• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Yavuz Sûltân Selim Hân’ın tahta geçmesi ve dönemindeki gelişmeler (24 Nisan 1512)

22 Nisan 2023
A


Halit Kanak İletişim:

5 gündür İstanbul'da bulunan Şehzâde Selim, oldukça bitkin bir vaziyette olan babasının elini öperek 42 yaşında Türk Hâkânlığı tahtına oturduğunda tarihler 24 Nisan 1512'yi gösteriyordu ve kendisinden 3 yaş büyük ağabeyi Mehmed Korkut ile 4 yaş büyük ağabeyi Ahmed hayatta idiler.

30 yıl 11 ay 21 gündür Osmanlı Devletini yöneten II. Bayezid, tahtını oğlu Selim’e bıraktıktan 11 gün sonra, ölünceye kadar oturmak istediği 5 yıl Osmanlı'ya başkentlik yapmış Dimetoka'ya gideceğini söyleyerek İstanbul'dan ayrıldı. 

Sultân Selim, hastalığından dolayı dört kollu kapalı bir tahtın üzerinde yola çıkan babasına surlara kadar yaya olarak refâkat etti.

Vedalaştıklarında herkes ağlıyordu. II. Bâyezid Edirne'ye varamadan Havza yakınlarında Abalar Köyünde vefât etti. 

Yavuz Sultân Selim'in ise tahta çıkması hiç de kolay olmamıştı. Pek çok bâdireler atlatıldı.

Şehzâde Selim valilik yaptığı 29 yılda nelere şahit olmuştu. Bunlardan sonuncusu Şii Şâh İsmail belasıydı. Kaşla göz arasında Anadolu'dan on binlerce Türkmeni kendine bağlayarak İran'a götürmüş, olur olmaz bahanelerle Anadolu topraklarına sarkmaya başlamıştı.

En son Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey'in kızı Begüm Hâtun'u istemiş ret cevabı alınca da üzerine yürümüş, Türkiye'ye gözdağı vermek için Osmanlı toprağı Kayseri üzerinden Maraş'a girmiş yenilen Alâüddevle kaçınca bir oğlu ve iki torunu Şâh İsmail'in eline geçmiş ve vahşice öldürülmüşlerdi. (Ölenler Yavuz'un dayısı ve iki dayı oğludur)

Yetmemiş Şâh İsmail Maraş'taki ve Elbistan'daki mezarları dâhi yaktırmıştı. Dulkadir toprakları üzerinde hak iddia eden Memluk ve Osmanlı Devletleri Şâh İsmail'e savaş açmayı göze alamamış, ancak Sultân Bâyezid sadece Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa'yı kalabalık bir kuvvetle Kayseri'ye göndererek sınırda tedbir aldırmıştı. 

Bütün bu olup bitenleri içi sızlayarak Trabzon’dan izleyen Şehzâde Selim'in bu durum çok zoruna gitmişti. Koskoca devlet ve vatan toprakları göz göre göre ellerinden kayıp gidiyordu. Daha fazla bekleyemezdi ve derhal harekete geçti.

Şehzâde Selim önce, Azerbaycan'a kadar İran topraklarını çiğnedi ve bu topraklara el koydu. Yetmedi Bayburt, İspir ve Kemah'ı ele geçirdi ardından Erzincan'ı aldı. O da yetmedi Şâh İsmail'in kardeşi İbrahim Mirza'yı esir aldı valilik yaptığı Trabzon'a getirdi.

Şâh İsmâil Erzincan Kalesini tekrar alabilmek için Erzincan önlerine geldi. Bunu haber alan Selim derhal yanına oğlu Süleyman'ı da (Kanuni) alarak hızla Erzincan'a geldi gece baskınıyla Şâh İsmail'in ordusunu dağıttı, Şâh İsmâil kaçtı.

Selim ordu içinde büyük bir itibar kazandı, bütün Paşalar kendisini takdir etti. Ayrıca halkın da büyük güvenini kazandı. Fakat bu arada yolunda gitmeyen bâzı şeyler olmaya başladı.  

Vali statüsündeki Şehzâde Selim’le başa çıkamayan Şâh İsmail, Sûltân II. Bayezid Hân'dan; Şehzâde Selim tarafından alınan topraklarını geri istedi. Divân Kararıyla bu  toprakların Şâh İsmail’e geri verilmesi kararlaştırıldı. Üstelik Selim'e de yalnızca idâresi altında bulunan yerlerle ilgilenmesi ihtar edildi.

Bütün bunlardan cesaret alan Şâh İsmail Anadolu'da Şii düşünceleri yayma propagandası yapmaya devam etti. Gün geldi Şii'lik Anadolu topraklarından Rumeli'ye atlamak için fırsat kollamaya başladı. Nitekim İran’ın desteğiyle Amasya'da 1511'de Şâh Kulu isyanı başgösterdi. Öyle ki, Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa bununla başa çıkamadı ve yapılan savaşta Şâh Kulu, Karagöz Paşa'yı öldürdü ordusunu dağıttı ve Kütahya'ya girdi.

