• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Vefât yıldönümünde Yusuf Akçura (11 Mart 1935)

11 Mart 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Yusuf Akçura 2 Aralık 1876’da İdil (Volga) nehri kıyısındaki Simbir (Olyanovski) şehrinde doğdu. Kazan’da tekstil-çuha fabrikası olan varlıklı bir ailenin ferdi olmasına karşın henüz iki yaşında babasını kaybedince 1883 yılında annesi ile birlikte henüz 7 yaşını doldurmadan İstanbul’a yerleştiler. 

Burada okula başlayan Akçura’nın annesi Dağıstanlı Osman Bey ile evlendi. Osman Bey Akçura’nın tahsiliyle yakından ilgilenerek onu 1885 yalında Kocamustafapaşa Askerî Rüştiyesine gönderdi.

Akçura ailesi; kuzey Türklüğünün kadim ailelerindendir. Babası oldukça büyük bir çuha fabrikasının sahibi Hasan Bey, annesi ise Kazan’ın (Tataristan) en zengin ailelerinden Yunusoğullarına mensup Bibi Kamer Bânu Hanımdı.

Yusuf Akçura’nın mensup olduğu Volga Tatarları, Rus egemenliği altında yaşayan Türkler arasında en iyi durumda olanlardı. Doğu ile Batı arasında ticaret yaparak zenginleşmişlerdi. Fakat hür değildiler.

Bu durum onun Türkiye’de yetişmiş aydınlardan daha gerçekçi bir yaklaşımı sergilemesine neden olmuştu. Akçura’nın bu özelliği onun bütün Türk dünyasını kucaklayan bir Türkçülük anlayışını geliştirmesinin de en büyük etkenidir.

Akçura’nın hatıra defterindeki kayıtlara göre askerî rüştiyenin üçüncü sınıfında iken annesi ile birlikte Kazan’ı ziyarete gitmişler, bu seyahatte İstanbul ile Kazan arasındaki medeniyet farkını karşılaştırma imkânı bulmuştur. 1892 yılında Kuleli Askeri İdadisinde, 1894 yılında Harbiye’de eğitim alarak 1896’da Erkân-ı Harbiye’ye devam etti.

Akçura, kendisinin şuurlu milliyetçiliğinin Harbiye’de başladığını yazıyor. Fikrî gelişimini ise Bursalı Tahir Bey’in, Veled Çelebi’nin, Necip Âsım’ın Türklük şuuruyla yoğrulmuş yazılarını okumakla geliştirdiğini, İstanbul’da da dağıtımı yapılan Gaspıralı İsmail Bey’in “Tercüman” gazetesinden çok etkilendiğini söylüyor.

Akçura’nın Türkçülük fikirleri daha başından beri bütün Türkleri (Turan) kapsamaktaydı. İlk makalesini “Mâlûmat” dergisine bu düşüncelerle yazdı. Makalesine “Hazret Şehabettin” başlığını koymuştu. Amacı, Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini tanıştırabilmekti. Bunun için Kuzey Türklüğünün en önemli kişilerinden ve Kuzey’de dinî yenilik ve millî uyanış hareketinin liderlerinden Şehabettin Mercani’nin düşüncelerini kaleme aldı.

Yaptığı çalışmalar hemen göze batmış ve takibe alınmıştı. Nitekim henüz Harbiye’nin ikinci sınıfındayken “Genç Türkler” hareketine katıldığı gerekçesiyle 45 gün hapis cezası aldı. Hapisten çıkışında bu çalışmalara devam etiği görülürse okuldan atılacağı söylenmiş ve çalışmalarından vazgeçmediği için de bir zaman sonra Taşkışla’da Divân-ı Harp’te yargılanmış ve Libya çöllerindeki Fizan’a sürgün cezası almıştı.

Sürgün yeri Fizan’a götürülmek için Trablusgarp’a gelen Akçura ile beraber 84 kişi yol masraflarını karşılayacak para bulunamadığından Trablusgarp’ta hapsedildiler. Daha sonra şehir içinde kalmak koşuluyla serbest bırakıldı ve bazı resmi görevler verildi. 

Ancak Akçura burada fazla kalamazdı. Nitekim 1899 yılında Tunus üzerinden Fransa’ya geçti. Paris’te ilk görüştüğü Türkiye’den gelen Jön Türk Dr. Şerafettin Mağmumi oldu. Dr. Şerafettin kendisine Osmanlıcılık fikrinin çöktüğünü, Osmanlı Coğrafyasında yaşayan çeşitli unsurların anlaşmasını sağlamanın artık imkansız olduğunu, Türk milliyetçiliğinden başka çıkar yol bulunmadığını telkin eder. 

Ayrıca Dr. Şerafettin; Batılıların Doğu ve Türk düşmanlığından, dillerinde doladıkları adalet ve insaniyet sözlerine inanmanın tam bir ahmaklık olacağından ve bütün bu hakikatleri Paris’teki hayat ve gözlemlerinin ona telkin ettiğinden bahseder. Akçura bu telkinlerin kendisinde büyük izler ve tesirler bıraktığını söyler.

