• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Ordumuz Kırım’a çıktı (2 Haziran 1475)

03 Haziran 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Kırımlıların dâveti üzerine Fatih Sûltân Mehmed Hân, Gedik Ahmed Paşa’ya Kırım’ın Güneybatısında bulunan Kefe ile birlikte diğer şehirler Azak, Soğdak, Kerç’in Cenevizlilerden alınması emrini verdiğinde zâten Ceneviz ile Venediklilere Boğazlardan geçmeyi yasaklamıştı. Cenevizliler İtalya ile irtibatlarını çok zor şartlar altında Karadeniz’in kuzeyinden kara yolundan sağlıyorlardı.

Türk Hâkânından emri alan Gedik Ahmed Paşa 183 harb gemisi ve 170 nakliye gemisi ile 19 Mayıs 1475’te yola çıkarak 1 Haziran’da 70 bin nüfuslu Kefe önlerine demirlediğinde dehşete kapılan Cenevizliler şehri teslim etmeye hazır olduklarını bildirdiler.

Bu muazzam donanma karşısında Kırım Türkleri dâhi şaşkınlık içerisindeydi. Türk Askeri 2 Haziran 1475’te karaya ayak bastı. Akabinde Cenevizliler 5 Haziran’da Kefe’yi teslim ettiler. Aynı günlerde Kefe’nin güneyinde bulunan Soğdak’ta alındığı gibi, donanmanın bir kısmı Kerç Boğazını geçmiş, Azak Limanına asker çıkartılmıştı.

Böylece Azak ile Don Nehri üzerinde Azak’ın banliyösü konumundaki Rostov, Kerç ve Kerç’in karşısında Kafkasya tarafındaki Taman yarımadası ele geçirildi. Yetmedi Yalta’nın batısında bulunan Mengüp ele geçirildi ki, burası Fâtih’in 1461 yılında fethettiği Trabzon’da hüküm süren Komnenos İmparatorluk hânedanı ile akraba olan Theodor’un oğlu Aleksandr’ın elindeydi.

Esir alınan Aleksandr İstanbul’a gönderilirken, ileride Kânûni Sûltân Süleyman’ın sancak beyi olarak görevde yapacağı bölgede Rumeli Beylerbeyi’ne bağlı Kefe Sancakbeyliği kuruldu. Böylelikle Azak Denizine de hâkim olunmuş ve Karadeniz tam anlamıyla Türk Gölü hâline gelmişti.

İşin buraya geleceği belliydi. Fâtih daha 1454 yılında Kırım Hân’ı Hacı Giray’ın yardım talebi üzerine Demir Kahya’yı 50 kadırga ile göndererek Kefe’yi bombardıman ettirmişti. Böylelikle bölgedeki Cenevizliler Hacı Giray Hân’la uyuşmak zorunda kalmıştı. 

Fakat zaman içerisinde Cenevizliler vergisini aksatınca Fatih Sûltân Mehmed Hân bir kez daha donanmayı, Kapdân-ı Deryâ Yakup Bey idâresinde Kefe’ye göndererek önce bombardıman yaptırdı, ardından karaya asker çıkartarak artırdığı Cenevizlilerin vergisini zapt-u rapt altına aldırdı.

1475’te ise yine Kırım Hân’ının talebi üzerine Gedik Ahmed Paşa’yı göndererek yukarıda bahsettiğimiz şehirleri ve iskeleleri topraklarına kattı. Son Ceneviz iskelesi Kopa, Kocaeli Deryâ Sancak Bey’i Kasım Bey tarafından fethedilerek fütûhat tamamlanmış oldu.

Bundan sonra yaklaşık 300 yıl hüküm sürecek olan Kırım Hânlığı ile bir mukâvele imzalandı. Kırım Hânlığı ile yapılan mukâvele ana şartları ise şunlardan oluşuyordu;

1) Kırım Hânları bundan böyle Osmanlı Padişahları tarafından atanır. Atanan bu Hân Cengiz Hân neslinden başka kimse olmayacaktır.

2) Kırım topraklarında okunacak hutbelerde padişahın isminden sonra Kırım Hân’ının da ismi zikredileceği gibi, sikke basma izni verilen Kırım Hanlığı kesilen sikkelerde padişahın isminden sonra kendi isimlerini de yazacaktır.

3) Kırım Yarımadasının doğu sahili padişahın öz toprağıdır doğrudan İstanbul’a bağlıdır. Divân tarafından atanan valiler tarafından yönetilecektir.

4) Savaşta istenildiği kadar Kırım Atlısı hazır bulundurulacak ancak ganimetlerden hakkını alacaktır. Vs.. 

Bu maddenin gereği Fâtih Sûltân Mehmed Hân 1476 yazında Boğdan Seferine çıkarken bu konuda ilk emrini beyân edince, Eminek Mirza’nın kumandasında bir atlı tümeni derhal yola koyulmuştu. Böylelikle tasada, kederde, kıvançta birlikte hareket etmenin ilk adımı atılmış oluyordu.

Bu birliktelikten kısa bir müddet sonra da evlilik yoluyla akrabalık bağının tesis edildiği görülecekti. Buda birlikteliği daha da pekiştirecekti. Çünkü Fatih’in çok sevdiği torunu, ileride Yavuz olacak olan Şehzâde Selim Kırım Hân’ı Mengli Giray Hân’ın kızı ile evlenecek ve bu evlilikten Mengli Giray Hân’ın torunu, ileride Kânûni olacak olan Şehzâde Süleyman doğacak ve dünyaya nizam verecektir.

Aslında bu birlikteliğin daha temel sebebi; Fâtih’in geleceği okuyarak, Rusya’nın ileride güçlenebileceğini ve Türk-İslâm coğrafyası için tehdit oluşturabileceğini görmesiydi. Bunun için kuzey sınırların çok sağlam temeller üzerinde inşâ edilmesi gerekiyordu.

Fâtih’i bu tedbire sevkeden düşünce ise şöyle gelişmişti. Sûltân Mehmed Hân İstanbul’u fethederek Bizans İmparatorluğunu tarih sahnesinden silerek Doğu Roma İmparatoru unvânını da alınca, Papa III. Paulus telaşlanmış ve Türklerin eline geçen bu unvânı geri almanın yollarını aramaya başlamıştı. 

Bunun için; Fâtih’in henüz Bizans düşmeden Kasım Bey’i İmparator XI. Konstantin’e göndererek yaptığı; “Teslim olursan herkes dilediği mallarıyla şehri terk edebilir, üstelik seni Mora’ya despot yaparım” teklifini; “Sulh istiyorsan kuşatmayı kaldır. Ne kadar ağır olursa olsun her türlü vergiyi ödemeye hazırırm. Ancak şehri teslim etmek ne benim, ne de başkasının kudretinde değildir. Ölmeye hazırız” diye cevaplayan ve Topkapı girişinde ezilerek hayatını kaybeden İmparatorun kardeşi Prens Thomas Paleologos, kızına Doğu Roma İmparatorluğunu temsil edecek eş aramaya başlamıştı.

Çünkü son İmparatorun kardeşi Prens Thomas Paleologos’u Fâtih Sûltân Mehmed Hân Mora’yı fethi sırasında kovmuş, topraksız kalan prens, kızıyla birlikte Romanya’ya sığınmıştı. Papa, prensin kızını, Doğu Roma İmparatorluğunu temsil edebilecek iyi bir kral ile evlendirmek istiyordu. Papa’nın, Bizans Prensi’nin bu kızına eş aradığını duyan Rum kökenli kardinal Bessarion tarafından Moskova Büyük Prensi III. İvan tavsiye edildi. 

Bu tavsiyeyi çok uygun bulan Papa prensesle III. İvan’ı evlendirdi. Moskova’ya taşınan prenses yanında İstanbul’dan kaçarak kendilerine sığınan pek çok Rum ve İtalyan ilim ve sanat insanını da beraberinde götürmüştü. Bu ilim adamları ve Papa’nın tavsiyesi ile III. İvan, Bizans’ın çifte başlı kartalını arma olarak kabûl etmiş ve sözde Doğu Roma’nın mirasına  sahip çıkmıştı.

Bu durum Fâtih’in gözünden kaçmadı. Fâtih Vatikan’ın desteği ile ileride güçleneceğini tahmin ettiği Rusya’nın, İstanbul’u yeniden alma hayali ile İslâm coğrafyasına sıkıntı vermemesi için yerinde bir kararla Kırım’ı ilhak etmiş, bu durum hem Kırım Yarımadasını, hem de İstanbul ve Anadolu’yu Vatikan destekli Rusya tehlikesinden korumuştu..

Henüz Rusya devleti ortada yokken Türk toprağı olmuş mâsum ve mazlum “Kırım” defalarca sürgünler ve baskınlar yemesine rağmen Türklerden tam manasıyla temizlenememiş, hâlâ gönlümüz buruk olarak Rus işgâlinden kurtarılmayı beklemektedir. Bu konuda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın her platformda ve fırsatta söylediği şu cümle önemlidir. “Kırım’ın Rusya tarafından yasa dışı ilhâkını tanımadık, tanımayacağız.”  

Konu Sayın Cumhurbaşkanımızın sıcak gündemindedir. İnşaallah “Yeni Türkiye Yüzyılında” bunu görmek bizlere nâsib olacaktır…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

çok iyi bir analiz olmuş..

bizim züppelerde ne işimiz var SURİYE de diyordu..aldılar 6nın 1ini..devletin sınırlarında tehlike var,pkk devlet kuracak,halen Suriye düşmanlığı yapıyor ş.sizler

Ahmet

Devam çok güzel hocam ancak ingiliz gizli servisinden maaş alan kutul amare sonrası arap kızlarını ingiliz talebi üzerine oynatıp hilafeti osmaniyeyi sorgulatan cemal gibilere yanaşma.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23