• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Kudüs-ü Şerif için ter akıtanlar ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan

11 Kasım 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Öncelikle büyük hayranlık duyduğumuz ve Kudüs-ü Şerif için ter akıtan Kudüs Fatihleri Hazreti Ömer (r.a.), Atsız Bey, Selahaddin Eyyûbi, Yavuz Sultân Selim Hân'ı şükranla yâd ediyoruz.

Sonra yine Kudüs-ü Şerif için ter dökmüş Tolunoğullarını, Filistin Valisi Artuk Bey'i, Berke Hân'ı, Sultân Baybars'ı da minnetle anıyoruz. Ayrıca, ismini kendisinin koyduğu Kudüs-ü Şerif’in en önemli ilim medresesi olan “Selahaddin Eyyûbî Külliye-i Islâmiyyesi'ni” 1915 yılında büyük bir törenle bizzat açan Enver Paşa’ya da duâlarımızı gönderiyoruz. 

Sonra; iktidara geldiği 2002 yılından beri gerek Başbakanlığı döneminde, gerekse Cumhurbaşkanlığı döneminde Kudüs-ü Şerif için hiçbir fedâkarlıktan kaçınmayan Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendiye de şükranlarımızı sunuyoruz.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sadece şükranlarımızı sunmakla kalmıyor; attığı adımlar ve yaptığı çalışmalarla Selahaddin Eyyûbi’yle, dolayısıyla Selçuklu Atabeyi Nureddin Zengi Aksungur’la ünsiyet kurmayı başarmış ve o günden sonra da ne Kudüs’le, ne de Filistin’le irtibatını koparmamış, o bölgeye yoğunluğunu giderek artırmış bir lider olduğu içinde dimdik arkasında duruyoruz.

Sayın Erdoğan’ın Selahaddin Eyyûbi ve Nureddin Zengi ile kurulan ünsiyeti bir minberle başlar. Nureddin Zengi’nin de genç Selahaddin’e verdiği Kudüs'ü fethetme şuuru, kısaca "Kızılelma Ülküsü" aynı minber’le start almıştır. Selçuklu Ata Beyi Nureddin Zengi; döneminin en iyi ahşap işlemecisi sanatkârları; Hamid bin Zafir, Salman bin Maali ile Halep’li Hasan bin Yahya ve kardeşi Fadâil bin Yahya’yı çağırarak onlara Mescid-i Aksâ'ya yakışacak bir minber yapmaları için hünerlerini göstermelerini ister.

İstediklerini fazlasıyla alan bu kündekâr ustalarının 16 bin 500 parçadan çivi ve yapıştırıcı kullanmadan yaptığı şaheser minber'i her gün ordu komutanlarına gösteren Nureddin Zengi en kısa zamanda Mescid-i Aksa ile minberin buluşması gerektiğini hatırlatarak onları bu fetihe rûhen hazırlar. Minberi en fazla ve gizli gizli gözetleyerek iç geçiren ise 17 yaşında saraya alınarak yetiştirilen Selçuklu’nun Tikrit Valisi Necmeddin Eyyûb’ün oğlu Selahaddin olur. 

Selahaddin, daha sonra atandığı Mısır Valisiyken dâhi minberle Mescid-i Aksa'yı buluşturmayı aklından çıkarmaz. Fakat bu hazırlıklar sürerken Nureddin Zengi 1174 yılında vefât eder. O tarihe kadar Nureddin Zengi'nin Mısır Valisi olarak O'nun adına hutbe okutan ve sikke bastıran Selahaddin; Şam, Basra ve Yemen'in kendisine tâbi olduklarını bildirmesinden ve Abbâsi Halifesi tarafından Sultân ilân edildikten sonra 6 Mayıs 1175 itibariyle kendi adına para bastırıp, hutbe okutur.

Yetmez, Nureddin Zengi'nin hayırseverliği ile gönüllere taht kuran hanımı ve aynı zamanda babasının yerine tahta geçen 11 yaşındaki oğlu İsmail'e nâib'lik yapan İsmet Hâtûn'la bir yıl sonra evlenir. O da yetmez, kız kardeşini Erbil Ata Bey’i Muzaffereddin Gök-Börü ile evlendirir. Böylelikle Eyyûbi'ler ile birleşen Zengi'ler Haçlılara karşı güçlerini birleştirmiş olurlar. 

Bu güç birliğinin etkisiyle Selahaddin Eyyûbi, 4 Temmuz 1187'de Filistin'in kuzeyinde Taberiye Gölü yakınlarında Haçlıları büyük bir bozguna uğratır. Ve Akka, Nablus, Yafa, Sayda, Beyrut, Cübeyl, Askalan, Gazze bir biri ardına düşer.

Sıra Kudüs'e gelmiştir. Büyük komutan Selahaddin Eyyûbi Miraç Kandili gününe denk gelen 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs'ü Şerife girer. Derhal Nureddin Zengi'nin yıllar önce bugün için yaptırdığı fethin sembolü minber Halep'ten getirilir tekbirler eşliğinde Mescid-i Aksa'ya yerleştirilir.

Daha sonra; asırlarca birlik, beraberlik, Allah ve Resûlüne itaat konularında üzerinde hutbe okunan bu minber, Yahudiler tarafından 21 Ağustos 1969 yılında Avustralyalı Michael Rohan’a yaktırıldı. Aynısı 38 yıl sonra Türk Kündekâri Ustaları tarafından yapılarak 2007 yılında yerine kondu.

