• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
05 Ağustos 2020

Utansın

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Necip Fazıl

İnsan dimağındaki cümleleriyle göğü anlatmalı, kendi ayaklarıyla arzda durmalı; tutamak ve dayanaklardan vareste kendi kalbinin sesiyle, kendi muhayyilesiyle, kendi kelimelerini kurabilmeli. Kiralık zihin, papağan bir dil, öykünmeci ve özdeşimci tutumla insan olunacaksa bırakın yarılsın beşer gövdesinden. Kırılası boyundan posundan utanmıyorsa kantocu boynu kırılsın.

Yaşanacaksa adam gibi yaşamalı bu coğrafyada. En az üç dilde sevdiğini söyleyebilmeli, en az üç dilde sövmesi gerekene edebiyle sövebilmeli. Madem ölümlü dünya adam gibi yaşamalı adam gibi ölmeli.

Kişinin kendine ait kavramları ne kadar kavi ise o oranda özgüveni güçlenir. Bu topraklar, Habil soylu melek ruhların merhamet, adalet ve cesaret harcıyla karıldı. Buranın yerlisi sözünü dudaktan gözünü budaktan esirgememeli. Atı eşkin kılıcı keskin olmalı. Sözü sırat gibi keskin ve hikmet kokmalı.

İnsan kalabilmek adına kendi aklettiklerimizle kendi cümlelerimizi ifade etmek anlamın erdemine değer katar. Başkalarının duymak istediklerini söylemek düşüncenin en büyük prangasıdır.

Dünyada söz söylemenin ve söylenilen sözün ciddiye alınmasının altında özgüven yatar.

Uzunca bir zaman ve birçok gün oldu tarihi mirasın kadim derinliğinin, çok yönlülüğünün aksine tekdüze, ne söylediği belli olmayan, taşıdığı bütün teorik ve pratik çeşitliliği yok etmiş bir anlam dünyasında derbeder yaşadık. Düşünceden nefret eden, felsefeden hazzetmeyen, kolaycı, ezberci, dışlayıcı hamaset ve kibir kokan haset ve ukala kombinasyonunda aklın fukaralığında; dilin ukala sesin borazan, karın gurultularının şiir sayılıp yüceltildiği batıcı elitizmin atmosferi çepeçevre sarmıştı. Bu elitizm Anadolu irfanında aksı seda buluyordu

Anglosakson egemenlerin yazıp okuttuğu müsamere tarih kitaplarının yazdığına göre, devrim gökte üç elmaydı… Biri Fransız’ın başına düşmüştü diğeri İngiliz’in. Üçüncü elmayı kapmak için kaç nesil mücadele edildi. Türkiye’nin solcuları meydanlarda Ahmet Kaya’nın gümbür gümbür sesinden “başkaldırıyorum”la, İslamcıları; Beyazıt meydanından “Ve en önce biz varacağız Arasata kardeşlerim” eylemleriyle, Ülkücüleri; Ahmed Caved’ın sözlerini yazdığı "Azerbaycan Marşı" ve Kafkas İslam Ordusu zamanında Karadeniz marşı olan "Çırpınırdı Karadeniz" ile bayrağı yükseltiyorlardı.

Kendi olmak, Batı-dışı olmaktır. Kendi olmak batı dışı kalmaktır.

“Batı ilahiyatının” tefsiri hükmündeki eğitim müfredatlarını içselleştiren nesillerin milli bir vasata taşınması, kendi cümleleriyle tanımlı, kendi gözleriyle coğrafyaya bakmaları zaman aldı.

Görüldü ki; kimi sermaye sahipleri, kimi akademisyenler, beyaz Türkler, beyaz Kürtler, bürokratlar, sosyal demokrat siyaset adamları, entelektüeller, sanatçıların ekseriyeti batıcılığın gizli-aşikâr nöbetçileri. Bugün siyasal dilin üslubundaki öfke nedeni bu batıcı kültürel iktidarla mücadeleden kaynaklanıyor. Bugün bu batıcı elitist zehir sadece sosyal demokratlarda değil muhafazakârların da içine kaçmış durumda.

Seçkin olma psikozu, millete tepeden bakan farklı alt kültür psikolojisi…

Pek tabii olarak elitistler kendi aidiyetlerini savunuyor, Batı safında batıcı olarak yer alıyorlar. Batı lehine bir bilinçaltı çalışıp duruyor.

“II. İstiklal Harbi’ 15 Temmuz, aynı zamanda alabildiğince faşistleşmiş elitizmle Anadolu’nun açıktan harbiydi.

15 Temmuzda batıcı aydınlar sıvışırken, bürokratlar araklarken, bir kısım siyasiler TV başında, elitler ATM de kuyrukta, kalleşler market sırasında tesadüfen olmadı. Kültürel kod belliydi. Entel dantel korkaklık(!) kendi olmaya kararlı pak-u saf Anadolu irfanına karşı makarna stoklama yarışına girmişti. Demokrasi havarileri darbe karşıtı diskur aydınlar o gece saflarını ayrıştırdılar.

Millet, kendi aidiyetini savundu, organik bir refleksle vatanı kurtardı. Başlangıcından sabahın ilk ışıklarına kadar İdeolojik gruplar, birbirine karşı yeterince bedel ödeten düşmanlık konseptinden çıkıp artı değer üreten bütünleştirici rekabet konseptine geçerek ortak marşlar söylüyorlardı. İslamcısı, sağcısı, solcusu kendi olmaya karar vermiş, kadim devlet o gece orada bölünmüşlüğü izole etmeyi başarmıştı.

Uzunca bir süredir Batı, Doğu’yu “ordu devletler” temelinde Kuzey Atlantik/NATO ile domine ediyor, içerden devşirdiği batıcı elitler eliyle dönüştürüyordu. Bu oyun planı onlara yetiyordu. Bir gecede, bu paradigma yerle bir oldu, Millet orduyu çıplak elleriyle söke söke NATO’nun elinden aldı.

15 Temmuz’da kıyama duran ve canından toprağa can devşiren, hesapsa tereddüt etmeden hesap isteyen, bedelse gözünü kırpmadan bedel ödeyen, bu toprakları fetheden damardan beslenmişlerin öncülük ettiği son ocağı namahreme teslim etmeyerek ikinci istiklal harbini kazandıran milletin dip dalgasını iyi okumalı...

15 Temmuz gecesi minareden yükselen kendi öz be öz sesiyle bir millet evlatlarıyla ve devletiyle buluştu. Minareden “Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!” sesi yükseldikçe yükselen bir millet vardı. Kabaran bir dalga gibi emperyalizme meydan okuyan, yarasından irin çıkarır gibi söküp atan bu millet, her şeyi affeder bir şeyi asla affetmez. İhanet!

Bu milletin diniyle, kadim değerleriyle, diliyle, etnik yapısıyla, örfüyle, töresiyle emeğiyle aşıyla cedelleşen her elitist yapı, kendisini “altın nesil” olarak pazarlayan elitist fetö unsurları gibi ihanet edicidir. Ve ihaneti bu millet Ahmet Kaya’nın şarkısının sesini açarak uyarır önce.

“Kimileri hep suçluyor, kimileri sorguluyor...

Yaralı yüreğime, kara çalıyor.

İhanet zincirini tutan utansın

Dönüp arkasına bakan utansın

Dost diye bağrıma bastığım insanlar

Arkamı dönünce vuran utansın

Durmadan hep soruyorlar, aç bırakıp gülüyorlar

Emekleyen yüreğime, usta diyorlar

Usta değil acemi bir işçiyim

Onurlu bir kavganın neferiyim

Dostun dostu düşmanımın eceliyim ben

Bilip de söylemeyen diller utansın”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

NE ÖNEMİ VARKİİİ

White anglo saks kafalar bugün muhafazakarmış gibi davranıp iktidara sallamakta istanbul sözleşmesi üzerinden. İstanbul sözleşmesi gider elbette düzeltilir sizin açtığınız yara ve muhafazakar cephede açtığınız gedik onarılamayabilir. Abdurrahman DİLİPAK abimizin “ fahişeler” söylemi kadar açıtmaz hiçbir şey. Evvela utanmalıyız.
  • Yanıtla

HASAN A.

“Batı ilahiyatının” tefsiri hükmündeki eğitim müfredatlarını içselleştiren nesillerin milli bir vasata taşınması, kendi cümleleriyle tanımlı, kendi gözleriyle coğrafyaya bakmaları zaman aldı.(yazıdan)
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı