• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
03 Ağustos 2020

Hakikat ve Abdurrahman Dilipak

“Hakikatin manisin şerh ile bilmediler

Erenler bu dirliği, riya dirilmediler

Hakikat bir denizdir, şeriattır gemisi

Çoklar gemiden çıkıp, denize dalmadılar

Bunlar gelip kapıya, şeriatta durdular

İçeri girip ne vardır bilmediler

Dört kitabı şerh eden, Âsidir Hakikatte

Zira tefsir okuyup, Manisin bilmediler

Yunus adın sâdıktır, bu yola geldin ise

Adın değşirmeyenler, bu yola gelmediler”

Yunus Emre

Aristo’nun, hocası Eflatun’a yaptığı itirazı kınayanlara: “Hocamı severim ama hakikati ondan daha çok severim” dediği rivayet olunur.

Kimileri hakikati gerçekle karıştırır. Gerçek, dış dünyada olan, hakikat ise düşünmeye bağlı olandır. Düşüncenin gerçeğe uygunluğu hakikattir. Bir yönüyle gerçek özneldir. Hakikat ise nesnel olandır.

Eflatun’un öğrencileri gerçeğin peşinde, Aristo ise hakikatin peşindedir. Gerçeklik ve hakikat ayrımı yapamayan bir zihin, politik olayların siyasal bilgisine sahip değilse olup bitenleri ‘hakikatmiş’ gibi algılar. Bugün gerçeği hakikat belleyenlerin psikopatolojik durumunu izhar için epeyce mahir olmak gerek.

Hakikat ve gerçek nedir? Sorusuna cevap, günümüzde iletişim araçlarından yansıyan görsel ve yazılı materyal cevap verir. Kadim vakitlerde hakikat arayışında olanlar, internet gibi malumatfuruş bir dünyadan beslenmiyorlardı. Bugün de politikanın hitabet dilinden yahut merdiven altı işporta muhabbetlerinden hikmet öğrenilmiyor.

Hakikat, bedel ve emek isteyen yürüyüşler gerektirir.

Gerçek mecaz elbisesini giyinir. Hakikatse yalındır. Acı olanı dengeleri gözetmeksizin söyler ve çoğu kez hakikat acıtır. Hakikatin peşinde olan günü ve geleceği yorumlamak için geçmişe ihtiyaç duyar. Maksat mazideki acıtıcı yaraları kanatmak olmasa da hakikat acı olanı söyletir.

Güne dair soruları; işi taşkaleye getirmeye, karambole sokmaya müsaade etmeden tüketmeden ve tükenmeden öyle dümdük sorma cesaretini gösteren, gerçeğe dair hakikatli soruları soranlardan biridir Abdurrahman Dilipak.

Derdi olan gerçeği söyler. Daha büyük derdi olan hakikati söylemeye çalışır. Abdurrahman Dilipak, hakikatin peşinde hakikatli olan oldu hep.

Virgül omurgalı, yandan kırmalı, eli divanda, gözü parada, ağzı şırıklı, burnu sümüklü, esfel-i sefil, silsile-i merakipten tipolojilerin murdar ettiği mahallede ayni hakikatleri defalarca bıkmadan ve usanmadan yıkılmadan ve yorulmadan anlatmaya çalışan cesur yürek bir kalem oldu hep.

Okuma, dinleme, konuşma, izleme atraksiyonları hakikat bilmeye, bildiklerini paylaşmaya dönük oldu. Laf olsun torba dolsun diye kalem oynatmadı.

Envaı çeşit psikolojik dürtülerle toplumsal statü yakalamaya çalışanların gerçeklerle hele hakikatle hep sorunları olmuştur.

Nicedir hedonist doruklarda turlayan pervaneler mahallede efemine efemine dolaşır oldu.

Nicedir gerçek ve hakikat dışında gücün setresinden statü bulmaya, güç devşirmeye, rol çalmaya çalışanlar arenasında; durduğu yerde sabit, çıkmaz sokak tabelasını hatırlatan alnı ak gönlü revnak, sakin ve huzur verici sesi tonuyla mahallenin Abdurrahman abisi duruyor.

Yakın geçmişten yeterli sayıda retrospektif (geriye dönük) bilgiler, günü anlamlandırırken günün sonunda da geleceğe de projektör görevi ifa eder. McKinsey danışmanlık meselesi gibi.

Bazen abartılı bir kader örgücüsü çağrışımıyla, siyasal olayları yüksek perdeden/ müteal bir üslupla sunmak şaşkınlık yaşatabilir. Bu şoklamalardan sıkılıkla kullanan Abdurrahman Dilipak’ın her görüşü, her söylediği mutlak hakikat değildir. Öyle bir iddiası da olmadı zaten.

Devlet için ideoloji olmaz, objektivite olur. Doktrin olmaz, strateji olur.

Meseleleri mihverinden kopararak Gurabahane-i laklakan meselesine çevirmek sorunu çözmüyor. Mahalleye parmak sallamak en hafifinden güveni zedeler. Her icraatı doğru kabul etmek hakikate ihanet, gerçeğe aykırıdır.

Bir sorunu yok saymak o sorunu ortadan kaldırmıyor. Sorunu dile getiren üslup bir yana sorunun çözümüne odaklanmalı. Sevgili Abdurrahman abinin o çok sevdiği aforizması ile “aslolan karanlığa sövmek değil, karanlığa mum yakmak olmalı”.

Ve unutulmamalı ki bir tane daha Abdurrahman Dilipak yok.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Levent 15

"Ortodoksluğu ihya etmek ", müslümanlara şiddetli, kafirlere şefkatli olmak ne zamandan beri Müslümanların görevi, şiarı oldu. Abdurrahman Abiyi bizde seviyoruz ama yazdığı yanlışlara da keşke O'nun kadar cesur olup karşı çıksaydınız veya en azından uyarsaydınız..
  • Yanıtla

segelmektedir,ma emine aydınelli

Sayın yazar, gerçek kelimesi Kırgız Türkçesinden gelmektedir, hakikat ise Arapçadır, iki kelime eş anlamlıdır,Arapça yı övmek için eski Türk dilinden gelen bir kelimeyi yeriyorsunuz, kelimelere ve Türkçeye de mi düşmanlık var artık.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı