• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Şehâdet yıldönümünde Gün Sazak (27 Mayıs 1980)

27 Mayıs 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Renault Station Vagon marka otomobile tıkış tıkış binerek Ankara’ya doğru yola koyulduğumuzda üzüntüden kimse kimsenin yüzüne bakamıyordu. Arabamızın teybinde, bittikçe arkalı önlü değiştirdiğimiz Kur’an-ı Kerim kaseti çalıyordu ve kimsenin ağızını bıçak açmıyordu. 

Çünkü Gümrük ve Tekel Bakanlarından MHP Genel Başkan Yardımcımız Gün Sazak şehid edilmişti. Hem de Ankara’nın göbeğinde, evinin önünde.. 27 Mayıs 1980 tarihinde akşam 21.00 sıralarında ailesiyle birlikte yaptığı bir ziyaretten dönmüşler, arabasından eşyalarını indirirken gözü dönmüş komünist katiller tarafından kurşun yağmuruna tutulmuştu.

Bahçelievler’de bulunan MHP Genel Merkezine aşırı kalabalık dolayısıyla fazla yaklaşamamıştık. Ancak sokaklara uzatılmış hoparlörlerden konuşmaları dinleyebiliyorduk. Sadi Somuncuoğlu, Başbuğ Alparslan Türkeş’in konuşmalarından sonra, ülkücülerin ağabeyi büyük dâvâ adamı ilahiyatçı Lokman Abbasoğlunun yaptığı duânın ardından namazın kılınacağı Hacı Bayram Veli Camiine doğru yola koyulduk. Mahşeri kalabalıkla kılınan namaz ve ardından Eskişehir’e uğurlama.

Peki, bu günlere nasıl gelindi?

1977 yılının meşhûr 5 Haziran seçimlerinde hiçbir siyasi parti tek başına hükümeti kuracak 226 sandalye kazanamadığı için koalisyonlar kurulması gündeme gelmişti. O zamanın Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel’in Başbakanlığında Millî Selâmet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin katıldığı Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti 21 Temmuz 1977 tarihinde ikinci kez kurulduğunda, MHP hükümette, bir Başbakan yardımcılığı ve 4 bakan ile temsil ediliyordu. İşte o bakanlardan birisi de milletvekili olmadığı halde Gümrük ve Tekel Bakanı olarak atanan Gün Sazak’tı.

21 Temmuz 1977– 05 Ocak 1978 Gün Sazak’ın yalnızca 5,5 ay süren Bakanlığı döneminde, istenildiği takdirde nelerin yapılabileceği, rüşvetin, hırsızlığın, yolsuzluğun, adam kayırmacılığın önlenebileceği, kul hakkı yemeden, menfaat gözetmeden, kamu malları eşe dosta peşkeş çekilmeden bakanlık yapılabileceği ispat edilmişti. Yani Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifâdesiyle bir şey değişmiş her şey değişmişti.

Bu kadar kısa dönemde bu kadar büyük başarı elde edilebilinir miydi? Evet, bu başarı elde edilebilinirdi. Bunun Türk-İslâm tarihinde binlerce örneği vardır. Bunlardan bir tanesi âcizâne bizim de ziyaret etmemizin nâsib olduğu Halep’le Hama arasında türbesi bulunan ve sadece 22 ay halifelik yapan Ömer bin Abdülaziz’dir. Yaptığı hizmetlerden ve örnek yönetiminden dolayı günümüze kadar kendisini kimse unutmamıştır. Güzel, ibretlik örnekler hâlen sitayişle onun görev yaptığı hep o kısa döneminden verilmektedir.

Rahmetli Gün Sazak’ın dönemi de böyleydi. Herkes o dönemden örnek vermeye başlamıştı. Bunun sebebi neydi?  “Vatan sınırları hudut kapılarından başlar, bu kapılar bizim namusumuzdur, öyleyse korunmalıdır” dediği o dönemin laçkalaşmış kara, deniz, hava gümrük kapılarına namuslu vatan evladı Ülkücüleri yerleştirmiş ve bu sayede bütün yolsuzluklar bıçak gibi kesilmişti. 

Hatta o dönem; Bulgaristan tarafından yüklenildiği bilinen, Türkiye’de yönetimi yıkarak yerine komünist bir rejim kurmak isteyen Marksist/Leninist ne kadar örgüt varsa onlara silah taşıyan TIR’lar, eskiden olduğu gibi rüşvetle kapılardan geçememiş, Kapıkule’de kilometrelerce kuyruk oluşturmuş, bu da o dönem bütün basına yansımıştı.

Türkiye’de iç savaş başlatan komünist örgütlere silah taşıyan TIR’lar rüşvetle kapılardan geçemeyince, yapacakları sözde devrim gecikmiş ve bunun sebebi Gün Sazak ve ekibine bağlanmıştı. Bunun için Gün Sazak kendilerine engel olduğu gerekçesiyle Dev-Sol militanları tarafından şehid edildi.

GÜN SAZAK’IN HAYATI 

“Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten

Mürüvvetmend olan mazluma el çekmez ianetten.” 

Vatan şâiri Namık Kemal’e ait olan bu mısralar, Gün Sazak merhumun tuttuğu günlüğüne yansıyanlardan. Yine henüz 18 yaşında iken günlüğüne şu notu da düşmüştür. “İnşaallah aileme ve vatanıma hayırlı bir evlat olarak yaşarım..”

Gönlünün derinliklerinden gelen bu niyet, O’nun bütün bunları yaşamasına vesile olur. Çünkü,

“Niyet hayr, akıbet hayr’dır.”

Gün Sazak, 26 Mart 1932 tarihinde Eskişehir'e bağlı Mihalıççık İlçesinin Sazak köyünde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Ankara Maarif Koleji'nden mezun oldu. Daha sonra Kaliforniya Üniversitesini bitirip ülkesine dönen Gün Bey, Münir Köseoğlu’nun 1971 yılında tanıştırdığı ve hitabetine, kültürüne, bilgisine, edebine, vatan sevgisine hayran kaldığı Dündar Taşer sayesinde 1971 yılında Milliyetçi Hareket Partisi'ne katıldı. 

9-10 Mayıs 1971 tarihlerinde Ankara Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nunda yapılan MHP’nin Büyük Kurultayı’nda genel idare kurulunda ki yerini aldı. O kurultayda; Osman Yüksel Serdengeçti, Dündar Taşer, Ahmet Er ve Alparslan Türkeş’in birbirinden güzel, içten konuşmalarını dinleyince imanlı, ihlaslı, vatan aşkıyla dolu bir hareketin içinde olduğundan dolayı Allah’a şükretti.

Çünkü bu parti, partiden ziyade bir okula benziyordu. Buradaki insanların tez zamanda ve kısa yoldan iktidara ulaşma heves ve hesapları yoktu. Onun için siyasi oyunlar sirâyet etmemiş MHP; yeni bir nesil yetiştirme, geleceği inşa edecek kadroları hazırlama yoluna kendisini adamış bir siyasi mektepti.

Önce genel sekreter yardımcılığına, sonra genel başkan yardımcılığına seçilen Gün Sazak, 1973 14 Ekim ve 1977 5 Haziran seçimlerinde Eskişehir’den milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. O, bütün ısrarlara rağmen her iki seçimde de seçilmesi garanti olan Ankara’dan aday olmamış, “Eskişehir’e gidip orada oyları yükselterek partime katkı sağlayacağım” demişti.

Dürüst, liyakatli duruşuyla 1977’de Gümrük ve Tekel Bakanlığına getirildi. Görevi sırasında Türkiye açısından parlak bir dönem yaşandı, gümrük gelirleri zirve yaptı. Yolsuzluk, kaçakçılık tamamen bitirildi. Çünkü Gün Bey emrinde çalışan memurlara, “Doğru-düzgün, vatanını seven, inançlı memurlar devlet binasını taşıyan temel direklerdir, bu direkler yıkılırsa devlet yıkılır. Siz siz olun bu devleti yıkmayın, yıktırmayın” diyerek motive ediyor, onların aşkla-şevkle görev yapmalarını sağlıyordu.

Göreve başladığında ilk yaptığı, bakanlık maaşını çekme yetkisi verdiği özel kalemine; “Maaşlarımın hepsi ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak” talimatı olmuştu. Sonra bakanlık teşkilatını, gümrükleri ve Tekel’i incelemiş, içinde bulunduğu durumu bütün çıplaklığıyla görmüş, sonrada rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, kaçakçılık ağları her yeri sarmış olan teşkilattaki bu çürümüş yapıyı düzeltmek için kolları sıvamıştı.

Ayrıca partide birlikte görev yaptığı dâvâ arkadaşlarına ilk genel idare kurulu toplantısında; “Ben heyetin bir karar vermesini istiyorum” diye başladığı konuşmasını şöyle devam ettirmişti;

“Partimizin yöneticilerinden ve milletvekillerinden hiç kimse, yapacağımız personel hareketlerine müdahaleye kalkışmayacak. Karşılanmayan istekler için ısrar etmeyecek. Bürokrat arkadaşlarımıza hiçbir konuda baskı yapmayacak. Kısacası, Gümrük ve Tekel Bakanlığı’ndaki çalışmalarımıza partimizden hiçbir müdahale olmayacak. Sizler bu kararı vermezseniz, bu bakanlıkta benim yapabileceğim bir şey yok!..” 

Sözünü bitirdiğinde bunun bir hayat-memat meselesi olduğunu iliklerine kadar anlayan MHP Genel İdare Kurulu üyeleri oybirliği ile kendisine destek olma sözü verirler. Ve o saatten itibaren Gün Bey için 7/24 mesâisi başlar. Bir dakika dinlenmeden çalışır, çalışır, çalışır..

Ancak her hırsızın bir arka çıkanı vardır. O arka çıkanların çoğu, aynı zamanda bunlardan nemalanan menfaat şebekeleridir. Onun için; hırsıza arka çıkan bu gürûh Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Paşalar ve başka “hatırlı” kişiler aracılığı ile elbette ki Genel Başkan ve aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Alparslan Türkeş’e de ulaşırlar. Fakat avuçlarını yalarlar.

Türkeş, daha sonra Yeni Düşünce dergisinde kendisi ile yapılan bir röportajda bu durumu şöyle açıklar; 

“O, bakan olduğu sıralarda kaçakçı, hırsız ve kanun tanımayan kişilerin adamlarını memuriyetten atmıştı. Tesirli kimseler, büyük iş adamları, koalisyon ortağı bazı Bakanlar, bazı konularda araya girdiler. Ricalarda bulunmaya kalkıştılar. Gün Bey bu ricalardan bunalmıştı. Bir gün bana gelip şöyle dedi; Efendim isterseniz sağlık sebepleriyle ben istifa edeyim. Zira bunlar sizi zora sokacaklar… Bu durum karşısında heyecanlanarak, sonuna kadar arkandayım istifa yok diye gürledim.”

Gerçekten ender siyasi liderlerden birisi olarak tarihe geçen Alparslan Türkeş’in bu tavrı, duruşu ve desteği; Gün Sazak Bey’in dürüstlüğü ve çalışkanlığına eklenince şer cepheler bir bir çökertildi. 

Fakat karanlık güçlerin Türkiye üzerinde oynadığı oyunlar bitmiyordu. Türkiye’de komünist bir rejim kurarak Türkiye’yi Sovyetler’in peyki durumuna sokmak isteyenler, yerli işbirlikçileri ile tezgâha yeni bir oyun koydular.

Mademki; Türkiye’de rejimi değiştirecek devrim için beklenen silah ve mühimmatın içeri girmesi için Gün Sazak ve ekibi satın alınamıyordu, mademki “Tribünden sahaya inmeye” ramak kalmıştı ve mademki Türkiye’de rejim değişikliği için sadece “Kapının kolunu çevirmek” yeterliydi. O halde hükümetin bir bakanı aşılamıyorsa, hükümet değişmeliydi.

Ve karanlık güçler “Güneş Motel” rezâletini devreye soktular. İstanbul Florya’da bulunan Güneş Motel’de Adalet Partisinden 11 milletvekili ile yapılan ahlak dışı pazarlık sonucu TBMM’de 31 Aralık 1977 günü yapılan “Güven Oylaması” sonucu koalisyon hükümeti düştü. 

Taraf değiştiren 11 vekile 11 bakanlığın verildiği yeni hükümet Bülent Ecevit Başkanlığında kurularak 5 Ocak 1978’de göreve başladı.

CHP Genel Başkanı ve yeni Başbakan Bülent Ecevit tarafından Gümrük ve Tekel Bakanlığı, Tuncay Mataracı’ya teslim edilmişti. (12 Eylül’den sonra Yüce Divan’da yargılanan Tuncay Mataracı büyük cezalar alacaktı.) Yine gümrükleri yolgeçen hanına dönmüştü. Neyin girdiği, neyin çıktığı belli değildi. Yurda giren mühimmat ve silahlarla ortalık kan gölüne döndü. 

Türkiye’ye komünist sistemi getirmek isteyenler hükümetin desteğiyle devletin askerine, ülkenin can damarı olan sanayi bölgelerine saldırıyor, fabrikaları ya kapatıyor, ya yakıyor, ya da grevlerle işlemez hâle getiriyorlardı. Kendilerine  silah zoruyla asker ve polisin giremediği kurtarılmış mahalleler, Fatsa örneği gibi kurtarılmış ilçeler oluşturuyor, halk mahkemeleri kuruyorlardı. Kendileri gibi düşünmeyen bu asil milletin evlatlarını bu sözde mahkemelerde yargılıyorlar, ağır işkencelerden geçirip canlarına kıyıyorlardı.

Sıra kurtarılmış şehirler oluşturmaya gelmiş, Çorum ve Kahramanmaraş’ta bunu denemişler kendilerine direnen yüzlerce insanımızı öldürmüşlerdi. Ama her seferinde karşılarına; ülkeyi böldürtmeyiz, Marksist yönetim kurdurmayız diyen Ülkücüler çıkıyordu. Bu uğurda binlercesi toprağa düştü ama vatanı böldürmediler, ezanı dindirtmediler, bayrağı indirtmediler. Bilakis Beyazıt Kulesi, Kars Kalesi gibi ülkenin pek çok yerine asılan orak-çekiçli kızıl bayrakları indirdiler. Canları pahasına Türkiye’yi Sovyet-Rusya’ya peşkeş çektirmediler, teslim etmediler.

CHP yönetiminde ülke tam bir kaosa sürükleniyordu. MHP, Alparslan Türkeş’in önderliğinde bu kötü gidişe dur demek ve hükümeti uyarmak için, bizimde katıldığımız 15 Nisan 1978 tarihinde Ankara’da büyük bir yürüyüş ve miting düzenledi. Bu, Ankara’nın o tarihe kadar gördüğü en büyük, en disiplinli yürüyüş ve mitingiydi. 

Ülkücüler olarak, ülkede komünist bir rejim kurdurmamaya ve dinsizliğe geçit vermeyeceğimize o mitingde; “Allah’a, Kur’an’a, Bayrağa ve Silaha yemin olsun. Şehitlerim, gâzilerim emin olsun..” diye devam eden yemin metnini hep bir ağızdan söyleyerek Türk Milletine söz verdik. CHP Hükümeti ve desteklediği sol örgütler iyice telaşa kapıldılar, MHP ve Ülkücü kuruluşlara baskıları, komploları ve saldırıları artırdılar.

Bu saldırılarla, asker ve polisten ziyâde kendilerine engel gördükleri MHP il ve ilçe başkanları, Ülkücü Öğretmenler ve Ülkücü Gençler şehit edildiler. Ve tabii ki intikam hırsı, kendilerine engel olan Gün Sazak’a uzandı. 27 Mayıs 1980’de Gün Bey, Dev-Sol tarafından suikast sonucu şehid edildi. 

Gün Bey’in şehâdetinden 3 ay, 16 gün sonra yapılan 12 Eylül askeri darbesinde ise bu vatanı canları pahasına savunan on binlerce Ülkücü yargılandı, yüzlerce idam cezası istendi 9’u darağaçlarında şehid edildi, binlercesi meşhur C5 odalarında Yılma Durak gibi ağır işkencelerden geçirildi. Bizim de işkenceler sonrası 5,5 ay kaldığımız bu cezaevlerinde binlerce Ülkücü gençlik yıllarını heder etti, hayatları karardı. Ama hiç kimse pişman olmadı. “Vatan Sağolsun” denilerek gülüp geçildi.

Sonraları gelenek haline gelen anma proğramıyla, Başbuğ Alparslan Türkeş’le her yıl Sazak’a gider binlerce seveni ile birlikte Gün Sazak Beyimize duâlarımızı okurduk. Mekânı cennet olsun inşaallah.. Geriye binlerce seveni ile Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun yazdığı şu ağıt kaldı.

GÜN SAZAK’IN AĞITI

“Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti.

Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti.

Bölünmesin diye millet, bâki kalsın diye devlet.

Dağlar gibi et, seller gibi kanım gitti.

 

Paramparça idi ruhum, ellerinde bir güruhun,

Tufanı bumudur Nuh’un, diye arşa ünüm gitti.

Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar,

Tayfuna dönsün Sazak’lar, göz ışığım Gün’üm gitti.

 

Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nece boğam,

Gün doğmak üzere ağam, gün batarken inim gitti.

 

Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli,

Zor günlerimde gerekli, tuğ gibi beş binim gitti.

Sakarya, esti yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler

Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mustafa Arlı

Sayin Baskanim muhtesem yazinizi okudum acilari ve hatiralari bize hatirlattiniz Allah sizden razi olsun selamlar sevgiler...

işin aslı

O günlerdeki kirli ve kanlı olayları objektif şekilde yansıtan, güzel bir yazı olmuş. Başta Türkeş ve Gün Sazak olmak üzere; "ezan susmasın, bayrak inmesin, vatan ve millet bölünmesin" diye mücadele edip, o kutlu yolda hayatını kaybeden ağabeylerimizi; sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Yaşayanlarına da, sağlıklı günler diliyoruz. 27 Mayıs 1960 "cunta darbesini" yapanlarca idam edilen; Menderes, Zorlu ve Polatkan'ı da; sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Müslüman Türk Milleti, size minnettar...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23