• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
10 Ağustos 2020

To be Or Not Töbe

Herkes kendi revişinde, kendi zevk türünde hayatını sürdürür.

İnsanın kendi mizacına ve meşrebine uygun olanlarla beraber olduğunda mutlu olması kadar tabii bir şey olamaz.

Modernite ürünü zamanlarda çoğu kez bu böyle olmuyor. Sosyal medya araçları başta olmak üzere farklı mecralarda farklı zaviyelerin insanları aynı platformlarda olabiliyor. Ve herkes her şeyin âlimi ve herkes her şeyi çok iyi biliyor!

Çok katlı bilme dereceleri olduğuna inanan bir kişinin kendi zaviyesinden gördüğü bir hakikati o zaviyeden görmeyen birisine ispatlamaya kalkması kadar saçma bir şey olamaz. Ancak düşük profilli tiplerin kendi ispatlama aracı sosyal medya araçlarında bundan ne kadar kaçabilirsiniz ki? Değil mi ki kişinin kutsala çevirdiği saplantılarına dokundunuz, vay halinize. Başkasının cümleleri üzerine hayat bahşedilmişlerin parti, dernek, cemaat, ideoloji benzeri ilahlarına dokunmuşsanız her sokaktan bir “urun abalıya” deyu höyküren haysiyet cellatları profillerden fırlayıverir. Fayda vermeyen demagoji, hakaret, kendini ispat cümleleri ile ortalık farfaracılardan geçilmez

Ölçü ariflerin dediğinde saklı..

Arifler, “Bir aptalla tartışıyorsanız orada iki aptal tartışıyor demektir” derler.

Allah, bu âlemde şeytana bile izin vermişse siz ötekini nasıl yok sayabilirsiniz ki? Herkesin burada bir yeri vardır. Amma velakin evlilik ayetinde geçen “küfüvv” yani denkliği arama, ülfet edeceğin kimseyi arama retoriğinde/ belağatında (sözün hakikatlisinin) muhataplıkta bir denkliği gerektir. Bazı vakitler vardır ki ister istemez muhatap olmak zorunda kalırsınız. Muhatap kalınca da orada üslubunca nokta koyarsınız. Bu bir kaçış değil, değersize değer vermeyerek değerini belirlemektir. Bu ötekini yok görme değil. Durduğunuz mevzii belirlemedir.

Bir Fransız fuları takmakla ve pipo içmekle filozof olduğunu zanneden eskilerin yerini şimdilerde “Hüccetül cühela imamül medya” uleması aldı. Bazen sükûnetinizi bozan setre gerisinde kimlik gizleyen en dayı kesilen olur.Ahlaksızlık burda tavan yapar. Her nane ve maydanoza salata yorum ve paylaşımlar yaparken hümanist, Cesaret gerektiren hakikat karşısında sus pus tatlı su sazanları mecrasında pusuda bekleşenler vardır birde görmezden duymazdan gelir fırsat kollayan akbababa ruhlu sadistlerin çokluğunu unutmamalı.Bu şuurla bazen şeytanlara öfke nöbeti geçirirsiniz. O halet-i ruhiyenin eczası hakikaten dervişliktir. Ve ehli irfan, adeta göz kırparak sıra sıra karşınızda oturup talibbbb!!! Diye uyarırlar. Sizin savunmanızda aforizmalık cümle İmam Ali’dendir.

Büyük ârif Hz. Ali (r.a) der ki; “Hak ehli susmayı tercih ettiğinde batıl ehli kendini hak üzere zanneder”.

Herkesin kendini ispatlama şansı gördüğü bu iletişim araçlarında cehaletinde bir maliyeti ve katmanı olduğunu fark edersiniz. Tarık Buğra “Düşman Kazanmak Sanatı” isimli ötüken yayınlarından neşredilmiş kitabında Yahya Kemal’in “mısra benim haysiyetimdir” ifadesine adeta şerh düşer. “Dükkân kapısı hak kapısıdır; dükkânınızı günün belirli saatinde açınız. ‘İlham perisi’ mi; o âşüfteye yüz vermeyiniz!” der. Modern dönemi görse ne derdi Tarık buğra bilinmez. Ama kitabının ismini profil resmi olarak kullanma ihtimali vardı. Yahya Kemal de “sosyal medya benim haysiyetimdir” derdi herhalde. Sosyal medyada akla gerek kalmıyor onu kiralayabiliyorsunuz. Oradan buradan video, yazı, resim paylaşmanız için bir çift göz ve parmak yeterli.

Bugünün insanı için düşünce korkulan kaçınılan şeydir. “Olmak ya da olamamak.(to be or not to be) ” meselesinden önce bilmek, bilememek daha da ileri aşama bilmediğini bilmemek sorununu aşmak gerekiyor. Aşabilir miyiz? Tarih bunun pek imkân dâhilinde olmadığını söylüyor. Geçmiş düşünce hayatı trajedi öyküleriyle dolu. Düşünenlerin ya derisi ya kellesi. Modern dönemde ise “itibar suikastı” yeni bir yöntem aracı olarak sosyal medya da kullanılıyor .

Ne yapmalı? Yazmaktan söylemekten vaz mı geçmeli? “Desem öldürürler demesem ölüyüm zaten” paradoksu bu. Yine de hakikat karşısında dilsiz şeytan bolluğunda susmamak tercih nedeni olmalı.

İnsan ağzından çıkana dikkat etsin deriz. İnsan söylediğini yazarken dikkat etsin deriz. Söz gümüşse sükût altındır deriz. “Yazı düşüncenin zerafetidir.” “Biliyorsan söyle âlimdir, bilmiyorsan sus adam sansınlar” deriz. “Adam ol” deriz adamlık için kıstas belleriz. Tıpkı yazmak gibi.

Yazılanlar insanın haysiyetidir. “Haysiyetle oynayan ateşle oynayandır”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sabri

Muhteşem bir yazı.
  • Yanıtla

tarumar

anlamını kaybeder...anlamını kaybeder bazen......anlam verdiğim,anlamsız şeyler......
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı