İstanbul Sözleşmesi
İstanbul Sözleşmesiyle bugüne kadar pek ilgilenmedim. Çünkü Avrupa’dan gelen ve gelecek olan her şeye karşı endişeyle bakarım.
İstanbul Sözleşmesi de Avrupa kaynaklı olduğu için şüphelendim ve “Avrupa kendi pisliğini bizim üzerimize de bulaştırmak istiyor” diye öteledim.
Avrupa’daki kadına şiddetin ve eşitsizliğin seviyesi bizi fersah fersah geçer. Avrupa kendini medeni görüp, bizi bedevi görmektedir ve bu görüşünden vazgeçmemektedir.
Bizdeki dini ve milli değerlere bağlı insani kıymetlerin zerresi Avrupa’da yoktur ve bu yüzden Avrupa’da ailenin adı dahi anılmamaktadır.
İnsanın zoruna giden şu ki, böyle metne imza koyan yetkililer, keşke Avrupa’da kadını, şiddeti ve eşitsizliği bir araştırıp, öyle imzalasalardı.
Şiddetin kaynağına bakmaya kimse yeltenmiyor. Çünkü yeltendiklerinde karşılarına hiç de hoş olmayan tablolar çıkacaktır.
Şiddet, çok yönlü bir olgu olup, kadın-erkek ayrımı yapmadan insanlık tarihi boyunca var olmuştur. En çok örnekleri de Avrupa’da görülebilir.
Ancak insanlık son yüzyılda kadının moderniteye ve kapitalizme köle edildiği bu zamana kadar yoğun şiddete maruz kalmamıştır.
•
Amerika ve Avrupa, üçüncü dünya ülkelerini (özellikle halkı Müslüman ülkeleri) yeraltı ve üstü zenginlikleriyle beraber, insanlarını da sömürerek kadını da erkeği de sınırsız ve sorumsuzca tüketimin kölesi yapmaktadır ve kadına şiddetten söz etmeye hakları yoktur.
Sözleşme metninde ısrarla “aile içi şiddetten” söz edilmektedir. Avrupa’da “aile mi” kaldı. Veya bizdeki “aile mefhumu” ile Avrupa’daki “aile” aynı mıdır?
Avrupa’daki “aile kavramı” ile bizdeki “aile mefhumu” arasında asla bir benzerlik yoktur, olamaz da. Bu çok açık görülmüyor mu?
Avrupa bizim üzerimizden kendi pisliğini temizlemeye çalışıyor. İstanbul Sözleşmesinde yazılan eşitsizliklerin ve şiddetin bütünü Avrupa’da bizden daha yaygındır.
Bizdeki şiddet ve eşitsizlik diye adlandırılan hadiselerin iç yüzleri açıklanmadan veya bilerek, isteyerek, gizli tutularak bir şiddet sarmalında boğulduğumuzu öne süren iç-dış batılılar, kendi pisliklerini temizlemeye kalkmaktadırlar.
İstanbul Sözleşmesini imzalayan bizdeki yetkililer veya sahip çıkan sivil toplum örgütleri, keşke önce bizdeki aile ve şiddet meselesinin iç yüzünü araştırıp sonra sahiplenseler.
•
Kapitalizmin çarkları arasında köleleşmiş ruhların ve bunu mutluluk diye lanse edenlerin asıl niyeti; kadın ve şiddet başlıkları üzerinden sömürgeciliklerini garanti altına almaktır ve kabullenemedikleri gerçek şudur:
Kadının ve erkeğin kendilerine mahsus yaratılış fıtratları vardır. Kadını ve erkeği fıtratlarının dışına çıkardığınız ve parçaladığınız zaman, insanlığı da parçalamış olursunuz.
Maalesef kadın bütün dünyada kapitalizme köle edilerek şiddete maruz kalmaktadır. Önce bu meselenin halledilmesi ve fıtratların korunması lazımdır.
Batıda aile göçmüştür. Bizi de kendilerine benzetmek istemektedirler.
Ezcümle;
Bir aile babası ve aile toplumunun reisi olarak, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bu meseleyi halledeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır.







