Anadolu İzlenimleri (2)
Anadolu İzlenimleri (2)
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Ankara hâlâ bir Anadolu şehridir. Başkent oluşuna bakmayın. Zaten başkent ilan edilmesi de millet iradesiyle değil, İstanbul’u başkentlikten çıkarmak için ilan edilmiştir.
Aksini merak edenler; eğer ön yargı ve peşin hükümsüz bir şekilde tarihin yalan söyleyen değil, gerçek tarafını okuyarak araştırırsa hakikati görebilir.
Ankara benim memleketim. Çocukluğumun, gençliğimin büyük kısmı orada geçti. Ankara benim için Hacıbayram, Hamamönü, Kale ve çevresidir. Şehrin geri kalan kısmı, “Benim Ankara’m” değildir.
Ankara’ya gidip geldikçe nefes alabildiğim yer Hacıbayram civarıdır. Tarihi Ankara’nın dışında nereye varsam, gurbet hissine kapılır, işim biter bitmez; Hamamönü, Kale ve Hacbayram’a dönerim.
Tarihi alan evimiz gibidir. Hele Hacıbayram Camii’ne girip; vaaz kürsüsünün önünde, rahmetli babamla oturup vaaz dinlediğimiz noktaya varır, orada dinlenmekten haz duyarım.
*
Ankara’ya karayolu ile kuzeyden, güneyden, doğudan, batıdan nereden girerseniz girin, sizi dev gökdelenlerde oluşan sur duvarları karşılar.
Bu sebeple Ankara nefes darlığı çeken bir şehirdir! Ankara’nın sabah ayazı meşhurdur. Şimdi o ayaz yok.
Oysa ayaz, toprağa başka, havaya başka, insana başka bir nimet sunardı. Şimdi şehir bu ayazdan mahrum bir şekilde gökdelenlerle esaret altına alınmış gibi.
Çevre yolunu daire biçiminde dolaştığınızda 100 kilometredir. Daire boyunca şehre dair hiçbir şey göremezsiniz. Sadece gözünüz değil, ruhunuz kabzedilecek gibi olur.
Şehir denilince işim gereği; tarihi, kültürü yaşadığı medeniyet tecrübelerinden kalan eserleri gelir. Bu anlamda benim şehrim Ankara’nın canına okunmuş.
Dünkü yazıdaki Ankara türküsünün sözleri sanki tam da bugünler için yazılmış. Gerçi bu akıbete uğrayan sadece Ankara’mı? Elbet hayır. Mesela Edirne! Orayı da ayrıca yazacağım şimdilik geçelim.
*
Yıllar öncesinden çocukluğumda yaşlılardan duyardım:
-“Ahir zamanda binalar çoğalacak, anne babalar terk edilecek, boşanmalar artacak, herkes yalnız yaşamak için ev alacak, aileler parçalanacak, dünyaya iman edilecek, camiler dolup taşacak ama iman eden az olacak”.
Vallahi iyi hatırladım. Hatta bunların bir kısmını Hacıbayram Camii’nin avlusunda işittiğim olmuştur. Duyduklarımın arasında bir şey daha var da onu yazmaya hicap ettiğim için es geçtim.
Ankara, tarihi boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır ve son sahibi Selçuklulardır. Ardından Orhangazi devrinde Osmanlı Devleti hâkim olmuştur.
Cumhuriyet de tarihi bölgede kurulmuştur. 19. yüzyıl mimari akımının binaları bu kısımdadır. Yani üç tarihin eserleri de yukarıda saydığım alanda görülebilir.
Ankara’nın şehir tarihi kimliği buradadır. Selçukludan Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sine dair geçirilen ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel tarihi sürecin her türlü örneğini bulabilirsiniz.
*
Ezcümle:
Şehrin hiç olmazsa bu kısmı; moderniteye, hazza, hıza ve hırsa kurban edilmeden korunup kollanamaz mı? Lütfen dünkü yazıdaki türkü sözlerine bir daha bakalım...