Gerçekten de Akçura, Paris’te üç yıl süreyle devam ettiği Siyasal Bilgiler okulunda “Ecole Libre des Science Politiques” Dr. Şerafettin’in anlattığı Batı’nın iki yüzlülüğünü bütün çıplaklığı ile iliklerine kadar hisseder ve millet öğesinin önemini daha da bir anlar.

Yine Dr. Şerafettin Bey’in telkiniyle Paris’te Ahmet Rıza’nın Osmanlıcılığını, Mizancı Murat’ın İslâmcılığını ve Prens Sebahattin’in Adem-i Merkeziyetçiliğini detaylıca inceler.

Akçura bu okulu bitirirken yaptığı tezinde; Osmanlı devletinin bu şekliyle korunmasının artık mümkün olmadığı gibi, milliyet fikirleri bu derece geliştikten sonra çeşitli unsurları bir araya toplayarak millet meydana getirmenin zorluğundan bahsediyordu.

Bu arada İttihat Terakki’ye ait Ahmet Rıza’nın öncülüğünde yayınlanan ve 10 Nisan 1902 - 12 Mayıs 1910 tarihleri arasında 220 sayı çıkan “Şûra-yı Ümmet” dergisinde önemli yazılar yazdı. Derginin başlığının hemen altında “Ve emruhüm şûrâ beynehüm” (Onların işleri, kendi aralarında danışma iledir; eş-Şûrâ 42/38) âyetine yer verilmişti. Paris’te hazırlanıp Kahire’de basılıyordu.

1903 yılında Siyasal Bilgileri bitiren Akçura, Türkiye’ye dönmesi ya­sak olduğundan Rusya’ya doğduğu yere döndü ve amcasının evine yerleşti. 

Çok büyük tartışmalara zemin hazırlayan ve üzerine kitaplar yazılan, Türkçülüğün ilk kez bilimsel izahının yapıldığı “Üç Tarz-ı Siyâset” adlı 32 sayfalık makalesini 1904 yılında burada kaleme aldı. Bu makale gazeteci Ali Kemal ve arkadaşları tarafından Mısır’da yayın hayatına henüz başlamış olan Türk Gazetesi’nde yayınlandı.

Akçura ayrıca Rusya’daki Türklerde millî şuuru oluşturmak için durmadan çalıştı. Önce gençlere millî şuur verebilmek için Kazan’da tarih, coğrafya ve Osmanlı-Türk edebiyatı öğretmenliği yaptı. Ardından “Kazan Muhbiri” adlı bir gazete çıkarmaya başladı. 

Yetmedi; Gaspıralı İsmail Bey, Ali Merdan Bey, Abdürreşit Kadı İbrahimof gibi Türk Milliyetçileri ile birlikte Rus-Japon savaşını da fırsat bilerek 1905′te “Rusya Müslümanları İttifakı” adında büyük bir parti kurdu. Bu partinin genel idare kurulu üyesi iken, Genel Sekreterliği görevini de üstlendi.

Bu parti ile yapılan ilk seçimlere katılan Akçura, seçimler bitene kadar tutuklanarak hapise atıldıysa da, Rus meclisi Duma’ya Kuzey Türklerinin girmelerini sağladı. Ancak bu durum Rus Meclisi Duma’nın 1907’de dağıtılarak anayasanın da askıya alınmasına sebep oldu. Bu yetmemiş gibi kanunlar Rus olmayanlar aleyhine değiştirildi. İşte Yusuf Akçura bu duruma karşı çıkarak bu durumun düzeltilmesi için “Kazan Muhbiri” adlı gazetesinde yiğitçe yayın yapmaya başladı. 

Ancak bu yayınlar yüzünden takibe alındı. Çok geçmeden de 1908 yılında gıyâbi tutuklama kararı çıkarıldı. Arandığı sıralarda beklenmedik bir gelişme oldu. Osmanlı Devletinde aynı yıl II. Meşrutiyet ilân edildi ve bütün siyasî suçlular affedildi. Akçura rahat bir nefes almıştı. Ekim 1908′de gizlice kaçarak İstanbul’a geldi.

İstanbul’a ilk geldiği dönemlerde Payitaht’ta Türkçülüğün esamesi okunmuyor, Jön Türkler bile hâlâ bir Osmanlı milleti oluşturabilecekleri düşüncesini savunuyordu 

Yusuf Akçura İstanbul’a döner dönmez çalışmalarına kaldığı yerden devam ederek; Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Necip Âsım, Bursalı Fuat Raif, Feylesof Rıza Teyfik ve Ahmet Ferit gibi isimlerle 25 Aralık 1908′de Türk Derneği’ni kurdu. 2 sene, 7 ay, 24 gün sonra da 18 Ağustos 1911 tarihinde daha geniş bir katılımla bu derneğin yerine “Türk Yurdu” adlı derneği kurdu. 

Derneğin yayın organı olan ve 17 yıl boyunca Yusuf Akçura’nın idaresinde yürüyen “Türk Yurdu Dergisi” yayın hayatına başlayana kadar 1909-1910 yıllarında Mehmet Akif Ersoy’un desteğiyle kurulan ve baş yazarlığını Eşref Edip’in yaptığı  Sırat-ı Müstakim’de yazılarını yayınladı.

Akçura ayrıca 1912′de açılan Türk Ocağı’nın kuruluşuna da aktif rol oynadı. 1. Dünya savaşı sırasında Rusya’daki Müslüman Türkleri unutmadı ve 1916 yılında Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti” adlı büyük bir siyasi teşkilat kurdu. 

Bu teşkilatın mensupları başta Akçura olmak üzere Avrupa’nın çeşitli kentlerinde konferanslar veriyor, sonra bu konferans metinleri çeşitli dillere çevrilerek Avrupa Ülkelerine dağıtılıyor, ayrıca yöneticilerle temasa geçilerek Rusya’daki Türklerin hakları savunuluyordu.

Bu faaliyetlerine devam ederken dönemin Harbiye Nâzırı Enver Paşa’dan çok önemli bir görev aldı. Enver Paşa 1. Dünya savaşının en şiddetli döneminde Türk Esirlerin açlık ve sefâlet içerisinde ölüme terkedildiği haberlerini alınca; Türk Dünyası uzmanı, Türkolog Yusuf Akçura'yı bütün masraflarını karşılamak suretiyle elçi olarak bütün Rusya'daki Türk Esirlerinin tesbiti ve durumlarını araştırmak üzere başta Nargın Adası olmak üzere, Samara, Kazan, Novgorod, Nijni gibi esir kamplarının olduğu şehirlere gönderdi.

Yusuf Akçura, aylar süren çalışma neticesinde esir kamplarında 65 bin askerimizin tesbitini yapmış, yaklaşık 45 bin askerimizin ise yollarda ve kamplarda bakımsızlık ve işkence sonucu şehid olduğunu rapor etmiştir.  

1919′lara gelindiğinde Mondros’la birlikte işgâl’e uğrayan İstanbul’da çözüm aramak için Fizan’a birlikte sürgün edildiği arkadaşı ve sonradan TBMM hükümetlerinde içişleri bakanlığı yapacak olan Ahmet Ferit’in kurduğu Millî Türk Fırkası’na katıldı. Ancak iki ay geçmeden aralık ayında İngilizler tarafından tutuklandı. 1920′de serbest kaldığında Selma Hanım ile evlendi ve hanımıyla Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye katıldı.

Millî Mücadelenin ardından 1923’te İstanbul Milletvekili seçildi ve 11 Ağustos  1923’te TBMM’de yerini aldı. Lozan Anlaşmasını onaylayan, Cumhuriyeti ilân eden, Halifeliği kaldıran, 1924 Anayasasını kabûl eden ve 26 Haziran 1927 tarihine kadar görev yapan Meclis bu Meclistir.

Akçura milletvekili olduktan sonra; 1.759 subay ve 49.516 askerle İstanbul’u işgâl altında tutan ve İstanbul’un boşaltılmasını Lozan Anlaşması’nın onay şartına bağlayan itilaf devletleriyle, Meclis’in bu onayı vermesinin ardından İstanbul’un devir-teslimini 1923’ün Ekim Ayı başında TBMM adına İstanbul’da imzaladı. (İşgâlci devletlerin tahliyesi ile ilgili protokol ise daha önce Selahattin Âdil Paşa tarafından imzalanmıştı.)

Diğer taraftan da 1925′te açılan Ankara Hukuk Mektebi’nde siyasî tarih hocalığına başladı. 1931′de Türk Tarih Kurumu’nda kurucular arasında başkanvekili olarak yer aldı. 1932′de bu kurumun başına getirildi. 1933 Üniversite Reformundan sonra İstanbul Üniversitesi’nde Siyasi Tarih profesörlüğü de yaptı.

1934′te sağlığı bozulan Akçura son kez 8 Şubat 1935 günü yapılan seçimlerde Kars Milletvekili seçildi. Ancak kısa bir süre sonra 11 Mart 1935′te kalp krizi geçirerek vefât etti. Kazan Kalesi’ndeki Han Mescidinin minaresi, meşhur Süyüm Bike minaresi mezar taşı olarak Edirnekapı Şehitliğindeki kabrinin başında yer almaktadır. Ruhu şâd olsun..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sadig Garayev

Ruhu şad Mekanı cennet olsun inşallah ????????❤????????????

Abdülhamit Karaca

Bu güzel yazinizdan dolayi sizi tebrik ediyorum Halit bey. Rabbim Yusuf Akcura gibi nice kahramanlarimizin mekanlarini Cennet eder insallah, onlar gibi günümüzde Milletimizin ugrunda kutlu mücadelerini veren Yigitlerimizinde yolunu acik etsin.Amin
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23