• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
16 Eylül 2020

Eğitimin Ulularına(!)

Not; Bu yazının gerçek eğitim hayatımızla doğrudan bağlantısı vardır. Olay ve kişiler hayal ürünü değildir.

Bu yazıda Türk mizahına katkıda bulunmak gibi esastan bir maksadım yok.

Gene de yazıda kullandığım ironi dilin “güleriz ağlanacak halimize” kabilinden mizahımıza epeyce malzeme vereceği gerçeğini kabul ediyorum.

Eğitim bürokrasisinin ulu kişilerine ilk sorum;

Matematik ilminin tüm konuları otuz beş başlıkta ele alınıyor. Bu otuz beş konu ilköğretimden itibaren on iki yıl boyunca okullarımızda binlerce saat ders yapılarak anlatılıyor. Sonuç; Öğretemiyoruz. Peki neden? Eğer öğrencide problem varsa aynı öğrenci aynı konuları bir özel eğitim kursunda sekiz ayda nasıl öğreniyor? Aynı soruyu matematik yerine İngilizce olarak değiştirsek sonuç aynı çıkıyor. Neden? Ya da “Türk Dili ve Edebiyatı” dersi adı altında o kadar ders işlenmesine rağmen kendi konuşma ve yazı dilimizle ilgili sorun niçin giderilemiyor?

-Şeyden. Neden şey ya. Ondan şey oluyor? Kem ve küm yani.

-Hımm … Geçiyorum. Öğretimde bayağı ilerlemişiz yani.

İlerleme deyince Eğitim Bakanlığımızın önünde neden “Milli” kelimesi var? Diğer bakanlıklar Milli değil mi? Mesela Kültür gibi? Eğitim felsefesinden gelen bir soru bu.

Açalım yeni sorularla.

Eğer “mili” isek Eğitim felsefemiz neden ilerlemeci felsefedir ve neden Pragmatizm odaklıdır? Oysa “ilerlemecilik” ve “pragmatizm” Amerikan felsefesi. Hatta John Dewey isimli Amerikalı düşünürün pragmatizmi (faydacılık/çıkarcılık) yeniden inşâcılık ve ilerlemecilik fikrinin eğitme uyarlanan felsefesi olarak lisans eğitimi verdiğiniz felsefe fakültenizde bana siz söylediniz.

Eğitimi şöyle tanımlıyorsunuz; “ Eğitim, yaşantı yoluyla kalıcı davranış değişikliğidir” Bakın bunu şöyle anlasam mahsuru olur mu? “Eğitim, Amerikan kültür emperyalizmi ile kalıcı davranış değişikliği yapmaktır”

Hemen de kızıyorsunuz ama? Sallama mı dediniz pek yüce ulu?

Biraz orantısız yükleneyim o vakit. 1925 yılında ülkemize okullarımızı gezip incelemeler yapmak üzere davet edilen Prof Dr John Dewey, gerekli çalışmaları yaptıktan ve Türkiye’nin özelliklerini göz önünde bulundurduktan sonra görüş ve planlarını rapor sunarak yayınlamıştı. Bugünde hala kitaplarımızda öve öve bitiremediğiniz bu akademisyenin CIA nın beyin takımından olduğunu neden yazmazsınız? Kültürel Özgürlük Komitesi direktörü olduğunu altmışaltı ülkede finansının CIA tarafından yapıldığını Wikipedia bile yazıyor. Ne dersiniz?

Gezi olaylarının beyni filozof Gene Sharp’ı sorsam hepten çuvallayan aydın takımı gibi gardınız düşüyor. Neyse konumuz eğitim öğretim idi değil mi?

Sahi felsefe eğitimi verdiğiniz fakültelerden neden hepten ateist, septist, eksistansiyalist, fütürist tipler çıkar sayın ulu YÖK?

Yok yok sizi zorlayan bir soru değil bu. Sınavlardan aldığınız ücretleri sorsam bayağı zorlanırsınız mesela.

KPSS sınavında bir öğretmen adayı size ne kadar para yatırıyor? Sınav gideriniz ne kadar? Ortalama bir buçuk milyon öğrenciden ortalama aldığınız ücret yüz tl ise bir sınavdan topladığınız parsa fena değil. Her şeye bir sınav var her sınavda para var! Kusura bakmayın ama ölçme değerlendirme uzmanı sıfatını bana verirseniz ölçüp biçerek değerlendirmek zorunda kalıyorum.

Hukuk eğitimimiz tamamen orjinal ve bize ait olunca, yurt dışı denkliği için bir yıl yeterli diyorsunuz anlıyorum sizi. Hukuk Fakültesine girmek için Üniversite yerleştirme sınavlarında Matematik ve Türkçe Puanlar ağırlıkta. Tabi hukuk hesap kitap işi. Tarih, felsefe, sosyoloji, psikoloji coğrafya konularının ne önemi var ama değil mi? Hukuk sosyal alan değil nihayetinde! Ne edersiniz aynı tornadan geçince sayenizde öğrendik. İroni bir yana garip bir durumda olduğunuzu fark edemiyor musunuz?

