• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Ahbap’ın sorumlusu da biz mi olacağız, şimdi?

16 Temmuz 2026
A


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Ahbap’ın sorumlusu da biz mi olacağız, şimdi?

Ali Karahasanoğlu

Ahbap’ı göklere çıkartanlar onlar..

Kızılay’ı yerden yere vuranlar onlar..

Hem de Ahbap’ın başında, karşılıksız çek yazdığı için sabıkası bulunan birisi olduğu halde, o derneği övenler bunlar..

Kızılay’da tek bir kuruşluk, kendi cebine para koyma iddiasında bile bulunamadıkları halde, bu derneğe çamur sıçratmaya kalkanlar onlar..

Öyle kindarlar ki, Kızılay’ın başındaki Dr. Kerem Kınık’a, Tayyip Erdoğan nefretlerinden dolayı düşman oldular. Kerem Kınık başkanlığı bıraktıktan sonra da, ona düşmanlık etmeyi sürdürdüler.


Şimdi gerçekler ortaya çıkınca..

Ahbap’da milyarlara varan yardım paralarının iç edildiği için gözaltılar başlayınca..


 

Utanıp, “Erdoğan nefretimiz, bizi bu yanlışlara sevketti. Özür dileriz” diyeceklerine.


Ahbap üzerinden, yine dindar insanlara saldırmayı sürdürüyorlar..

Solcuları es geçtim. 

Ateistleri, komünistleri, laikçileri vazgeçtim..

Muhafazakar geçinenler, tesettürlü olanlar, babası imam, ilahiyat hocası olanlar da, aynı minvalde algı oluşturma yarışına girdiler..

Karar gazetesinde dün yayınlanan  iki yazı ile, olayı somutlaştırayım..

Önce babası imam Yusuf Ziya Cömert.


Yazısının başlığı şöyle:

“Yardım etmenin güzelliğini kaybediyoruz”


 

Gerekçesi ne, Yusuf beyin?

Gerekçesine geçmeden, Tayyip Erdoğan düşmanlığını, Ekrem abisine selam çakmak için, “ödediğin maaşları bak nasıl hak ediyorum” dercesine, taa Descartes’lere giderek şu cümlelerle ispatlıyor:

“Engizisyonun hala adam yaktığı, insanları kazığa oturttuğu dönemde yaşamış. O yüzden yazdıklarının Engizisyonla başını belaya sokmayacağından emin olmak için yazmadan önce tanıdığı bazı ruhbanlara okuttuğunu, yazdıklarından bazılarını uzun süre yayımlamadığını hatırlıyorum. Nereden hatırlıyorum? Desmond M. Clarke’nin Descartes biyografisinden. (İş Bankası yayınları.)”


 

Anladınız siz onu..

Bugünlerde de sansür var, yasak var, cezaevine girmek var demeye getiriyor, imam oğlu Yusuf bey..

Hani sorsak, “kaç saat cezaevinde kaldın, bu kadar yalanlarına rağmen”.

Vereceği sayı kocaman bir “sıfır”dır..

Hangi yazını, hangi eleştirdiğin yetkiliye okutma ihtiyacı hissettin” diye sorsak..

Vereceği cevap yine “sıfır”dır..

Ama dedik ya. Çamur atacak.. İftira atacak. Yalan söyleyecek.. Algı yapacak..

Ve esas meseleye dönüyor:


 

“Yardım etmek güzel bir eylemdir. Yardıma muhtaç olana yardım etmek, insan olmanın anlamıyla uyumlu bir davranıştır. Biz yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplumuz.” 

Yardım konusuna gelince, Descartes yok.. Batı yok. Avrupa yok. Kapitalistler yok.. İş Bankası yok..

İslam’ın bize kazandırdığı “yardım” kavramı anlatılıyor..

Ama İslam’ın “i”si de yok..

Gerçi FETÖ’nün, yardım konusunu nasıl istismar ettiğine bir paragraf ile değinmiş ama..

“Şimdilerde ‘Fetö’ diye andığımız ‘paralel yapı’nın bazı yöntemlerinin insanların şüpheye düşmesinde etkili olduğu söylenebilir. Mesela esnafı arayıp ‘hizmet’e destek istiyorlar. Esnaf verdiyse sorun yok. Vermediyse vergi denetmenlerini üzerine yollayıp adamı pişman ediyorlar.” hatırlatması yapıyor ama.


 

Bunu bildiği halde, FETÖ’den ihraç edilen KHK’lıları nasıl savundu, cezaevindeki FETÖ’cülerin sivil ayağını nasıl masum göstermeye kalkıştı, onu izah edemiyor..

Ve saldırıyı başlatıyor..

ABD’nin İran’a uçak bombardımanı, bunun yanında solda sıfır kalır..

İşte o başlangıç cümlesi:

“Bu huylar sonradan paralel yapıyla mücadele eden taraflara da sirayet etmiş midir?”

Neymiş?

“Zaman zaman dolaşıma çıkan ‘Fetö borsası’ tabiri bu ihtimali teyit ediyor.”muş..

Paralel yapı ile mücadele edenler, yani Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yani Cumhur ittifakı, Fetö borsası mı kurdu, söylesene riyakar adam..


 

Cumhur ittifakı paralel yapı ile mücadele ediyor.. Her durumu fırsata çevirmeye kalkan üç tane çakal var ise, onlar da FETÖ borsası kuruyorsa, bunun sorumlusu, paralel yapı ile mücadele edenler mi?

