Toprağın merhameti

16 Nisan 2019 Salı

Toprak, insanoğlu dışında yaratılmış varlıkların içerisindeki en merhametli olanıdır.

Emri ilahi gereği üstündeki ve içindeki canlıları besler, beslediğinin ömrü nihayete erince de yine merhametiyle kucaklayarak kendisiyle harmanlar.

İnsanoğlunun merhametli varlık olarak topraktan farkı; “irade, idrak ve hesap verecek” oluşudur. İşte bu sebeple insanın merhameti, toprağın merhametinin üstündür ve toprak, insandan merhamet bekler durumdadır.

Böylece insanoğlu yaratılan canlılar içerisindeki en şerefli ve üstün varlık vasfıyla, diğer tüm canlı-cansız yaratılanlara merhametli davranmak mecburiyetindedir.

Niyetim sözü bu minval üzere sürdürmek değildir.

“Toprağın merhameti” derken, yerli ve milli kalkınma davamız ve çabamız adına hasbelkader neler yapılabilir, neler söylenebilir hususunda çorbada tuzumuz bulunsun babından duygularımızı dile getirmektir.

¥

Sanayi toplumu olma yolunda neredeyse yüz yıldır, kemirgen çevrelerin kendi menfaatlerini korumak için açık-gizli tezgâhları karşısında tarımımızı ihmal ederek, toprağımızla gerektiği kadar ilgilenmemekteyiz.

İstesek de istemesek de kabul etsek de etmesek de biz tarım toplumuyuz.

Elbet sanayileşmeliyiz ama tarımdan koparak sanayileşmek, şiddetli yağmur altında korunacak yer ararken, kuru ağaç dibine sinmeye benzemektedir.

Tarım hususunda tabii ki hükümetin bir politikası vardır ve yerli-milli kalkınma için diğer bütün icraatlarının önünde olmalıdır.

Hükümetin yahut bakanlığın neler yaptığına-yapacağına geçmeden, hatta çuvaldızı hükümete batırmadan önce, iğneyi kendimize batırmalıyız.

22 milyon metrekare topraklardan, 780 bin metrekareye gerilediğimiz mevcut vatanımızda, elbet ekilecek topraklarımızın miktarı ve ölçüsü sınırlıdır.

Haliyle bu ölçüler içerisinde yapılacak tarımsal kalkınmanın gücü de bellidir.

Yalnız bütün bu hakikatler ışığında devletin el atmadığı-atamadığı binlerce dönüm arazilerin var olduğu ve yıllardır işlem görmediği de bir vakıadır.

¥

Hangileri bu araziler? Miras yoluyla bölüşülemeyen, tapusu alınamayan, mirasçıların hırsları (bunların birçoğu kardeş ve yakın akrabalardır) yüzünden toprak işlenememekte ve hatta birçoğundan hayvanlar dahi istifade edememektedir.

“Bize yaramayan, onlara da yaramasın” diye gayri insani inat, ihanet ve öfke ile hareket edilmekte ve güzelim verimli topraklar merhametten yoksun şekilde fuzuli yere yatmaktadır.

Bu hususta devlet neler yapabilir bilmiyorum ama tarım bizim can damarımızdır ve bu damarın daima canlı tutulması gerekmektedir. Hayvancılık ve su meselesi de öyledir.

“Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi” ikazı gereği topraklarımız üzerinde yaşayanlara emaneten sunulmuş nimetlerdir. Nimeti israf, yoksulluğu davettir.

¥

Ezcümle:

İşlenmeyen topraklardan en küçük olanını dile getirdim. Bunun daha büyükleri de var ve acil çözümler beklemektedir.

Toprağın işlenmesi milli bir iktisat meselesi olmakla birlikte, esasında bir ahlak ve iman meselesidir.Devlet hakkı, halk hakkı davasıdır.

Toprağın merhametiyle insanın merhametini buluşturacak yegâne memleket ve millet biziz. Bu hakikatin ihmali geleceğimizin ihmalidir.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • OkanOkan1 ay önce
    Düşüncenize tamamen katılıyorum. Hatta tarıma olağanüstü hal derecesinde ve çok acilen önlem alınmasının ülkemiz ve milletimiz için hayati önem taşıdığı kanaatindeyim.
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer1 ay önce
    Kaleminize..sağlık..Selamlar.

Günün Özeti