• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Yıldönümünde Kerkük katliamı 14-16 Temmuz 1959

15 Temmuz 2023
A


Halit Kanak İletişim:

“Kerkük’ün Temmuz günü mahşer okurken yazı, 

Doldurdu semâsını ana-baba avazı 

Bir Emel gitti diye Kerkük’ün durmaz nabzı 

Yüz Emel’ler yetişir bir Emel’in izinde.”

Irak’ın cebren ve hile ile 1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nden kopartılmasının ardından İngilizler bir taraftan petrol yataklarına çökerken, diğer taraftan da petrol bölgesinde yaşayan Irak Türklerini bölgeden, göç ya da çeşitli sebeplerle katliâma mârûz bırakmak sûretiyle nüfusunu azaltmaya çalışıyordu.

Bu katliâmları yâ bizzat kendisi yapıyor, ya da bölgede kışkırttığı guruplar aracılığı ile yaptırıyordu. Bunlardan bâzıları; 1920 Telâfer Kaçakaç Katliâmı, 1924 Kerkük Levi Katliâmı, 1946 Kerkük Gâvurbağı Katliâmlarıydı.

Ancak yeni katliâmların habercisi daha 1950 yılında Irak hükûmeti Kerkük ve diğer Türkmen bölgelerindeki eğitim müdürlüklerine gönderdiği genelgede, Türkçe tedrîsatın durdurulması kararıyla gelmişti.

Ardından 1957’de yapılması planlanan nüfus sayımı öncesi hükûmet çevreleri Kerkük, Altunköprü, Tazehurmatu, Musul, Erbil, Telâfer gibi Türkmen bölgelerinde, Türkmen mevcûdiyetini ve dürüst bir sayım isteyenleri sindirmek için bâzı tutuklamalara başlamıştı. 

Fakat aradan bir yıl geçmeden beklenmedik bir şekilde Irak’ta darbe yapıldı. Kral Faysal aile fertleriyle birlikte öldürüldü. Ülkede cumhuriyet ilân edildiği duyurulduğu gibi ülkenin kurucu unsurları Türk, Arap ve Kürtlere tanınacak bâzı haklardan bahsedilmişti. Bu durum Türkmenler tarafından temkinle karşılansa da memnûniyet veren bir hava oluşturmuştu. Hatta ihtilâlin yıldönümündeki kutlamalar için aylar öncesinde hazırlıklar yapılmıştı bile.

Çünkü ihtilalden yaklaşık 6 ay sonra Bağdat Radyosu Türkmence Bölümü açılmıştı. 1 Şubat 1959’da Türkmen spikerin “Burası Bağdat Radyosu Türkmence Bölümü” anonsu yüzbinlerce Türkmen tarafından tezahüratla karşılanmıştı. Bu sürecin bu şekilde devam edeceğini zanneden Türkmenler, ortamı bozacak her türlü olumsuzluklardan kaçınır olmuşlar, sürece katkı sağlamak amacıyla da ihtilalin yıldönümü şenliklerine kalben istemeseler de katılma kararı almışlardı.

Türkmenler hükümet hakkında böyle olumlu düşüncelere sahipken, diğer taraftan hükümet içerisinde farklı gelişmeler yaşanıyordu. 14 Temmuz 1958’de yapılan darbeyle iş başına gelen Abdülselam Arif ile Abdülkerim Kasım kardeşlerin başını çektiği ordu içerisindeki muhalif hareket bünyesinde de, Arap milliyetçileri ile komünistler arasında mücadeleler yaşanıyordu. Özellikle komünist görüşe sahip Abdülkerim Kasım önderliğindeki “Irak Devrim Hareketi” tarafından çıkarılan genel afla, krallık rejimi ve uygulamalarına karşı çıkan pek çok Iraklı ülkelerine geri döndü.

Dönenler arasında o dönemde Sovyetler Birliği’nde (SSCB) sürgünde olan ve komünizmi benimseyen Molla Mustafa Barzani de vardı. Barzani Abdülkerim Kasım ile anlaşarak, Irak’ın kuzeyinde Kürt aşiretlerin yaşadığı bölgeye yerleşmiş, ayrıca Kerkük Belediye Başkanlığı’na da SSCB’de eğitim almış Maruf Berzenci’nin getirilmesini sağlamıştı. 

