• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Allah yeter

20 Haziran 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Allah yeter

LATİF ERDOĞAN

Bizim öyle bir Allah’ımız var ki, Bakidir. Bizdeki aşk-ı beka, O’na olan muhabbetimizin bir tezahürü, bir açığa çıkmasıdır. Bu muhabbet irtibatıyla O’nun bekası bize kendi bekamızdan daha sevimli daha teselli vericidir.

Yokluk denen ebedi hicrandan kurtuluşumuz bu sayededir. Varlıklarıyla ve var olarak kalacaklarını bilmekle teselli bulduğumuz bütün yakınlarımızın, bütün dostlarımızın, bütün sevdiklerimizin yokluk denen ebedi hicrandan kurtulması da bizim için ayrı bir sürür, ayrı bir saadet kaynağıdır. Ne ki bu neticenin de gerçekleşme sebebi yine Allah’ımızın bekasıyla irtibatlıdır.

O her şeyin yaratıcısı, her şeyin sahibi, her şeyin malikidir. Bizim O’na olan bu imanımız bizi O’nun bütün mülküyle irtibatlı hale getirir. Biz bu iman sayesinde O’nun bütün mülküyle bir dayanışmaya, bir yardımlaşmaya gireriz. O’nun sonsuz mülkü ve saltanatı, istifade cihetiyle sanki bizim mülkümüz ve saltanatımız olur. Böylece “iman insanı insan eder, belki insanı sultan eder” hakikati bizde de zahir olur. Bu imandan mahrum hiçbir geçici ve sınırlı saltanatın sahibi bizim baki ve her şeyi kuşatıcı saltanatımızla boy ölçüşemez.  

Bütün mevcudat O’nun mülkü olması cihetiyle, biz de O’nun hem mülkü hem de memluküyüz. Bu intisap sayesinde bütün mevcudatın vücudu bizim için de ikinci bir vücut olur. “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın halbuki bütün alemler sende dürülüdür” hakikati bizde de zahir olur. Ve böylece varlığa ve var olmaya ait fıtri aşkımız teskin edilir.


Biz O’na olan imanımızla kainata bir mehd-i uhuvvet/ kardeşlik beşiği olarak bakarız. Kendilerine kardeşlik bağıyla bağlandığımız bütün varlığın varlığının devamı ve ebedi devam edecek olması bize öylesine bir velut moral kaynağı olur ki, geçici ayrılma ve ayrılıkların verdiği acılar, ıstıraplar bu sayede küçülür, azalır, dayanılır hale gelir. Başka hiçbir teselli bu imanın verdiği teselliyi veremez, derdimize çare olamaz.


O’nun bekasıyladır ki, yaptığımız bütün iyi ve salih ameller bir değer ve anlama kavuşur. O’nun bekasıyla onlar da kabul edilme adına beka kazanır. Bu fani dünya bu sayede bir beka sümbülü verir. Ameller, iyilikler birer beka nimeti, birer beka mükafatı olarak önümüze serilir. Bu beka sebebiyledir ki cennet, cennet haline gelir. Aksi durumda baki olmayan cennet ne kadar lezzetli olursa olsun bir müddet sonra son bulacağı düşüncesiyle cehenneme döner.


Acizliğimiz, fakirliğimiz, binlerce bela ve musibete maruz halimiz, yine O’nun gücünün, kuvvetinin, kudretinin sonsuzluk ve bekasıyla giderilir, deva bulur.

Bütün yaratıkların, bütün ihtiyaçlarına cevap veren bir sonsuz rahmet bizim de tek dayanağımız, tek sığınağımızdır. Kim neye, ne ölçüde muhtaçsa o ihtiyacının o ölçüde verilmesi ve bu icraatın sürekli böyle devam etmesi; öte aleme uzanan ihtiyaçların da aynen karşılık bulacağına olan akli, nakli delillerle aynı icraatın bakiliği, özellikle de bekaya olan ihtiyacımızın baki bir alemde, Baki bir zat tarafından, baki ihsan ve lütuflarla karşılanacağı hakikati bizim için öylesine güçlü bir tesellidir ki, sırf bu teselli adına iman edilmiş olsa yine yeterlidir. Halbuki bu imanın bize yönelik daha binlerce faydası, semeresi vardır.

Başta, kurtuluş vesilemiz Hz. Muhammet Aleyhisselam olmak üzere, sevdiğimiz bütün enbiya, asfiya, evliya, şüheda ve salih kullar olarak, bütün akraba ve yakınlarımızın bu hayattan sonra, Baki bir zatın atiye ve ihsanıyla baki bir alemde varlıklarını sürdürmesi muştusu, uğruna bin can feda edecek derecede sevdiğimiz bütün ehl-i kemalin yokluktan, hiçlikten kurtulmuş bulunmaları hadisesi, biricik çocuğunu, hiç beklemediği bir halde idamdan kurtulmuş bulan şefkatli bir annenin sevinç ve sürurundan bizlere binlerce defa daha sevinç ve sürur veren bir hakikattir; ve bizler bu hakikate iman etmiş bahtiyarlarız. Bu iman sayesinde de baki bir sevinç ve sürura sahibiz.



Bizim muhabbet yolculumuz hep beka limanlarında seyreder. Hakiki Baki kim ise, gelişimiz O’ndandır ki dönüşümüz de O’nadır. Mecazi perdelere takılıp kalmayız. Hz. İbrahim gibi “Ben batıp gidenleri sevmem” (Enam, 76) deriz. Ve yüzümüzü onun gibi Bakiy-i Hakikiye çevirir, hal diliyle “Ben, O’nun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim” (Enam, 79) ayetini okuruz.

 Başkaları bütün bu kazanımları nerde arar, nerde bulur, bulur mu bulamaz mı bilmeyiz. Fakat biz bütün aradığımızı O’nda buluruz. Ve O’nu buluruz. O’nu bulunca da her şeyi bulmuş oluruz. “O’nu bulan neyi kaybeder; O’nu kaybeden neyi bulur?”   

Not: Okuduklarınız Dördüncü Şuadan süzülmüş bazı katrelerdir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23