• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI
30 Eylül 2020

Ne Kadar Toprak Lazım

Tolstoy’un “İnsan Ne İçin Yaşar” isminde hikâyelerden oluşan bir kitabı vardır.

Bu hikâyelerin içerisinde bir de “Ne Kadar Toprak Lazım” başlıklı hikâye mevcuttur.

Soruyu önce kendimize soralım. Öldükten sonra insana ne kadar toprak lazımdır?

“Ne kadar olacak. İki metrelik mezar yeri kadar! O da nerede nasıl nasip olursa tabi.” Bundan öte bir cevap olmaz sanırım.

Tolstoy hikâyesinde, gözünü toprak ve zenginlik hırsı bürümüş bir kimsenin yaşadıklarını anlatır.

Hikâyenin kahramanı uçsuz bucaksız topraklar uğruna gezer ve sonunda bir yer bulur.

İstediği kadar toprak sahibi olabileceği köyün ileri gelenleri, uçsuz bucaksız bir arazi gösterirler ve sabah güneşin doğumuyla başlayıp, batıncaya kadar çevirebildiği kadar toprak parçasının kendisinin olacağını söylerler.

Büyük bir hırsla eline küreğini ve ilgili aletleri alarak başlar arazisinin sınırlarını çizmeye ve her tepeyi her dereyi işaretler, akşama kadar durmadan dinlenmeden arazisini büyütebildiği kadar büyütür ve güneş battığında başladığı noktaya bitkin halde düşer.

Buraya gelince ne oldu dersiniz. Adam ölür. En sadık uşağı, sahibinin küreğini alarak efendisine yatacağı kadar iki metrelik bir mezar kazarak defneder.

Hikâye oldukça uzun burada bu kadarı anlatılabiliyor. Geçelim.

Aslında çeşitli şekillerde hepimiz bu hikâyedeki hırsı yaşıyoruz ve nedense pek üzerimize almıyoruz. Alsak belki de içimizdeki huzur ve sükûn artacak.

Uzun süreden beri kimse, sade bir hayatla tatmin olmuyor ve her an başka şeylere arzu duyarak onlar için yaşama savaşı veriyor.

Belki istisnalar vardır ama onları da ben göremiyorum, yaşadıklarımı ve gördüklerimi naklediyorum.

Sürekli tatmin etmeye çalıştığımız hazlarımızın peşinde koşmadığımıza önce kendimizi sonra çevremizi inandırmaya çalışıyoruz.

Kendisini aldatmayan insan belki vardır ama “insan aldanmıştır” diyenler, belki de insanın başkasından ziyade esas kendisini aldattığını söylemek istemişlerdir.

Neden olmasın? Çünkü tövbe kapısının sürekli açık olduğunu söyleyenler de esasında insanın hem kendisini hem başkasını aldatabileceğini işaret etmez mi?

Kabul edelim ki kişisel yahut aile hayatımızı altüst eden bir çözülme, tahrip, yıkım ve şiddet manipülasyonu altındayız.

Bu kargaşaya kimse bizi itmiyor, biz kendimiz gönüllü katılıyoruz. Sınırsız hazlarımızdan vazgeçme fedakârlığı gösteremeyecek kadar zihni kargaşa yaşıyoruz.

Hal böyle olunca her türlü “aldanmaya-aldatmaya” açık duruma gelen beyinlerimiz yıkanıyor, zihinlerimiz kirletiliyor ve doğru ile yanlış melekemiz felç ediliyor.

 İki dünyaya dair dengeli bir hayat öğretimiz başka şeyler uğruna mahvediliyor.

Ezcümle:

Fani varlıklarız. Ömrümüz ne kadar uzun ve kısa olursa olsun, yaptığımız iyilikler ve kötülüklerle göçeceğiz bu âlemden.

Mesele hesap gününe nasıl çıkacağımız olmalı değil midir? “Neler için yaşadın” diye sorulduğunda “şeyler için mi” diyeceğiz.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23