Ve en nihayetinde, Ahbap’a geliyoruz..

“Devlete güvenen insanlar vardı. Sözünü ettiğim ‘ekosistem’den dolayı devlete güvenmeyen insanlar da vardı. Bunlara o günlerde ortaya çıkan Kızılay’ın çadır satma skandalını da ilave edin. İnsanlar, Ahbap’a ve Ahbap’ın dışa dönük yüzü, sanatkâr ve bestekar Haluk Levent’e devlete güvendiklerinden daha çok güvendiler. Mazeretleri vardı.” diye devam ediyor, kendisi de Kızılay aleyhine yazılar kaleme almış, Ahbap ile ilgili övgüler düzmüş ekibin içindeki Yusuf Ziya.


 

Ve golü şu cümle ile attığını düşünüyor:

“Haluk Levent yardım paralarıyla bahis oynadığı suçlamasıyla gözaltına alındı. Biz ‘yardım etmenin güzelliğini keşfetmiş bir toplum’duk. Hala öyle miyiz?”

Erdoğan nefretiniz, devlete düşmanlığa, güzele, doğruya, ahlaka düşmanlığa sizi sevk etmeseydi. İslam’ı istismara sevk etmeseydi..

Erdoğan’a nefretiniz, sabıkalı adamlara bile övgüler düzmeye, yasakçılara, darbecilere, zalimlere övgü düzmenize sebep olmasaydı; Yusuf Ziya..

Şimdi yardım konusunda o tereddüdü yaşamazdınız..

Kendiniz Ahbap’ı önerdiniz.


 

Şimdi diyorsunuz ki, “Artık şüphe ediyoruz ve maalesef şüphe etmekte mazuruz.”

Oysa bugün dahi, tek bir olumsuzluğunu gösteremediğiniz halde çamur sıçratmaya kalktığınız Kızılay yönetimi, tek kuruş cebine koymadığı halde.. Milletin parası ile de, kendi parası ile de, kumar oynayan Kızılay yöneticisi gösteremediğiniz halde. Şu mankenle, bu fahişe ile bir saatlik ilişki yaşayan Kızılay yöneticisi gösteremediğiniz halde.. 

Dün, Ahbap’dan yana olmuştunuz. 

Bugün yine Kızılay’ın karşısında olmaya devam ediyorsunuz.

Babanız ömrü boyunca insanlara namaz kıldırdığı halde, siz alnı secdeli insanlara düşmanlıkla ömrünüzü tamamlamaya kendinizi yönlendirdiniz.


 

Ve, Yusuf Ziya yalnız değil..

Bir de tesettürlü Şule Demirtaş var, Karar’da..

O da şöyle yazıyor:

“Neden Hilâl-i Ahmer değil de bir müzisyenin derneği?”

Bunu biz sana soralım, Şule hanım..

Bu ülkenin alnı secdeli insanları sorsun. Tesettürlü bacılarımız sorsun..

Niye Hilal-i Ahmer değil de, bir saatlik ilişki karşılığında mankenlere biner dolar veren adamların derneği?

Boşver hikayeyi..


 

“6 Şubat depremleri yalnızca şehirleri yıkmadı, devlet ve toplum arasındaki güven ilişkisini de bütün açıklığıyla gözler önüne serdi.” masallarını boşver..

Bu ülkenin en az 4 bakanı, 5 bakanı, günlerce evine gitmeden, o deprem bölgesinde, depremzedelerin kurtarılması çalışmalarında fedakarca hizmet etti..

Sen soruyorsun, “O dondurucu günlerde enkaz altında ‘Sesimi duyan var mı?’ feryatları yükselirken, ilk saatlerde yaşanan koordinasyon eksikliği insanlarda derin bir yalnızlık hissi yarattı.” derken.. Süleyman Soylu haftalarca o bölgede yatıp kalktı.. Murat Kurum evinin yolunu unuttu..


 

 Ama siz, “Ahbap”’ dersiniz.. Kumar masasından kalkmayan müzisyeni tercih ettiniz.. 

Onunla kanka olan Ekrem İmamoğlu’ndan yana tercihde bulundunuz.. 

“Kızılay’ın Ahbap’a çadır satması ise bu yönelişi haklı çıkaran travmaya dönüştü.” derken..

Kızılay’ın ürettiği bir çadırı, Kzıılay’ın kasasına konulacak ve sonra tekrar insanlara yardım için harcanacak bir paraya bile, travma diyorsanız, bana Ahbap isimli kuruluşunun başındaki adamın, 10 yaşındaki çocuğun kumbarasına attığı para ile kumar oynamasının oluşturduğu travmayı anlatın bize..

Burada keseyim..

Çünkü sinirleniyorum..

Kelimelere hakim olamayacağım..

Nokta.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ALİ KARAHASANOĞLU SEN VE SENİN GİBİLERİN ANLAMADIĞI BİR ŞEY VAR

mülk ahbaptan ve saraydan müteşşekkil değil....senden olmayan karşı taraftan olmak zorunda değil...yani ya bendensin ya karşı taraftan dayatması hak değil...allah üçüncü yollar yaratmıştır hamdolsun....her iki taraftan da illallah etmişlere her daim açık hamdolsun
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23