Selim'in abisi Veliaht Şehzâde Ahmed'ten Vezir-i Âzâm Ali Paşa ile birlikte bu isyanı bastırması istendi. Sivas taraflarında Gökçay Meydan Muharebesinde Şâh Kulu öldürüldü ise de koca Osmanlı Vezir-i Âzâmı da şehid edildi. İsyan zar zor bastırıldı. 

Şehzâde Selim, İslâm Âlemi için büyük tehlike arz eden bu Şii hareketi karşısında artık bekleyemezdi. İstanbul'da Hâkân'lık tahtına oturmadan İslâm Coğrafyasına belâ olan Şii hareketinin önlenemeyeceğini anladı. Müthiş bir şekilde akıl dolu planlamalar yaptı.

Önce Rumeli’de Semendire Sancağını baskıyla aldı. Bu kolay olmamıştı. Çünkü o güne kadar  Rumelide bir Şehzâdeye sancak verildiği görülmemişti. Semendire’de hazırlıklarını yaptıktan sonra 1511'in temmuz ayında önce Edirne'ye girdi, ardından İstanbul'a doğru yola koyuldu.

3 Ağustos'ta Çorlu'ya ulaştığında babası Sûltân II. Bayezid Hân’ı kendisini bekler vaziyette buldu. Uğraş Deresindeki çarpışma kısa sürdü. Selim iki bin civarında adamını kaybettiği savaşta çabuk bozuldu. Gelecek zamanda vezirliğini yapacak Ferhat Bey Bayezid kuvvetlerini oyalarken o, "Karabulut " adlı atıyla Varna'da ihtiyaten beklettiği teknelerle Kırım'a geçti. 

Ama pes etmedi ikinci denemesinde başarılı oldu. Babası tahtı en küçük oğluna devretmeye hazırdı. Bunda en büyük pay ordunun olmuştu. 24 Nisan 1512’de tahta oturmasına oturmuştu ama itaat altına aldığı iki ağabeyinden emin olması şarttı. Ehl-i Sünnet İslâm Âlemi için vereceği ölüm-kalım mücadelesinde arkadan yiyeceği bir darbe her şeyi mahvedebilirdi.

 Nihayet Manisa Sancağı ile Midilli Adasının idaresini elinde bulunduran Şehzâde Korkut, başına asker toplamaya başlayınca, Şehzâde Ahmed de hemen hareketlendi. Bulunduğu Konya’dan oğlu Şehzâde Alaeddin’i Bursa’ya göndererek şehri işgâl ettirdi. 

Ok yaydan çıkmıştı bir kez. Yavuz daha fazla bekleyemezdi. Devlet’in bekâsı ve tek devlet, tek bayrak, tek vatan için harekete geçti. Önce Kırım-Kefe’de Sancak Beyliği yapan oğlu Şehzâde Süleyman’ı İstanbul’a çağırarak yerine vekil bıraktıktan sonra 70 bin askerle Anadolu’ya geçti. Hedefinde Bursa ve iki ağabeyi vardı. 

Bunu haber alan Şehzâde Korkut derhal Manisa’yı terk ederek Mısır’a geçmek üzere Antalya tarafına çekildi. Şehzâde Ahmed ise oğlu Alâeddin’e Bursa’yı boşalttırdığı gibi kendisi de Konya’yı boşaltarak Kemah taraflarına doğru çekildi. Sonra döndü Niksar üzerinden Mustafa Paşa’nın koruduğu Amasya’ya bir baskınla girerek hâkim oldu. 

Dengeler birden değişmişti. Safevî yanlıları Ahmed’in etrafında toplandılar. Gelişmeleri yakından izleyen Yavuz o kışı Bursa’da geçirdi. Amasya’ya hâkim olan ve çok sayıda kuvvet toplayan ağabeyi Ahmed, Malkoçoğlu Turali Bey’in Yavuz’un emriyle İran sınırını tutması üzerine 1513’ün baharında Yavuz’la kozlarını paylaşmak zorunda olduğunu anlayarak son bir hamleyle Bursa’ya geldi. Babası II. Beyazıt Hân’ın kendisine vermek istediği ve 17 yaşından 46 yaşına kadar veliaht olarak beklediği tahtı alabilirdi. Ya var olacak ya da yok olacaktı.

Yavuz’un tahta geçişinin sene-i devriyesinde yâni 24 Nisan 1513’te Yenişehir’de iki kardeş karşılaştı. Yavuz, devletin bekâsı için girdiği savaştan gâlip çıkan taraf olmuştu. Esir edilen ağabeyi Ahmed yay kirişiyle boğduruldu. Oğullarından Murad hariç hepsi aynı akıbete uğradı. Şehzâde Murad İran’a kaçarak Şâh İsmail’in kızıyla evlendi. Şâh İsmail Anadolu’ya hâkim olursa Murad’ı Osmanlı Tahtına oturtmayı planlıyordu ancak Çaldıran’da planları suya düştü.

