• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI
25 Eylül 2020

Sosyal medya şiddeti

Şiddetin her türlüsü gayri insanidir. İnsanlık tarihi boyunca şiddeti savunan ve uygulayan hiç kimse, huzurlu yaşamamış ve huzurla ölmemiştir.

İki türlü şiddet vardır. Birisi “fiziki” diğeri “sözlü”. Sözlü şiddet, fiziki şiddeti doğurur. En tehlikelisi de “beden dili kullanılan sözlü şiddettir”.

Sosyal medya hipodromunda özellikle birinci sırada tutulan şiddetin temeli, “sözlü ve görüntülü şiddettir”. Bunların ikinci yayıcısı da televizyon haber, program ve dizileridir.

Bugün sosyal medyanın yazılı, sözlü ve görüntülü şiddetiyle beraber, şiddet içerikli televizyon dizileri şiddetin destekçisi ve yayıcısıdır.

Vatanını, bayrağını, devletini, dinini bilen aklıselim sahibi her insanımız bu meseleye devletimizin bir çözüm bulmasını istemektedir lakin devlet ne yapsın.

İsteyerek-istemeyerek, bilerek-bilmeyerek bozdukları veya bozdurdukları tertemiz fıtratlarını şiddete teslim edenlerin başına birer polis dikilse ne olacak?

Şiddeti meşrulaştırmak ve bundan kazanç sağlayan sosyal medya ile televizyoncuların savunmaları ilginçtir. “İzlemesinler efendim, zorla mı izletiyoruz”.

Yani “sözlü, beden dilli, görüntülü şiddet” senaryolarını yazıp çektiklerini kabul ediyor ve rahat rahat “izlemesinler” denilebiliyor.

Gerçi haksız da değiller. Şiddet dizileri bu kadar çok izleniyorsa, seyredenlerin şiddete meyilli olduklarını göstermez mi?

Şiddetten ders alınmaz. Sözlü-görüntülü ve fiziki şiddeti yayanların, yaşayanlardan bir farkı yoktur. Uzmanlar sosyal medyada şiddeti yayanların ruh hallerini şöyle tarif ederler:

“Temiz yaratılmış fıtratlarından sapmanın neticesidir. Dolayısıyla böyleleri; Hakk’tan, adaletten, doğruluktan, iyilikten, güzellikten ruhlarını koparmış, akıl ve vicdanını rafa kaldırmış kimselerdir”.

İşin garip bir tarafı da şu:

Çeşitli sebeplerle şiddetin acısını, yıkıcılığını, çaresizliğini en ağır şekilde yaşayan ve yakınanların da şiddetin faili olmaktan vazgeçememeleridir. İnsanın havsalası almıyor.

Bu anlamda “gerçek hayat hikâyeleri” diye kamuoyuna yayılması yerine tedavi edilmesi gereken şiddet olaylarının, televizyonlarda gösterilmesinin faydadan çok zarar verdiğini, Allah’ını seven psikologlar ve psikiyatristler anlatsın.

Şan, şöhret, reklam, reyting, para ve tüketimden başka kutsalları olmayan belli televizyon kanallarının verdiği zararlar, her gün medyada haber olarak karşılık bulmaktadır.

Günümüzde sosyal medyaya hâkim durumda olan ağırlıklı kısım, insanlığa hizmet yerine, insanlığa ihanet merkezi olarak vazife yapmaktadır.

Televizyonlardaki “gerçek hikâye” temalı diziler de sosyal medyanın destekleyicisi önemli hizmetçilerindendir.

İnsanımız o hale geldi ki, hem şiddetin mağduru hem de faili olmak gibi ilginç bir çelişki yaşamaktadır. Bu çelişkiden kurtulamadığı için “meşru şiddet ve meşru olmayan şiddet” ayrımı yapılmaktadır.

Böylece doğrudan veya dolaylı olarak sözlü veya fiziki şiddet hep var olan ve olması da normal olan bir hale gelmiştir

Ezcümle:

Şiddet öğrenilen bir durumdur. Sosyal medya ve televizyonlardaki şiddet içeren diziler, şiddet öğretmekte ve şiddete sevk etmektedir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23