• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Sûltân IV. Murad Gâzi’nin tahta geçmesi ve şahsiyeti (10 Eylül 1623)

09 Eylül 2023
A


Halit Kanak İletişim:

1970’li yıllarda okuduğum Selçuk Kuleli’nin “Zorba” isimli romanı Sûltân IV. Murad dönemini bütün çıplaklığı ile anlatıyordu. İhtilaller, entrikalar, devlete isyan edenlerin bir bir ortadan kaldırılmalarını çok güzel bir üslupla Zorba’da yazan Selçuk Kuleli’nin aslında Yavuz Bahadıroğlu olduğunu 20 yıl sonra öğrenmiştim.

Yeni Akit’te birlikte köşe arkadaşlığı şerefine erdiğim çok kıymetli büyüğüm Yavuz Bahadıroğlu’nu bir kez daha rahmetle anıyorum. Mekânı cennet olsun inşaallah…

Hicrî 15 Zilkâde 1032/ 10 Eylül 1623 Pazar günü sabah namazını Ayasofya’da Kılan Divân Üyeleri kuşluk vakti toplantıya girdikten kısa bir süre sonra aldıkları karar doğrultusunda Sûltân I. Ahmed’in oğlu şehit Padişah II. Osman’ın kardeşi 11 yaşındaki veliaht şehzâde Murad’ı taht’a çıkartarak IV. Murad ünvânıyla yeni hükümdar olduğunu ilân ettiler. 

Bu karar Sûltân I. Mustafa’nın aklî dengesini kaybettiği gerekçesiyle oy birliği ile alınmış olsa da bu işe ön ayak olarak kararda büyük katkısı olan Sadrâzâm Kemankeş Ali Paşa görevinde bırakıldı.

Sultan IV. Murad, cülusunun ertesi günü gelenek gereği kılıç kuşanmak için Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in Mihmandârı Hz. Eyyüb El-Ensâri Hazretleri’nin Türbesi’ne gitti. Burada yapılan duâların ardından kendisine, Üsküdar’da ki Dergâh’ından bütün dünyaya ilim, irfan, mâneviyat yayan büyük Allah dostu Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri tarafından çifte kılıç kuşatıldı. Bunlardan birisi Hazreti Ömer radiyallahü anhûm’un, diğeri ceddi Yavuz Sûltân Selim’in kılıçları idi. 

Sıra askerlere dağıtılacak bahşişlere gelmişti. Ancak 1 yıl, 3 ay, 21 gün önce şehid edilen Sûltân II. Osman vakâsında hazine yağmalanarak boşaltılmıştı. Hazine bomboş olduğundan, cülus bahşişi verilmesi imkânsızdı. Durum bahşiş bekleyen askerlere  iletilmiş, onlarda önce cülus bahşişlerini almayacaklarına dâir söz vermişler, daha sonra ise âmirlerinin kışkırtmasıyla yeniden cülus bahşişlerini talep etmeye başlamışlardı.

Çözüm olarak sarayda bulunan altın ve gümüş eşya darphaneye gönderilerek kestirilen sikkeler cülus bahşişi olarak askere dağıtıldı.

Ancak İstanbul anarşi içindeydi. Anadolu eşkıyaların elinde kan ağlamaktaydı. Rüşvet, yolsuzluk ve zulüm memleketi kaplamıştı. Sultan II. Osman’ın tahttan indirilmesi ve akla hayâle gelmeyen hakaret ve işkencelerle şehid edilmesi, Osman’lı Padişahlarının otoritesini ilk defa kökünden sarsmıştı. Bu otoritenin yeniden tesisi şarttı. 

IV. Murad, şehzâdeliği zamanında, Anadolu isyanlarını, İstanbul’un anarşisini, yeniçerilerin itaatsizliğini, devlet adamlarının karaktersizliğini, abisi Genç Osman’a yapılanları bizzat görmüş birisi olarak otoriteyi eline alabilmesi için yaşının biraz daha olgunlaşması için zamana ihtiyaç vardı. Bu süre içerisinde Kösem Sûltân ismiyle anılan annesi Mehpayker Sûltân kendisine vekâlet edecekti.

Bu arada Sûltân IV. Murad Hân; bir taraftan Enderûn Mektebindeki hocalardan özel dersler almaya devam ederken, diğer taraftan Hacı Süleyman, Hüsamzâde ve Sarı Solaktan ok atmayı, Cündi Halil Paşa’dan at binmeyi öğrendi. Bir zaman sonra uzun boylu, geniş omuzlu, koyu kumral saçlı, iri kemikli bir genç oldu. Atıcılığı, biniciliği, keskin zekâsı, askerî dehâsı, zorluklara karşı çok dayanıklı olmasıyla bilinirdi. Özellikle asker tarafından savaşçılığı çok takdir görmekteydi.

Babası 1. Ahmed gibi genç yaşta vefât eden Sûltân IV. Murad Hân, 27 yıllık ömrünün 17 yılını tahtta geçirmesine rağmen ancak Sadrâzâm Topal Receb Paşa’yı bertaraf edip zorbaları ortadan kaldırdığı 18 Mayıs 1632’den itibaren 20 yaşına doğru yönetimi ele aldı. Yaklaşık 8 yıl boyunca tek başına hükmetti ve bu dönem de taht’a geçtiğinde kuşandığı kılıçların hakkını lâyıkı ile vererek sayılamayacak kadar icraat yaptı… 

Devlet otoritesini kim bozduysa hepsini bir bir suçüstü yakalayıp imha etti. Eşkıyalık yapanları parçalattı. Tütün yüzünden İstanbul’u kasıp kavuran yangın sonrası tütünü, başından beri karşı olduğu içkiyi, gece ise fenersiz sokaklarda dolaşmayı yasakladı. Uymayanları bizzat eliyle cezalandırdı. Gözü kara yiğitlerden kurduğu özel timlerle gece gündüz devlet, millet düşmanlarının peşine düştü. Kimsenin gözünün yaşına bakmadı. İhanet şebekelerini dağıttığı gibi, âlet olanları da fert fert temizledi.

“Ya Devlet başa, ya kuzgun leş’e” düsturuyla hareket etti. Geceleri, üstün silahşörlerden oluşan seçkin korumalarıyla İstanbul sokaklarında asayişi sağladı. Zaman zaman şehzâdeler yaşıyor mu diye saray kapısından ya da saray önünde ayak divânına çağırttırılarak yaşayıp yaşamadığı kontrol edilen şehzâdeler Süleyman, Bayezid ve Kasım’ı kapıkulu, yeniçeri ve sipahi ocaklarının tehdit ve isyan girişimlerine bir daha âlet edilmesinler diye devletin bekâsı için hepsini fedâ etmekten çekinmedi. O güne kadar görülmemiş bir şekilde herkesi dehşete düşüren kararlarla Şeyhülislâm ve Kadı’ları idam etmekten geri kalmadı. İdam ettirdikleri arasında bir Kırım Hân’ı, bir de Ortodoks Cihan Patriği vardır.

Geldiği Konya’da; gördüğünü bir daha asla unutmayan keskin zekâsıyla kalabalığın arasında, çok sevdiği Hâfız Ahmed Paşa’nın katline karışanlardan iki yeniçeriyi tanıyarak atını derhal üzerlerine sürmüş ve yanından ayırmadığı gürzü ile hemen orada beyinlerini parçalamıştı.

Kendisine delinmesi mümkün değildir diye hediye edilen çok sağlam bir kalkanı önce attığı oklarla delik deşik etmiş, ardından savurduğu kargıyla parçalamıştı. Ayrıca en büyük özellikleri arasında; bir askeri atıyla beraber ikiye bölmesi, yola devrilen yüzlerce kiloluk ağaçları tek başına kaldırıp atması, kurulamaz denen kale kapılarını koçbaşıyla kırması vardı.

Kızdığı vezirleri kuşağından tuttuğu gibi tek eliyle havaya kaldırır, odanın içerisinde dolaştırdıktan sonra sert şekilde yere bırakırdı.

Yaptığı manevralarla Avrupa’ya gözdağı verdiği gibi, çıktığı doğu seferinde 8 Ağustos 1635’de Revan’ı aldı, 11 Eylül’de Tebriz’e girdi. Otorite boşluğundan dolayı iç çekişmelerle önce Bekir Subaşı’nın, ardından bunu fırsat bilen İran Şâh’ı Abbas’ın eline geçen Bağdat’ı çıktığı ve 1 yıl, 4 ay süren ikinci seferinde yeniden fethetti. Bağdat’ta Seyyid Abdülkadir Geylâni ve İmâm-ı Âzâm Hazretlerinin cami ve türbelerini tamir ettirdi. Seyyid Abdülkadir Hazretlerinin türbesine hediye ettiği çok kıymetli hediyeleri türbeyi ziyaretimde türbeden sorumlu vakıf yöneticisi tarafından bana gösterilmişti.

İpleri eline aldıktan sonra devletin içine düştüğü pek çok gâile atlatılmış. Tâbir-i câizse koca İmparatorluğa çeki düzen verilmişti. İran’la yaptığı Kasr-ı Şirin Sınır Anlaşması hâlen güncelliğini korumaktadır.

IV. Murad, bütün saltanatı boyunca seferler ve gâilelerle meşgûl olduğundan ancak şu eserleri yaptırma imkânı bulmuştur. Üsküdar Çamlıca’da bir cami, Karadeniz’den gelecek tehlikelere karşı İstanbul Boğazı’nın her iki yakasındaki Anadolukavağı ile Rumelikavağı’nda müştemilâtı ve camileriyle beraber kaleler yaptırmış, Revan seferinde iken verdiği emir üzerine Bayram Paşa İstanbul’un surlarını, yanan camilerini imar etmiştir. 

Okmeydanı Namazgâhı’na minber koydurduğu gibi, Üsküdar ve Kandilli’de bir saray ile Topkapı Sarayı’nda Revan ve Bağdat fetihleri hâtırasına bugün hayranlıkla gezilen Bağdat ve Revan köşklerini inşa ettirmiştir. Şiddetli yağmurlar neticesinde Mekke’de Mescid-i Harâm’ı basan suların tahrip ettiği Kâbe’yi çok sağlam bir şekilde tamir ettirmiş ve bu sebepten dolayı kendi adı Beytullah’ın tâkı üzerine yazılmıştır.

8 Haziran 1639’da İstanbul’a döndükten sonra nükseden gut hastalığı ile uğraşmaya başlayan ve İkinci Yavuz olarak adlandırılan IV. Murad Hân, nihayet 1640’ın 8 Şubat’ında Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Topkapı Sarayı’ndan alınan nâşı yüzbinlerin önünden geçerek Sultanahmet Camiine doğru götürülürken seferlerde bindiği üç atı eğerleri ters bağlanmış şekilde en önde yürüyordu. Halkın gözyaşları arasında Sultanahmet Camii haziresinde bulunan babası Sûltân I. Ahmed’in yanına defnedildi. Mekânı cennet olsun inşaallah…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdulhamid Aydın

Makalenizi okudum, amin, Allah cc rahmet eylesin, faydalandik, muteşekkiriz.

Doğrusu...

At, sâhibine göre koşar...Ecdâdımız Osmânlı elbette ki adâletin mümessili ve mazlûmların hâmisiydi, zîrâ Dîn-i Celîl-i İslâm'a büyük bir samîmiyetle hizmet gâyesi ve gayretinde idiler...Fitne ve fesâd her zamân vardı, çünkü insân fıtratı buna pek meyyâldir!...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23