• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
27 Mart 2020

Corona Gölgesinde Felsefe, Tıp Edebiyat Üçlüsü

Dünü bilmeyen, bugünü görmeyenin, hissetmeyenin gelecek için söyleyebileceği hiçbir şeyi yoktur. Edebiyatta; Tolstoy’u, Dostoyevski’yi, Kafka’yı bugün hâlâ okunur kılan da bu yanlarıdır. Tıpta bir Hipokrat’ı bir Galeni bir Ebu Bekri Razi’yi, bir Hunney’ni, bir İbn-i Sina’yı önemli kılan budur.

Kutbuddin Şirazi, İbn Sina'nın “el-Kanun fi't-Tıb” adlı eserine yazdığı şerhte der ki:
“Tıp madumdu (yoktu), onu Hipokrat buldu. Ölüydü, onu Galen diriltti. Kördü, gözlerini Huneyn açtı. Dağınıktı, onu İbn Zekeriyya topladı. Eğer ki noksandı, eksikti, onu İbn Sina kemaline erdirdi denseydi bu çok doğru olmazdı.”

Sadece batıda değil aynı zamanda doğuda da kendini filozoflarla gösteren tıp (İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Razi), bilimin eşzamanlı olarak tüm dünyada felsefe ve edebiyatla beraber geliştiğini belirlemede yeterli delillere sahiptir o zamanlardan.

Hippokrates, “felsefeyi tababete, tababeti felsefeye sokmalıdır” derken, Osmanlı hekimleri 18. yüzyılın ilk çeyreğine kadar esasında bu çizgi üzerinden yoluna devam etti.

Huneyn b. İshak’ın eserleri, İbn Sînâ’nın “el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıb”, Ebü’l-Kāsım ez-Zehrâvî’nin “Kitâbü’t-Taṣrîf”, Ebû Bekir er-Râzî’nin “el-Ḥâvî fi’ṭ-ṭıb”, İsmâil b. Hasan el-Cürcânî’nin “Ẕaḫîre-i Ḫârizmşâhî”, İbnü’l-Baytâr’ın “el-Câmiʿ li-müfredâti’l-edviye ve’l-aġẕiye”, İbnü’n-Nefîs’in “el-Mûcez fi’ṭ-ṭıb” gibi tıbba dair temel eserler yanında; ayrıca bu kitaplardan Türkçe’ye alıntılar ve çeviriler yapıldı. İslâm tıbbının temel eseri ve Osmanlı hekimlerinin başlıca kaynağı olan el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıb, Mustafa b. Ahmed et-Tokadî tarafından Tahbîzü’l-mathûn adıyla Türkçeye tercüme edildi. Keza antik dönemin önde gelen isimlerinden Hipokrat, Galen (Câlînûs), Dioskorides gibi şahsiyetlerin kitaplarından çeviriler ve alıntılar üzerinde açıklamalar yapılarak tıbbi tartışmalar yürütüldü.
Nedeni şuydu esasında; ilim, bugünkü manada felsefe esas ismi ile hikmetten kopuk değildi.

Filozof ifadesinden çok önceleri kullanılan kavram “Ehli hikmet”ti. Abid kimselere de “hükemâ” denildiği gibi hâkim ve hekim ve aynı kökten türetilmiş kavramlar. Neticede Hâkim; çok bilgili, feylesof ve hekim demektir ve hekim sözcüğü hâkim sözcüğünün incelmiş halidir.

Tıb, kelime olarak, mevcudu muhafazaya ve eksik olanı (sıhhati) onarmaya işaret ediyordu.

Tıp sanatı, teori ve pratik olmak üzere iki kısma, teoriyi ayrıca fizyoloji (ilmü’t-tabâi‘), etiyoloji (ilmü’l-esbâb) ve semiyotik (ilmü’l-alâmât), altınada pratik bölümler olarak sınıflandırmıştı.
Buna göre semiyotik alan (koruyucu hekimlik); bir hastalığı tedavi etmek için öncelikle onun belirtilerini tanıyarak teşhis etmek manasındaydı. Meselâ; ten rengi, idrar ve nabız hekimlere hastanın muzdarip olduğu hastalığı ortaya çıkaracak işaretlerdendi. Hastanın başından geçenlerin öğrenilmesi oldukça önemli bir yer işgal ederdi. Nitekim tıp ahlâkı üzerine yazılan risâleler, hekimlerin bu konuda izlemesi gereken yöntemleri de ele almıştır. Bu alanda Hipokrat’ın “On Prognosis (Fî Taḳdimeti’l-maʿrife)” ve bu çalışma üzerine Galen’in şerhiyle yine onun “On Prognosis’i (Nevâdiru Taḳdimeti’l-maʿrife)” gibi Grek metinleri önemlidir.

Zehebî, eserine Grek ilkelerine uygun insan fizyolojisinin kapsamlı bir açıklamasıyla başlar:

İnsan yapısı yedi unsurla ilişkilidir. Birinci unsur dört temel elementtir. Sıcak ve kuru olan ateş, sıcak ve yaş olan hava, soğuk ve yaş olan su, soğuk ve kuru olan toprak. İkinci unsuru sayısı dokuz olan karışımlar teşkil eder. Bu unsurlardan ilk gruptakiler aynı oranda dengelenmiş olan, ikincisi eşit oranda olmayan karışımlardır ve belki de karışmamış olduğu için sıcak, soğuk, yaş ya da kurudur.”

Tabii ilimler, tabiattaki basit ve mürekkep cisimleri konu alırlar. Aristoteles’in sekiz kitaptan oluşan “Physica’”sı İslam dünyasında tabii ilimlerle ilgili olarak meydana getirilen eserlerin ana kaynağı olmuştur. İslam bilginleri arasında en kapsamlı ilim tasnifini yapmış olan Taşköprülü-zâde, “Miftâhu’s- Sa’âde ve Misbâhu’s- Siyâde” adlı eserini 7 bölüme ayırmış, bunlardan 4. bölümde teorik felsefeden (el-Hikmetü’n-Nazariyye) bahsetmiş, teorik felsefe ile ilgili ilimleri de 10 başlık altında taksim etmiş, bu taksimattan 4-6. sınıflamayı tabii ilimlere ayırmıştır. Bunlar sırasıyla tıp, firâset, ahkâm-ı nücûm ve sihir ilimleridir.

Galenos, felsefe okuduktan sonra tıp tahsil etmiştir. Sinir sistemi ve kalple ilgili hayvanlar üzerinde diseksiyon yaparak anatomide önemli buluşlar gerçekleştirmiştir. Kendisinden yedi yüzyıl önce yaşayan Pythagoras (Pisagor) ekolünün izinden yürümüştür. Tıbbi bilgisinin temelinde Pithagorasçıların (pisagorcuların) kurduğu Sicilya Tıp Okulunun görüşleri yer alır. Bu okulun felsefesi, denge yani adaletin kurulması ilkesine dayanır ki, hastalığı da bu dengenin bozulmasına bağlar. Pythagorasçıların varlığın tözü saydığı “kutsal dört” ideasınca “tabiatın dört kökünü” dengeyle sağlamaya çalışırlar ve sonuçta “dört hılt (kan, balgam, kara safra, sarı safra)” ve “dört mizaç (demevi, lenfavi, safravi, asabi)” oluşur. Bu dört hılt ve dört mizaç günümüzde psikolojide kullanılan beden yapısı ve karakter arasındaki görüşün temelini oluşturur.

Felsefe merkezli Osmanlı tıbbında; Kâinat dört unsurdan, başka bir ifadeyle dört elementten, su, toprak, ateş ve havadan oluşmuştur. Ve İnsan vücudu da bu dört unsurdan meydana gelir ama her birimizin baskın olan unsurları farklıdır. Dört unsur kuramı ve ona bağlı özellikler olan sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve nemlilikten çağlar boyu hem tedavi amaçlı hem de koruyucu hekimlik bağlamında yararlanılmıştır. Dört unsurdan ateşe hâkim olan özellik ya da keyfiyet sıcaklık, havaya hâkim olan nemlilik, suya hâkim olan soğukluk, toprağa hâkim olan ise kuruluktur.

Osmanlı tıp felsefesinin temeli Galen merkezli; kan, balgam, safra (sarı safra) ve sevdadan (kara safra) oluşan “ahlât-ı erbaa”ya dayanır. Ahlât-ı erbaa, bedendeki dört sıvı maddeye verilen isimdir. Vücuttaki bu dört sıvı dengeli olduğu durumda kişi sağlıklı olur, denge bozulduğunda ise hastalıklı olarak kabul edilir. Osmanlı tıbbındaki sağlıklı ve dengeli beslenme bilgisinin temeli hıltlar nazariyesine dayandırılmıştır. Hılt, besinlerin sindirilmesiyle meydana gelen sıvı şeklindeki ilk üründür. Kan sıcak ve yaş; balgam soğuk ve yaş; safra sıcak ve kuru; sevda soğuk ve kuru tabiattadır. Uygun nitelikte ve ılımlı miktarda olan hıltlar vücudu besler ve onarır. Hıltların niteliği ya da miktarı normalden saparak bozulduğunda hıltların dengesi sarsılır ve bu durum da hastalığa neden olur. Buna göre mevsimlere ve kişilere göre bu dört hıltan biri ağır basabilir. Örneğin, bir kişide sıcak ve nemli nitelikler ağır basarsa o kişi demevî (kanlı), soğuk ve kuru nitelikler ağır basarsa safravî mizaca sahip olur. Yine ilkbahar kanı, yaz safrayı, sonbahar sevdayı ve kış da balgamı harekete geçirirdi. Mevsimlere ve bünyeye göre 4 hıltın terkibinin değişmesi sonucu vücutta mizan/ölçü bozulur.

Batı tıbbının kökeninde doğayı zabtu rabt altına alma iradesi vardı. Doğu ise çokluğun çeşitliliğine sarıldı.
Tıp, felsefe ve edebiyat. Farklı ve birbirinden uzak disiplinler gibi görünen bu triad aslında insan bedenindeki iradenin topluma yansıyan en saf halindeki ürünleri. Modernizm, son iki yüzyıldır toplumsal hafızayı silip süpürünce bugün aralarındaki bağı izah etmek kolay olmuyor.

Modern zamanlarla birlikte fizik, metafizikten, felsefe de bilimden dolayısıyla tıp ilminden ayrıştırıldı. Immanuel Wallerstein; haklı olarak, içinde yaşadığımız çağın son iki yüzyılda felsefe ile bilimi birbirinden ayıran hatta bu iki alanı birbirine hasım bilgi biçimleri olarak kodlayan bir çağ olduğunu belirtir. Gerçekte bu iki alan arasındaki kopukluk yakın zamana ait bir toplumsal inşadan ibarettir. Zira 18. yüzyıldan önce dünyanın hiçbir yerinde böylesi bir kopukluk bilinmiyordu. Toplumun sekülerleşmesi ile birlikte önce hâkim bilme tarzı olarak ilahiyat reddedildi ve yerine köksüz bir felsefe kondu. On sekizinci yüzyıla gelindiğinde ise, bilimi hâkim bilme tarzı olarak kabul edenler felsefeyi salt tümdengelimsel spekülasyon olarak görerek açık açık reddettiler ve çok geçmeden bilim bir din anlayışı olarak hâkim bir yere ulaştı. Bugünkü belirsiz ve tedirgin edici haleti ruhiyemizin kökü burada ve bugün sonuçlarını yaşamaya başladığımız günlerdir.

Tıbbın, insanın sorgulamasından itibaren yanında olan edebiyat ve felsefe ile olan mütekabil ilişkisi ona düşünsel ve duygusal etmenlerin çerçevesinde kurulu olan “etik” terimini hediye ediyor. Bu etik sayesinde her hekim ister istemez o toplumda ve çağda hüküm süren edebiyattan ve felsefeden bir pay almış oluyor ve yine ister istemez bu akımların içine girmiş bulunuyor. Edebiyatla ilgisi ve esasınıve bundan sonrasını diğer yazıya bırakalım.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

şenay doğan

ya rabbi tıp hipokrata ve felsefeye dayanıyorsa kurban olurum ben almayayım...beni ebediyyen koruyup hıfzeyle...yok eğer tıbbın temeli lokman isa Muhammed sav ise başımla beraber...hal böyle olunca tıp ne güzel ne hayırlı bir ilimdir ya rabbi...lokmana isaya Muhammed mustafaya dayandırdığın tıptan benim de payımı lutfeyle MUHYİ İSMİ ŞERİFİnle...allaha emanet olun ya habiballah
  • Yanıtla

şenay doğan

kurban olduğum ben sumak rüyasını gören teyzeme inanıyorum...ya rabbi yaşayacağı manevi sıkıntıyı da tahmin ediyorum...zaten korkan çekinen gariban biri...rabbim onu görünmez ordularınla destekle...onu kınayanın kınamasına aldırış etmeyen bir imanla destekle...onu senden gayrısından korkmamayı ona öğretecek marifetle destekle...bu aşk bir bahri ummandır...buna haddü kenar olmaz...bunu bilende ar olmaz...kurban olduğum teyzemin ar perdesini yırt...yarimi en az senden istediğim zaferle destekle...bu rüyayı görmek istemeyen gözlere cebbar ismi şerifinle sok...duymak istemeyen kulaklara duyur...kapanmış kalpleri aç...ol deyince olduran öl deyince öldürensin...kimse oluna kafa tutamaz ol de oldur...covid 19un şifasını muhammed mustafadan ve sumaktan kıl...rabbim sizi ve teyzemi canla başla destekliyorum...rabbim beni hiradan dönen habibine ilk iman eden hatice kıl...miraçtan dönen habibini destekleyen Ebubekir kıl....rabbim habibin 3 şey vardır bunlar kimde bulunursa allah onun üze'rine himayesini açar ve onu cennete koyar...zayıflara rıfk...ana babaya şefkat...kölelere ihsan..rabbim üzerime himayeni aç ve ve beni cennet ehli eyle...ben teyzeme inanıyorum...ihtimal vermiyorum ama olurda aldatılmışsak yarimi bir başka mucize ile destekle ve onun binasını bütün bina yapanların binasının üstüne çıkar...allaha emanet olun ya habiballah
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı