson ve John Adams'tan oluşan bir komiteye Amerikan mührünü tasarlama görevini verdi.

Çizimlerden çıkan sonuç şöyleydi;

Bir yüzde Musa ve onunla birlikte denizden kurtularak güvenli bir toprağa ayak basan İsrail oğulları yer alıyordu. Musa eliyle denize işaret ediyor, denizde ise Firavunun askerleri boğulurken görülüyordu. Bulutlardan çıkan bir ateşin ışıkları Musa'ya ulaşıyordu. Bunun yanında Jefferson da bir öneri getirmişti: Mührün ön tarafına, çölde gündüzleri bir bulut, geceleri de ateşten bir sütunla kendilerine yol gösterilen İsrail Oğullarının konulmasını teklif ediyordu.

Birinci komitede Benjamin Franklin'in mühür için getirdiği teklif:

Bir yüzde Hz. Musa'nın önderliğinde güvenli topraklara ulaşan İsrail oğulları, diğer yüzde Kabala sembolü "üçgen içinde göz".  ABD'nin mason kurucularının getirdikleri her iki teklifin de "İsrailoğulları" ile ilgili olması bir rastlantı mı? Değil tabii.

Vaat edilen topraklara ulaşınca orada görülen bir hayvanla ilgili öyle bir ayrıntı vardı ki bu ayrıntı Colomb'un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudisi Jose De Torres'in hindiyi görünce, İbranice 'büyük kuş' anlamında 'tukki tukki' diye bağırmasıdır.

“Güvenilir topraklara” varınca irice bir kuş göreceklerine inanan Yahudiler, yeni kıtada gördükleri hindiyi kutsamışlardı. “Vaat edilen topraklar (Dicle- Fırat arası)” daki iri kuşa Anadolu insanı “Çulluk” diyordu. Amerika’nın sembolü çift başlı kartalın kabulünden önce de B. Franklin’in önderliğinde sembolün hindi olmasının mesajı açıktı.İsrail Oğullarının ayak bastığı güvenli toprağın Amerika olduğu sanatsal imgelerle veriliyordu. Mühür için ortaya atılan bu teklif, Püritenlerin Amerika'ya yüklediği misyonun, masonlar tarafından devam ettirildiğini de belgeliyordu. Mührün diğer yüzüne yerleştirilen ünlü Kabalistik "üçgen içindeki göz" sembolü de aynı gerçeğin bir işaretiydi.

Buradan iki nokta dikkatinizden kaçmasın.

Birincisi İngilizce “hindi” anlamına gelen “Turkey” ifadesi ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Turkey” yerine “Türkiye” ifadesinin kullanılması yönündeki haklı itirazının arka planı.

İkincisi ABD’nin halı hazırda kullandığı çift başlı kartal figürünün Selçuklu Devlet arması olması.

Bugün ABD’nin ön bahçesindeki ikilinin yani iki kartalın Demokratlar ve Cumhuriyetçiler diye iki ayrı görüntüsünün ardındaki gerçeklik bu. Amerika’nın İsrail hamiliği ve sevdasıda anlaşılmıştır sanırım.

Kronikleşen bu Washington travmasını sıra dışı jeopolitik bir hareketlilik açığa çıkarırken, bilinç altında şeytan soyunun sürekli arkasını kollama tedirginliği ve ontolojik korkusunun yattığını da ihbar ediyor. Neticede her şeytani hile bumerang olup kendini vursada vaktin sahibinin verdiği mühleti de unutmamak gerek.

ABD kolonyalist tek krallık demokrasisi, bu korku sendromundan ötürüdür ki; Avrupa’da İngiltere,  Avrasya’da Rusya, Pasifikte Çin’i sürekli gözlem altında tutuyor.

New York, Kanada, Londra  ‘İmparatorluk ve tebaa devletler’ denklemi bozulmadığı müddetçe dün olduğu gibi bugünde hümanist, modern ve ileri demokrasinin havarisi olmaya devam edecekler.

Onlara göre “vaat edilmiş topraklar”ı ele geçirmek için savaş ve kaos elzemdir. Bunda İsa Mesih’in kıyamet savaşlarında zuhur edeceğine dair teolojik bir inanç var. Bizde Mesihçilik oynayan, ahir zaman alametleri teraneleri okuyan Adnan Oktar'ın Yahudi sevdası da bu durumda anlaşılır. İlgilisine de bir not verelim “kedicik” tesadüfen bir isimlendir meyse eğer iblise ibranicede satan  Lucifer’a hem kedi hem şeytan denmesi de o derece tesadüftür(!).

Bize göre ise Tevhidin diyarı bu coğrafya, Habil soylu insanlığın hafızası, ümran havzası bereketli topraklardır.

Onlar batılı temsil ederek insanlık suçlarıyla tarihte yer edindiler.

XVI. yüzyılda Amerika yerlilerini ve Avustralya aborjinlerini (yerlilerini) jenosit ruhla, satanist bilinçle yok edenlerden insanlığa barış gelir mi?.

Şuda bir gerçek ki, Amerika’nın batısında başka bir kıta daha olsaydı, orayı da kıraç topraklara çevirip taş üstünde taş bırakmazlardı.

Barbar ruh, batıda gidebildiği kadar gitti ama şark aşkından asla vazgeçmedi. Şarkın “son ocağı” Türkiye kalesi olunca da üzerimize geliyor.

Bu kinli, bu kanlı kısır döngü hak- batıl kavgası olarak  yeryüzü var oldukça var olacak!

Cihan harbinde Birinci Cumhuriyet öncesi topyekûn topraklarımıza saldırdılar. 15 Temmuz İkinci Cumhuriyet öncesi de saldırdılar. Uslanmadılar, uslanmazlar.

Liberalizm, ileri demokrasi, insan hakları, çağdaş uygarlık, Büyük Ortadoğu Projesi, ılımlı İslam, dinler arası diyalog dediklerinde, maksatlarını deşifre ettiğimiz için bize düşmanlıkları sürecek.

“Dünya beşten büyüktür” dediğimiz sürece beni İsrail karakteri münafıklıkla yalanı, talanı, dolanı, işgali, darbeyi akıllarından çıkarmayacaklar.

Çünkü biz onlara, “son ocak”ta durup günahlarını hatırlatıyoruz. Suriye'de oyun bozuyoruz. “Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak kabul etmeyiz” diyoruz. Libya ile Akdeniz’de koridor mutabakatı yapıyoruz. Afrika kıtasına tarihi köklerden sesleniyoruz. Somali'de üs kuruyoruz. Yemeni es geçmiyoruz. Cerablus operasyonuna “Fırat Kalkanı” derken Dicle’ye de,Fırat’a da fıtrata da kalkan oluyoruz.  

Vahşiliklerini, şeytanlıklarını, şecaat arzedeyim derlerken şenaatlerini ifşa ediyoruz. Soykırımlarını, köle ticaretlerini, atom/misket/fosfor/varil bombalarıyla Ortadoğu’yu boşaltarak, Pasifik ve Atlantik arasında bir “free zone (serbest Bölge)” oluşturmalarına engel olacağımızı biliyorlar.

Onlara esas çift başlı kartal armasını göstereceğimiz günden ölümden korktukları gibi korkuyorlar.

Selayla kıyama geçen, Allahu Ekber nidasıyla meydanları inleten, tankları çıplak elle durduran birilerinden korkmalarından daha doğal ne olabilir ki?

Devam edeceğiz...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yasemin

Türklerin imanı gibi iman hiç bir ülkede yok. hatırlattığıniz için teşekkür ederiz
  • Yanıtla

Vatandas sabri

Sayin yazar beyim .tebrik ediyorum .biraz bilgim vardı tazelediniz ve eklediniz........ NE MUTLU TÜRKÜM DİYEN. NE MUTLU TURKİYEM DİYENE. SELAMLAR SEVGILER
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı