• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Sûltân III.Ahmed’in vefâtı ve dönemindeki gelişmeler 1 Temmuz 1839

01 Temmuz 2023
A


Halit Kanak İletişim:

 

IV. Mehmed’in oğlu Sûltân III. Ahmed aynı anadan doğma Ağabeyi II. Mustafa ‘nın tahttan indirilmesiyle 29 yaşını 7 ay 23 gün geçe Edirne Sarayında  hükümdar oldu. İlk kez toprak kaybettiğimiz Karlofça Anlaşmasının üzerinden 3 yıl, 7 ay, 27 gün geçmişti. Cihân Hâkimi bir devletin başında 27 yıl, 1 ay, 11 gün görevde kaldı. O’da Ağabeyi gibi tahttan indirildi. Tahttan ferâgatından 5 yıl, 9 ay, 1 gün sonrada 1 Temmuz 1839’da 62 yaşını 6 ay, 1 gün geçe hakka yürüdü. 

III. Ahmed; hattat, şâir, mûsikişinâs bir zâttı. Şiirlerinde “Necip” mahlasını kullanırdı. Böyle olması döneminede yansımış, Türk şiiri, mûsikîsi, mimarisi bu dönemde şaheserler ortaya çıkartmış ve Türkiye Tarihinin bahtiyar devreleri yine bu dönemde yaşanmıştır.

Çorlu’lu Dâmâd Ali Paşa, Baltacı Mehmed Paşa, Şehid Dâmâd Ali Paşa ve Nevşehir’li Dâmâd İbrahim Paşa gibi Sadrâzâmlar ülkeyi iyi idâre etmişler. Şâir Nâbi ve Nedim, bestekarlar Itrî, Mustafa Çavuş, Şeyh Osman Dede Efendi, ressam olarak Levnî, tarihçi olarak Nâimâ, devlet adamları olarak Kırım’da Hacı Gâzi 1. Selim Giray Hân, Hindistan’da Türk Âlemgir Şâh ile İran’da Nâdir Şâh Avşar bu döneme damga vurmuşlardır.

Yine Sûltân III. Ahmed döneminde Yalova’da kağıt Fabrikası açılmış, müteferrika matbaası kurulmuş ve hiç boş kalmadan eser basmaya devam etmiş, başta İstanbul olmak üzere İmparatorluğun pek çok yeri imar edilmiş, huzur ve refah yılları bu dönemde hüküm sürmüştür. Ayasofya arka cephesinde bulunan III. Ahmed çeşmesi bu dönemde yapılmış âdeta köşk görünümünde bir şâheserdir.

DÖNEMİNDE Kİ GELİŞMELER 

III. Ahmed Ağabeyi II. Mustafa’nın yerine tahta oturduğunda ilk yapması gerekenleri biliyordu. Çünkü babası IV. Mehmed tahttan indirildiğinde 14 yaşında idi. Ağabeyi II. Mustafa’da darbeyle görevden uzaklaştırılmıştı. Öyleyse darbecileri şu yada bu nedenle görevden uzaklaştırması gerekiyordu. Öylede yaptı.

Edirne’den İstanbul’a gelir gelmez, ihtilalcilerden kendisini zorla Yeniçeri Ağası yaptıran Vezir Çalık Ahmed Paşa ile yardımcısı Ali Ağa’yı önce azletti, sonra sürgüne gönderdi. 2 ay 26 gün önce ihtilalciler tarafından Sadrâzâm yapılan Nişancı Kavanoz Ahmed Paşa’da aynı akıbete mârûz bırakılarak İnebahtı’ya gönderildi. Yerine kız kardeşiyle evli eniştesi Hasan Paşa’yı Sadârete getirdi. Ardından Çorlu’lu Ali Paşa, Köprülülerden Numan Paşa ve nihayetinde Halep Beylerbeyi  Çorum Osmancık’lı Baltacı Mehmed Paşa ikinci kes Sadârete getirildi.

Bu sırada İsveç Kralı XII. Karl Danimarka, Lehistan ve Rusya’ya göz açtırmıyordu. Son Rusya seferinde az bir kuvvetle Ukrayna’ya kadar inince Rus Ordusuna yakalandı. Yapılan savaşı kaybedince 5,5 yıl kalacağı Türk topraklarına sığındı. Ardından Rus Ordusunun Çar’ın emriyle Türk topraklarına İsveç Kralını yakalamak için girmesi bardağı taşırmıştı.

Çünkü Çorlu’lu Ali Paşa döneminden beri III. Ahmed Rus savaşı içim ikna edilmeye çalışılıyordu. Baltacı’da aynı görüşte Padişah’ı tazyik ediyordu. Çünkü 11 yıl önce Karlofça’da kaybedilen toprakların geri alınması için Türk paşalar yanıp tutuşuyordu. Rus’ların İstanbul’a göz dağı vermek için Türk topraklarında düşman kovalaması savaşı kaçınılmaz kıldı. 

Nihayet Baltacı Mehmed Paşa’nın 9 Nisan 1711’de Rusya üzerine sefere çıkarak, zaferle dönmeyi başarmıştı. Bu seferde Azak Kalesi Rostov’la birlikte yeniden bize geçtiği gibi, Tür sunırı boyunca Rus’ların yaptığı kaleler içindeki silahlar Türkiye’ye verildikten sonra yıkılacak ve bu şartlar yerine getirilene kadar Başbakan Şafirov ile Mareşal Şeremetov Türkiye’de rehin kalacaktı.

Ardından Karlofça’da kaybedilen Mora Yarımadası üzerine yüründü. Edirne’den yola çıkan Dâmâd Ali Paşa Korini Boğazından Mora’ya geçti. 2 binin üzerinde köy ve Kasabası olan Mora’nın eyâlet merkezi Türkçe ismi Anabolu olan Nauplion’u düşürerek 10 Venedik generalini esir aldı. Ardından güneybatıda bulunan Navarin ve Koron liman şehirlerini aldı. 

Venedik şaşırtma yapmak için Preveze’ye asker çıkarttı isede püskürtüldü. Dâmâd Ali Paşa bu kezde Venediklilerin bütün güçlerini Modon Limanında topladıklarını görerek burayı muhasaraya başladı. 8 gün sonra Modon’u düşürdü. Zâten donanmamız Egin ve Selamin Santa Maura adalarını fethetmiş, Benefşe Ahmed Paşa tarafından düşürülmüştü.

Yetmedi Girit’te Venediğin elinde bulunan Suda, İspirlonga ve Granbusa iskeleleride Hanya Muhafızı Mehmed Paşa ile İzmir’li Ali Paşalar tarafından ele geçirildi. Böylece Venedik tam manasıyla hezimete uğratılarak Mora bir baştan bir başa yeniden Türk toprağı haline geldi. 

Fakat bundan sonra Almanya üzerine yapılan seferde bir kaç ihmal bu başarıları gölgeledi. Belgrad Almanların eline geçti isede 22 yıl sonra 1878’e kadar tekrar bizde kaldı. Yapılan Pasarofça Anlaşması ile doğuda İran Savaşı dışında lâle devri diye adlandırılan sulh dönemide başlamış oldu.

Bu dönemde Afgan Üveysî Hânedânı ile Safevîler arasında çıkan ölüm-kalım savaşında Kafkasya çözülmeye başlayınca Dağıstan Türkiye topraklarına dâhil oldu. Fakat Rusya’nın ne pahasına olursa olsun sıcak denizlere inme politikası Karadeniz’de Türkiye engeline takılınca bu kezde Hazar Denizinde şansını denemek istedi.

Zaten Hazar’ın kuzey batısında Volga deltasında Hazar’a kıyısı bulunuyordu. Mâdemki Karadeniz’e ulaşması zora girmişti, öyleyse ılık deniz Hazar’a hâkim olmalıydı. Bunun için Hazar’ın batısı ve güneyine hâkim olmak için harekete geçti. 

Bu durum İstanbul’da Divân’ın gözünden kaçmadı. Hazar’ın batısındaki Dağıstan Türk toprağıydı Rus’lara yem edilemezdi. Ayrıca İran’ın kuzey batı eyâletlerinin Rus eline geçmesi akıllara ziyan bir durumdu. Vakit kaybetmeden Sadrâzâm Nevşehir’li Dâmâd İbrahim Paşa Erzurum Beylerbeyi Vezir Silahdar İbrahim Paşa’yı Kafkas Serdârı tayin ederek Kafkasya’ya karşı harekete geçmesini emretti.

Ardından Van Beylerbeyi Köprülüzâde Abdullah Paşa Güney Azerbaycan’a gönderilirken, diğer taraftan Bağdat Beylerbeyi Vezir Hasan Paşa’da İran Serdârı olarak yola çıkarıldı.

İbrâhim Paşa Gürcistan’ın batısında kalan Türk Topraklarını geçerek İran’a ait olan doğu tarafındaki Tiflis ve Gori şehirlerini aldı. Ancak Tiflis’te gereksiz yere 4,5 ay oyalanınca azledilerek yerine Diyarbakır Beylerbeyi Vezir Ârif Ahmed Paşa getirildi ve Gence kesimide Osmanlı topraklarına dâhil edildi. Diğer taraftan Abdullah Paşa Hoy Şehrini alarak Güney Azerbaycan’a girmiş, Merega Sancak Bey’i Feridun Hân kendisine teslim olmuş, 2 aylık muhasaradan sonra Hemedan düşürülmüştü. 

Vezir Hasan Paşa’da Kirmanşâh Beylerbeyi Abdülbâki Hân’ı teslim alarak önce Kirmanşâh’a, ardından Ardelân Eyâletinin merkezi Sine’ye girdi. Şehri-i Zor (şimdiki Kerkük) Beylerbeyi Abdurrahman Paşa’da Ali Merdan Hân’ı mağlup ederek Lûristan’ı aldı.

Fütuhat devam ediyordu. Nahçıvan’da fethedilmiş, 3 ay dayanabilen Revân teslim olmuş, Nihâvend alınmıştı. Abdullah Paşa’nın bir müddet önce alınamayan Tebriz’e girmesi muhteşem olmuş, iki gün sonra Hürremâbad aynı âkıbeti yaşamıştı. Toplamda 290 bin kilometrekarelik bir alan fethedilerek sınırlarımız yeniden III. Murad dönemindeki zirveyi yakalamıştı.

Fakat bir anda beklenmedik gelişmeler oldu. Bütün bu fütuhat Eşref Şâh tarafından kabûl edilerek Osmanlı Devleti ile anlaşma imzalanacak iken ortaya Nâdir Hân Avşar çıktı ve Eşref Şâh’ı mağlup etti. Böylece Osmanlı Devleti karşısında muhatap değişmişti.

Ortaya çıkan belirsizlik süreci devam ederken Nâdir Şâh Avşar beklemedi ve Osmanlı Türk’ünün eline geçen Nihâvend, Kirmanşâh ve Hemedân’ı geri aldı. 2 Temmuz 1730’da 58 bin kilometrekarelik bir toprak elden çıkmıştı. Osmanlı Devleti’nin tahmin edemediği bu sürpriz durum İstanbul’u karıştırdı. Artık padişah olarak Sûltân III. Ahmed bu konuda kayıtsız kalamazdı. Öylede oldu ve sefere çıkmaya karar verdi.

Padişah tuğları sefer için Üsküdar’a dikildiğinde tarihler 3 Ağustos 1730’u gösteriyordu. Sefer hazırlıkları başlamıştı. Fakat bu arada bu yenilgileri bahane eden şer odaklarıda boş durmamış ihtilal hazırlıklarına başlamıştı. 

Nihayet geciken sefer Patrona Halil ihtilalini doğurmuş, 28 Eylül’de harekete geçen asiler üç önemli paşanın kellesini aldıktan sonra III. Ahmed’e görevi bıraktırmayı başarmışlardı.

Sûltân III. Ahmed paşaların tedbirsizliği yüzünden 1 Ekim 1730 günü akşam saat 21.30’da yiğeni veliaht şehzâde Mahmud’u çağırttı. 34 yaşındaki şehzâde Mahmud geldi amcasının elini öptü, âdâba geçerek bekledi. Bu onun son el öpüşüydü. Birazdan tahta geçtiğinde istese de amcasının elini öpemezdi.

Sultân III. Ahmed olgun kişiliğiyle bilgece konuşmaya başladı. “Oğlum Mahmud, babanın 27 sene evvel bana bıraktığı saltanatı sana bırakmaya karar verdim. Seni nasıl oğlum gibi bakıp yetiştirdim ise, sen de benim şehzâdelerimden himmetini esirgeme. Bizim gibi hata yapmamaya çalış ki bu devlet-i muazzama ebediyete kadar sürüp gitsin.” Sonra ihtilalcileri nasıl temizlemesi gerektiğini bir bir anlattı. Sözünü tamamladıktan sonra dairesine çekildi. 

Tahttan ferâgat ettikten sonra 5 yıl, 9 ay, 1 gün yaşayarak 1 Temmuz 1736 tarihinde âhirete göç eyledi. Mekânı cennet olsun inşaallah…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ah met

Belgratla ilgili tarihi düzeltiniz hocam.

Salim karabulut

Ruhları şad mekanları cennet olsun inşallah bu milletin neden se hiç haini bitmedi
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23