Bu da yetmemiş, Kerkük’te ikinci tümen komutanı olan General Nazım Tabakçalı görevinden alınmış, yerine komünist General Davut Cenabi atanmıştı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu ve Türkmenler üzerinde sinsi planlar uygulamaya konuldu. Davut Cenabi, Kerkük’e ayak basar basmaz Türkçe yayınlanan Beşir, Âfak ve Kerkük ismiyle çıkan gazeteleri yasakladı. Bu gazetelerin başyazarları ve idarecileri ile birlikte onlarca Türkmen avukat, doktor ve iş adamının sürgüne gönderilmesini sağladı. 

Buda yetmedi Türkmenlere ait ev ve işyerlerini aratarak silahlarını toplattı. Türkmenler silahlardan arındırılmıştı. Artık planın ikinci aşamasına geçilebilirdi. Bu aşamada önce sürgüne gönderilenler planlanan katliâmdan nasibini alsın diye yıldönümü şenlikleri için geri çağırıldı. 

Ardından şenliklerin yapıldığı 14 Temmuz 1959 günü, çoğunluğunu Türkmen kardeşlerimizin bürokrat olanları ile doktorlar, avukatlar, memurlar ve işçileri resmî geçide katılmaları sağlandı.

Türkmenler sürgünden dönen yakınlarının aralarına katılmalarıyla, birde vaadedilen cumhuriyetin getireceği yeniliklerle umutlanmıştı. İhtilalinin yıldönümü etkinliklerine katılım yüksek oldu. Ancak bu umut kısa sürdü... Nitekim Türkmenler üzerinde oynanan üçüncü plan işleme kondu. 

Yapılan plân şu idi: Bu etkinliklerde önceden organize edilen komünist Kürtler silahtan arındırılmış Türkmenlere saldıracak, öldürebildiği kadar Türk öldürecek, hükûmet de görmezlikten gelerek sözde etnik çatışma gibi göstererek birkaç uyduruk suçlu cezalandırarak işi geçiştirilecekti. Öyle de oldu. 

Türkiye’deki komünist PKK’lılar gibi komünist Kürtler gruplar hâlinde kamyonlara doldurulmuş, ellerinde zincirler, sopalar ve silahlar olduğu hâlde şehri dolaşarak Türkmenlere saldırmaya başladılar.

İlk saldırı Türkmenlere ait 14 Temmuz Kahvesine otomatik silahlarla yapıldı. İlk ateşte kutlamalara katılanlara su ve içecek dağıtan kahve sâhibi, Kerkük’ün asil evlâtlarından olan Osman Hıdır hunharca şehit edildi. Öfkeleri dinmeyen komünistler Kahveci Osman’ı bir arabanın arkasına bağlayıp caddelerde sürüklediler. 

İş çığırından çıkmış ve bundan sonra Türkmen avı başlamıştır artık. Gerek komünistler, gerekse askerler katliamlarına devam ettiler. Sokakta yakaladıkları bütün Türkleri vahşî bir şekilde, akla hayâle gelmeyen işkencelerle öldürüyor, direklere asıyorlardı. O da yetmiyor açtıkları çukurlara diri diri gömüyorlar, iki bacağından iki ayrı arabaya bağlayıp parçalıyorlardı. 

Bir taraftan da, daha önce hazırladıkları listelere göre Türk ileri gelenlerini askerî komutanlıktan çağırıldıkları bahânesiyle evlerinden çıkarıp hemen orada öldürüp vahşîce parçalıyorlardı. Bu arada Türklere ait bütün dükkânlar tahrip ve yağma ediliyordu. Üçüncü günün sonunda zaten hızlarını almış ve 3 gün boyunca yapacağını yapmış olan komünist Kürtlere hükûmet kuvvetleri güyâ müdâhale ediyor ve katliam durduruluyor.

3 gün süren bu acı olaylarda pek çok Türkmen’in ev ve iş yeri saldırıya uğradı. Canlarımız birer birer toplanıp kurşuna dizildi. Hatta Ata Hayrullah gibi önde gelen Türkmen liderleri araçların arkasına bağlanarak caddelerde sürüklendi. 