“Hadi bu kadar yazdın sun bir öneri” diyorsan sayın ulu MEB! Mevcut sorunlarınızın yüzde ellisini bir kararla çözecek formülü vereyim. Uygulamazsınız ama olsun. Buraya not düşmüş oluruz.

Bir defalığına altmış beş yaş emekliliği, altmışla düşürün. Altmışından sonra öğretmen ve öğrenci için sıkıntı. Polisimizdeki meslekte yıpranmışlığ emsal alalabilirsiniz. Sonrasında oluşacak boş kadrolara KPSS sınavı yapmaksızın atama yapabilir, genç nüfusa alan açmış olursunuz.

Aşamalı olarak Okul aile birliğini sistematize ederek seçimle okul velilerinden oluşturun. Öğretmen atamalarını Bakanlık denetim ve teftişine açık olarak okul aile birliği yapsın. E bu çok mu basit geldi. Bakın hangi sorunları çözersiniz bir kaçını yazayım.

1- Hiçbir veli çocuğuna yetersiz olacak birini öğretmen olarak atamaz.Bu durumda öğretmen adayı her alanda gayret sarf etmek zorunda kalacak.

2- Merkezi atama sistemi biter, eş durumu, tayin, terfi bekleme vb iş yükü biter.

3-Hiçbir aile uzaktaki bir okula çocuğunu yazdırmaz. Eve yakın denetleyebildiği bir okula gönderir. Okul servislerinde çocuklar perişan olmaz.

4-Meslek Lisesi, Anadolu Lisesi Fen Lisesi ayrımı zamanla kaybolur. Her okul en iyi öğretmenle sözleşme imzalamak isteyecektir. Böylelikle sınav baskısı, öğrencilerin psikolojik travmaları asgariye çekilmiş olur.

5- Okul ihtiyaçları veliler tarafından gönüllü olarak çözüme kavuşturulur. Bağış vs adı altında zorlamalar ortadan kalkar.

6- Güvenlik üst düzeye çıkacağından öğrenci disiplinel hale gelir. Alkol uyuşturucu gibi alışkanlıklar bu zeminde yer bulamaz.

7- Her önüne gelenin amirlik tasladığı öğretmenin saygınlığı artar.

Bu maddeler yeterli sanırım dahası var onu da siz yazarsınız ulularım. Ders ve içerikler ile ilgili düşünceler başka bir yazıya kısmet olursa.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Müfettiş

60 yaş ideal emeklilikte gerçekten.
  • Yanıtla

sedat

Sayın Acarlar çok güzel yerinde bir konuyu ele almışsınız ama çözümünüze katılamıyorum. Türkiye’de milli eğitim denilince ben milli olmayan ve amacı eğitmek olmayan bir felsefe, yaklaşım anlıyorum. Evet haklısınız milli eğitimin çarkından geçen insanlarımıza matematik öğretemiyoruz, ingilizce öğretemiyoruz, türkçe öğretemiyoruz ve hemen hemen hiç bir şey öğretemiyoruz. Bir şey öğrenen varsa özel gayretle, özel kurslarda öğreniyor. Matematikte 35 konu başlığı var demişsiniz. Genel bir yaklaşımla; sınavlarda bu 35 konudan 10 konuda soru sorulıyor, 5 soruya doğru cevap veren başarılı oluyor, sınıfını geçiyor. Kopya çekilmesini, daha düşük notlarla sınıf geçilmesini ve benzeri olumsuzlukları da bir tarafa bırakın, başarılı dediğimiz öğrenci 35 konudan beşini bilerek bir üst sınıfa geçiyor. Yani bilmesi gereken yedi konudan sadece birini bilerek başarılı oluyor. Bir de maksat öğretmemek olunca, öğrenci sınıfta kalıp başa bela olmasın, geçsin de nasıl geçerse geçsin vb yaklaşımlar olunca öğrencinin bir şeyi tam olarak bilmesi imkansız hale geliyor. Uluslarası değerlendirmeler de bunu gösteriyor. Bunu önlemek için medrese felsefesini benimsemek lazım. Öğretilen her konu bir sonraki konunun ön şartı olması lazım. Yani önceki konuyu tam olarak öğrenmeden, bilmeden bir sonraki konuya geçilmemesi lazım. Bu da bugünki sistem ve yapı içinde hemen hemen imkansız. Ama felsefe benimsenirse ve mümkün olduğu kadar uygulanırsa başarının artacağını düşünüyorum.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı