• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Demir
Hüseyin Demir
TÜM YAZILARI

Ahkâm-ı Kur’âniyye ve unutturulan büyük düzen

08 Aralık 2025
A


Hüseyin Demir İletişim: [email protected]

Ahkâm-ı Kur’âniyye ve unutturulan büyük düzen

HÜSEYİN DEMİR 

İnsanlığın masasına bugün koyulan “uluslararası hukuk” dedikleri o curcuna; kimin yumruğu daha sertse onun hükmüne rıza gösteren, kimin sesi daha gürse onun “adalet” diye bağırdığı bir gösteriden ibaret. İsmi hukuk, cismi heves… Güçlünün işine geldiği yerde yasa, gelmediği yerde bahane. Dünya dediğin, büyüklerin oynadığı küçük oyunlar meydanı.

Oysa tarih, bu oyunu çok daha önce görmüş; çözümünü de ilahî kaynağın berraklığında bulmuştu. Bizim medeniyetimiz, gücün adalet sayılmadığı; adaletin gücü dizginlediği bir hukuk atlası kurmuştu: Ahkâm-ı Kur’âniyye. Bir tek ferdin iç dünyasından devletlerin birbirine bakışına kadar bütün yolları kuşatan, bir tek “insanı” merkeze alan bir büyük düzen.


Ve işte Siyer… Bugün “uluslararası hukuk” diye caka satılan şeyin asırlar önceki orijinali. Müslüman ile gayrimüslimi, dost ile düşmanı, barış ile savaş halini aynı ilahî teraziye çıkaran hukuk dalı. Bir nevi, insanlığın önü karanlık bir uçuruma sürüklenirken gökten inen bir yol haritası…

Siyer’in doğduğu çağın atmosferini düşünün: Dünya savaşın yasasıyla yönetiliyor; barış, yağmur gibi ara sıra düşen bir rahmet. Birileri fethediyor, birileri eziliyor, birileri köleleştiriliyor. İşte bu karanlıkta Müslüman âlimler, insanın fıtratına, ilahî mesajın adaletine dayanarak hukuku yeniden kuruyordu. Gayrimüslim tebaanın haklarını yazan, savaşın bile ahlakını belirleyen bir medeniyet düşünün. Bir medeniyet ki, düşmanına bile merhameti kayda geçirmiş.


Ebu Hanife’nin fikirleri, Ebu Yusuf’un kalemi, Şeybani’nin devasa eseri… Bunlar kuru hükümler değil; bir medeniyetin vicdan atlasıdır. Es-Siyerü’l-Kebîr ise insanlık tarihine bırakılmış en büyük hakikat şahidi… O kitap öyle bir kitaptır ki, daha Batı dediğimiz dünya kendi içine kapanmış feodal karanlıklarıyla boğuşurken, devletlerarası hukuka dair tam teşekküllü bir sistem ortaya koymuştu.


Bugün ağızlarda sakız olan “uluslararası hukuk” ise dün yalnızca Hristiyan milletlere uygulanan bir iç yönetmelikti. Kalan herkes barbar, herkese muamele reva… O hukuktan bereket değil, üstünlük hırsı doğdu. Adalet değil, çıkar siyaseti türedi. Ve bu düzen hâlâ dünyayı avucunun içinde tutmaya devam ediyor.


Sonra kalkıyor birileri, İslam dünyasının geri kalışını “İslam hukukuna bağlayarak” bu büyük hakikate sırtını dönüyor. Güya Müslüman milletler modernleşememiş çünkü Batı’nın yöntemlerini kopyalamamış… Sözde reçete belli: Japonya misali Batı’yı baştan aşağı taklit edin, kurtulun.

Hadi oradan!

Mesele taklit değil; mesele adalet terazisinin bozuk kurulmuş olmasıdır. Dünya düzeni öyle kurulmuş ki, güçlünün hatası “istisna” sayılıyor, zayıfın nefesi “suç” kabul ediliyor. Bugün uluslararası hukuk diye övülen şey, hâlâ güçlü olanın dişine göre şekillenen bir çamur yığınıdır.



Siyer ise çamurdan değil, vahyin aydınlığından doğmuş bir hukuktu. Müslüman’a da gayrimüslime de aynı adaletin nefesini ulaştırıyordu. Devletleri güçleriyle değil, ilahî hükme bağlılıklarıyla ölçüyordu.

Bugün insanlık yeniden bocalarken; adalet isteyen milletler kapı kapı gezip bir vicdan kırıntısı ararken, çözüm çok gerilere, bize ait büyük mirasın içinde duruyor: Siyer’de… Ahkâm-ı Kur’ânî’nin insanlığa sunduğu evrensel adalet ufkunda…


Dünya yeniden parçalanmanın kıyısına sürükleniyorsa, bunun sebebi ilahî hukukun terk edilmesi; insan eliyle yazılmış yasaların ilahî düzenin yerine geçirilmesidir.

Bugün insanlığın ihtiyacı yeni bir savaş değil; yeni bir vicdan ayarıdır. Yeni silahlar değil; eski adaletin diriltilmesidir.

Ve unutmayalım:
Adaletin olduğu yerde korku durur; ilahî hükmün olduğu yerde dünya yeniden insanlaşır.

Selam ve dua ile. 


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

MUZAFFER...

ELİNE SAĞLIK, GUYYA MÜSLÜMAN LAR İYİ OKUSUNLAR........

Nedim

Yazı güzel Fakat yazara ve onun gibi düşünenlere birkaç soru sormak gerekir.Osmanli sonrası İslam dünyası ve özellikle de hilafet merkezinde emperyal sistemler e geçişle yasama ve yargı Allah cc elinden ukdesinden hakimiyetinden alınıp kişilere kurumlara verilmesi ile Allah'a ait vasıfları ki yazar gökten indirilmiş mükemmel sistem diye tanımladığı Allah cc in Hâkim sıfatının yeryüzünde ki tezahürünin engellenmesi gasp edilmesinin ardından kendilerine müslüman diyenlerin gereğini yapmamasina ne derler diye de sormak isterdik.Cunku hiçbir gerekçe mesala hayatta kalmak dünyalıgini korumak o gökten indirilmiş din için mazeret olamaz.Kuranda nahl 106 da ,"zorlananlar müstesna ifadesinin muhatabı olan Ammar ra rivayetleri dan öğrendiğimiz ki İslam iddiası taşıyanların Kur'an sünnet ve bu iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe icmaina göre davranıp her türlü zorlama olmadığı Ammar ra in ailesinin şehid edilmesi ve ölümcül işkence altında küfür sözleri söyleyip o an için kurtulması ve kalbinin bu küfür sozlere inanmamasi ni yüzyıl veya Osmanlı sonrası insanların uzun süre p zorlandıkları dedikleri inançlar ve hayat tarzılaeina gerekçe yapılamaz Ve genelde emperyalist sistemler in toplumları duzginleyip yönetebilmek ve işgalci değil yerel güçlere istediklerini yaptırdıklari kurumlar eliyle şarap vb haram larla zor durumda kalındığında o haramlarin o an için ruhsat sayılması ile ilgili olmadığı hem Kur'an sünnet icma ile sabit olması da birilerini hakikata dair uyandurmamistir ne yazık ki.Cunku İslam'ı Kur'an'ı sünneti sahabe nin veya Nisa 115 teki müminlerin SAHABENİN yolundan itikadından ayrılmamak şartını yerine getirmedikleri için İslam dünyası nin zelilligi mesala Gazze'de ki Bosna daki çaresizliğini açıkladığını da görmezler
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23