Bu katliam, Türkmenlere yönelik saldırıların komünistlerce oluşturulduğu, Kürt grupların daha çok komünistlerle birlikte hareket ettiğini söylesek bile Türkmenler ile Kürtler arasındaki ayrışma ve karşıtlığın temelini oluşturdu. (Bu olaylar bize bir Kurban Bayramında et dağıtırken hunharca dövülen ve üzerinden defalarca arabayla geçilerek Diyarbakır’da şehit edilen 16 yaşındaki Yasin Börü ve 3 arkadaşını hatırlatıyor.)

General Abdülkerim Kasım’ın Irak ve uluslararası kamuoyunun tepkisini de dikkate alarak, katliamı kınayan bir bildiri yayınlaması ve soruşturma başlatması yaraları sarmaya yetmedi. Zaten soruşturma sonucu bazı kişiler tutuklandıysa da, bunların çoğunun herhangi bir cezaya çarptırılmamıştı.

Bu ve buna benzer olaylar Türkmenlerin devlete olan inancını zayıflattı. 2003’te Irak’ın işgali sırasında ülkelerini satarak ABD’nin yanında yer olan Iraklı Kürt grupların, Irak’ın kuzeyinde elde ettiği güçle Kürt olmayan unsurlara yönelik sindirme politikası uygulaması da, Türkmenler ve Kürtler arasındaki gerginliği artırdı.

Bu gerginlikleri yakından takip eden ve bundan böyle, üstelik Türkiye Yüzyılında artık böyle elem verici olaylar yaşanmasın diye bundan 5 yıl, 8 ay, 26 gün önce Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sözde Peşmerge’nin Kerkük’ü ilhak etme girişimi öncesi bakın ne yaptı.

Hatırlayacak olursak tarihler 18 Ekim 2017'yi gösterdiğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde heyecan had safhaya varmıştı.

Bu heyecan o gün orada yapılacak olan muhtarlar toplantısından kaynaklanmıyordu. Bu heyecan, Kerkük ve çevresini de içine alan sözde referandum talebine verilecek cevabın ne olacağının merakından kaynaklanıyordu.

Hakkâri, Bitlis, Diyarbakır, Manisa, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Siirt, Elazığ ve Kastamonu'ndan gelen muhtarlar henüz yerlerini almışlardı ki Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan anons edildi.

Cumhurbaşkanı sahneye çıktı, kürsüdeki yerini aldı.

Muhtarlar alkışlarını bitirir bitirmez, alışılagelmişliğin dışında bir şey yaşandı. 

Salondaki hoparlörlerden Kerkük'lü Türkmenlerin milli sanatçısı rahmetli Abdurrahman Kızılay'ın ağzından meşhur “Altun Hızma” türküsü gümbür gümbür okunmaya başlandı. Bu; biz Kerkük'üz, Kerkük biziz mesajıydı.

Cumhurbaşkanı kürsüde sükûnetle türküyü sonuna kadar dinledi ve bitince de tabiri câizse âdeta kükredi. 14 Temmuz 1959’da üç gün boyunca Kerkük’te katliam yapan Molla Mustafa Barzâni’nin oğlu Peşmerge başı Mesut Barzâniye seslenerek; "Kalkıyor ne yapıyor, Kerkük bizimdir diyor. Sen... hangi hakla Kerkük bizimdir diyorsun. Kerkük'te senin tarihin varmı yâ, ne işin var senin Kerkük'te."

Ve devam ediyor "Her zaman yaptığımız gibi, bir gece ansızın gelebiliriz." 

Bu sözler yetip de artmıştı bile, çünkü mesaj “Türkmeneline dokunanı yakarım” türündendi.. Anavatan’dan, üstelik en üst düzeyden yükselen bu mesaj aynı zamanda Türkmeneli’ne sahip çıkma mesajıydı. Bizde buradan Misâk-i Millî sınırlarımızda olan Kerkük için sesleniyoruz “Kerkük bizim canımız, fedâ olsun kanımız.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Korkut

Kerkukun misaki milliye katilacagi gunler yakindir.Insallah.Bizde heyecanla bekliyiruz.Kerkuk bizim canimiz.Feda olsun kanimiz.

Erdal Ahat

Sevgili Halit Bey,Kerkük’ü katleden köpeklerin torunları şu an ülkemizin her köşesini işgal etmiş durumda. Türk’ü öz yurdunda ezim ,ezim eziyor dövüyor ,öldürüyor. Kerkük gitti elimizden,geriye türküleri kaldı.Bizim türküleri söyleyecek kimsemiz de kalmayacak geride.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23