Diğer ağabeyi Korkut ise Şehzâde Ahmet’ten 38 gün önce Memlûk’lara kaçmak isterken ihbar üzerine Antalya bölgesinde yakalanarak yine yay kirişiyle boğdurularak Bursa’da Orhan Gâzi’nin yanında toprağa verildi. Kendisini ihbar ederek yakalatan 15 Türkmen, hânedan üyesine karşı cinayet suçuyla idam edildi.

Bundan sonrasında Yavuz, tek başına 1520 yılına kadar hüküm sürdüğü Türk Hâkânlığı süresince devletin sınırlarını 2.5 kat büyüttü. Yaptığı savaşların içinde en önemlileri şüphesiz Çaldıran ile Mısır'ın fethedilmesiydi.

23 Ağustos 1514'te Çaldıran zaferiyle Şii'lerin yayılma politikalarına ağır darbe vururken, 24 Ocak 1517'de Mısır'ın Fethi Halifeliğin 766 yıl sonra Abbasilerden Türklere geçiş yılı olmuştu. 

Artık o, 74. İslâm Halifesi unvanına sahipti.

Ayrıca ordusunun başında Sina çölünü geçen sayılı komutanlardan biriydi. M.Ö. 332'de Makedon Kralı İskender, ordunun yarısı ile ağırlıkları denizden geçirmişti. Yavuz Sultân Selim ise bütün toplar ve ağırlıklarla 13 günde (9 - 22 Ocak 1517) Sina Çölünü geçerken, Cemal Paşa Birinci Dünya savaşında kanal harekâtında 11 günde geçmişti.

Yavuz doğudaki seferlerini tamamlamış batıya yönelmiş, bir taraftan da İstanbul tersanelerinde 150 parça harp gemisini tezgâhlara koydurmuş ve süratle sefer hazırlıklarına başlamıştı. Her şey tamam olunca İstanbul'dan yola çıktı. Edirne'de ordu bekliyordu ancak sırtındaki ağrılar da şiddetlenmişti. Buna rağmen programını bozmadı. 

Bir müddet yol aldılar ancak Türk Hâkânı'nın at üzerinde duracak hâli kalmamıştı. Bir an gözünün önüne babası geldi tahtarevanın üstüne çıktı babasının gittiği yol güzergâhını takip ediyordu. Çorlu-Sırtköy'e gelindiğinde zaruri mola verildi. Durumun vahametini anlayan vezirler çekildiler. Sadece Hasan Can Yavuz'un isteği üzerine Yâsin-i Şerif okuyorken Cihângir Padişah ruhunu teslim etti. Şir Pençe'ye yenik düşmüştü.

Hasan Can vefât haberini en kıdemli âmir sıfatıyla Hasodabaşı Süleyman Ağa'ya, o da Vezir-i Âzâm Pirî Mehmed Paşa'ya söyleyince,

tahtın tek varisi Şehzâde Süleyman'ı İstanbul’a çağırması için silahdar başyâver Süleyman Ağa'yı Manisa'ya yolladılar.

Hekimbaşı üç hekimle birlikte iç organlarını kaldığı otağın içinde çıkararak olduğu yere defnettiler. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazında yeni Türk Hâkânı sıfatıyla Sultân Süleyman babasının tabutuna omuz verdi. Henüz tamamlanmamış Yavuz Selim Camii'nde defin işlemi tamamlandı.

Yavuz'dan sonra da Cihângir Devlet, Cihângir Hâkânlar yetiştirmeye devam ettiği gibi, Devletin “Kızılelma Ülküsü” hiç bitmemiş, bâzen sekteye uğrasa da günümüze kadar gelmiştir. 

14 Mayıs seçimlerinin yaklaştığı bugünlerde de devletimizin bekâsı, milletimizin selâmeti, mazlûm ve mağdur coğrafyaların refah ve mutluluğu için Yavuz'lara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir dönemdeyiz. 

Allah (c.c.) başımızdan Yavuz'ları eksik etmesin inşaAllah.. Gün, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da şanlı ecdadımıza yakışan gerçek torunlara sahip çıkma günüdür. Hayırlı Bayramlar..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

genel müdür belki kendine iran’da yer bulabilir

Yavuz Sünniliğin sembolüdür; Sünnî Türkiye kemal’i reddedecektir inşallah; chp içindeki aklı başındalar bile bundan kurtulmanın yollarını bulacaktır.

gerçek kurtarıcılar:

birinci önemli padişah Osmanlı birliğini sağlayıp İstanbul’u fetheden Fatih’dir. İkincisi ise şüphesiz Yavuz! yoksa bütün Anadolu baştan aşağı kıldaroğlu gibi domuz olurdu!
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23