Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek
Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız eser, Yazar Yayınlarından çıkan; “Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek” ismini taşıyor. Müellifi ise D. Mehmet Doğan.
Türkçenin büyük ustası ve “dilini kaybedenin, dinini de, dini merkezli kurduğu medeniyetini de kaybeder” sancısıyla ömrünü dilimize hibe etmiş bir bilgemizdir.
Kullandığımız kelimeler, kişinin karakteri başta olmak üzere yaşadığı topraklara olan mensubiyet ve mesuliyetini ifade eder.
Maalesef günümüzde; “Türkçe konuşuluyor mu, konuşulmuyor mu” sorusuna cevap vermek zor. Dilimizi iyi bilen kimselerin anlayamadığı bir dil haline geldi.
Mevzuya girmeden önce sıkça yaşanan bir örnek vermek isterim.
İçinde yaşadığı topluma yabancı kalmayı yeğleyen kimseler, medyada yahut çeşitli mecralarda konuşurken, önce ya Türkçesini söylüyor ardından hangi yabancı dili biliyorsa o kelimeyi söylüyor. Veya önce yabancı kelimeyi söylüyor, ardından Türkçesini, onun da uydurukçasını seslendiriyor.
Garip bir araz! Yani galiba şunu diyorlar:
“Ben sizlerle beraberim ama aramızda şöyle bir fark var. Ben şu yabancı dili biliyorum”. Hâlbuki dinleyenlere, kendilerini yabancılaştırdıklarını göremiyorlar.
Türkçe Müslüman bir dildir ve bu dile mensubiyet ve mesuliyet hisseden insanlar, dilin zenginliğinin gereği “arif insanlardır”. Arifler sessiz bilgelerdir. Geçelim.
………………
Rahmetli D. Mehmet Doğan, eserdeki; “Medeniyet Diline Şapka Çıkarmak” başlıklı yazısında şunları söylüyor:
“Kırk küsur yıldır “medeniyet dili” kösü çalıyoruz, sabah akşam “medeniyet tasavvuru” edebiyatı yapanları uyandıramadık. Medeniyet dille olur, medeniyet dilsiz olmaz!
Bu kıytırık uydurmacılıkla hiç olmaz! Önce şunda anlaşalım: Uygarlık asla medeniyet değildir! Uygarlık senin medeniyetini inkâr edenlerin uyduruk kelimesidir.
Bazı babalar Şapka Kanunu’ndan sonra şapka giymemek için evinden çıkmamıştı. Evlatları çıktı, onlar da şapka giymedi; fakat babalarının kelimelerini başlarından attılar!
Şimdi şöyle düşünüyorum: Keşke babalar şapka giyseydi de kelimelerimizin sahibi olsa idik! Asıl kahramanlık şekli değil muhtevayı, özü, esası korumaktır!
Bizden öncekiler ortak metinler okumuşlar, klasik mûsikîmizle haşır neşir olmuşlar ve plastik sanatlarımızı hayatlarının bir parçası olarak hissetmişlerdi.
Cumhuriyet’in ikinci kuşağından itibaren bunlardan tamamıyla mahrum bırakıldık. Bu hususla ilgili tepkilerimizde de farklılaşmalar ortaya çıktı. Bu farklılaşma tamamen “dil” merkezlidir”.
…………………
Merhum Mehmet Doğan hayatının son gününe kadar dil üzerine çalıştı, yazdı, okudu, anlattı. 100.000 kelimeyi aşan sözlük hazırladı.
Şimdi denilebilir ki, Türk Dil Kurumu, bu sözlükten neden yararlanmıyor? Sorunun cevabı öyle çok ki, destan yazılabilir ama şu kadarını söyleyelim.
En çok yararlandığım sözlük, Mehmet Bey’in “Büyük Türkçe Sözlüğü” ile “Kubbealtı Sözlüğü” yahut “Ötüken Türkçe Sözlüğe” bakarım. TDK’nın genetiği bozulmuş GDO’lu kelimelerin asıllarını onlarda bulurum.
Dilimize sahip çıkmak isteyenlere de bu sözlükleri tavsiye ederim.
Kitap hakkında; Yazar Yayınları:
www.yazaryayinlari.com 0312-232 05 71