Bu konuyu Erdoğan, 2010 yılında İstanbul Conrad Otel'de düzenlenen İslam Konferansı Teşkilâtı Parlamento Birliği Genişletilmiş 2. İcra Komitesi Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada; İslam Konferansı Teşkilâtı’nın, Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya yapılan insanlık dışı bir saldırının ardından 25 Eylül 1969’da kurulduğunu hatırlatarak, 21 Ağustos 1969'da Mescid-i Aksa'ya yapılan saldırıda, mescidin kısmen tahrip olduğunu, özellikle de ''Selahaddin Minberi'' olarak bilinen tarihi minberin kül olduğunu belirtmişti.

Erdoğan; o minberin, Halep'te, 1168 yılında Nureddin Zengi tarafından dönemin en ünlü ahşap ustalarına yaptırılmış eşsiz bir eser ve emsalsiz bir sembol olduğunu vurgulayarak, minbere ilişkin şu bilgileri vermişti:

“O minber, Orta Doğu'da kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın, en önemlisi de hoşgörünün sembolüydü. Dikkat ediniz, 1969'da yakılan o minber, binlerce küçük parçadan oluşuyordu ve o parçalar birbirine tutkalla, zamkla, çivilerle değil, kündekâri tarzında parçaların iç içe geçmesi suretiyle tutturulmuştu. 1187 yılında, Selahaddin Eyyûbi Kudüs'ü fethettiğinde o minber Mescid-i Aksa'ya konulmuştu.”

Erdoğan; o minberi tamir ettiklerini ve Türk ustalarının yıllarca süren çalışmalarının ardından, aslına uygun olarak yeniden yapılan minberin 2007 yılında yerine konulduğunu vurgulayarak, şunları söylemişti:

“Minber yerine kondu ancak, bugün üzülerek görüyoruz ki, 1969'da Mescid-i Aksa'da başlatılan yangın, bugün hâlâ sönmedi, söndürülmedi. Kudüs'ü yakmaya ve yok etmeye çalışanlar, oradaki kardeşlik ruhunu, oradaki dayanışma ruhunu, oradaki kutsiyeti ve bereketi asla ve asla yok edemezler...”

Böylece aslına uygun yapılan minberi yeniden Mescid-i Aksâ’ya yerleştirilmesinde rol oynayan Sayın Recep Tayyib Erdoğan, hem tarihi şahsiyetlerle, hem de Kudüs-ü Şerif’le minber üzerinden ünsiyet kurmuştu. Sonra bu ünsiyet o kutsal mekânla, bölge insanıyla aralıksız devam etti. Tarihi şahsiyetlerle ünsiyetin devamı ise yine onların yol gösterici tesbitleriyle oldu.

Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz tarihi şahsiyetler; Kudüs’ün fâtihleri ile, orayı talan etmeye gelen haçlı sürülerinin komutanları, krallar ve Papa dâhil hepsi ortak bir tesbitte bulunmuşlardı. O tesbit, “Suriye ve Mısır’a hâkim olan, Kudüs’e hâkim olur” şeklindeydi. İşte Kudüs-ü Şerif’in doğal hâmisi Recep Tayyib Erdoğan bu tesbit gereği bölgede faaliyet yürütmeye başladı. Planlarını ona göre dizayn etti. 

Ama maalesef, o dönem Başbakan olan Sayın Erdoğan’ın hem Suriye, hem de Mısır için attığı adımlar yakın çalışma ekibi ve teşkilat tarafından gereğince algılanamadığı için tabana ve halka tam anlatılamamış, bundan dolayı “Ne işimiz var Suriye’de, ne işimiz var Mısır seçimlerinde” söylemlerinde bulunanlar dâhi olmuştu.

Hâlbuki hedefinde Kudüs-ü Şerif olan Başbakanımızın hamleleri “Suriye ve Mısır’a hâkim olan, Kudüs’e hâkim olur” düsturuna göre yapılıyordu. Bunun için Mısır’da desteklenen Mursi ile seçim kazanılmış, fakat “Camp David” anlaşmasının tehlikeye düşeceğini anlayan ABD duruma müdâhale ederek Mursi’yi alaşağı ettirmişti.

Suriye’de ise zâten halkın gönlüne taht kurmuş bir Erdoğan vardı. Halep olimpiyat stadı açılışına büyük bir âlicenaplık örneği göstererek âcizâne bizi de dâvet etmişti. Sheraton otelinden Fenerbahçe-El İttihad takımlarının açılış maçı oynayacağı stada hareket etmeden önce kendilerine, “Edendim Suriye’de aday olsanız yüzde 85 oy alırsınız” demiştim. 

Evet… Suriye’de yine saygı, sevgi çerçevesinde hâlis niyetlerle yaptığı hamleler, şer güçler tarafından akamete uğratılmak istenmiş, Suriye karıştırılmıştı. Karıştırmakla kalmayıp ne kadar terör örgütü varsa güney sınırlarımıza yerleştirilmişti. Akıllarınca Türkiye’yi kuşatacaklardı. Fakat yine Sayın Erdoğan’ın dirayetli duruşu ile kimsenin girmeye cesaret edemeyeceği El-Bab’a girerek oyunları bir kez daha bozmuştuk. Bozmak zorundaydık.

Çünkü aklına estikçe Kudüs’ü başkent ilân eden İsrail ve varlık sebebi sadece İsrail’in güvenliği olan ABD ile bitmeyen bir mücâdele içerisindeydi. Onlar ne kadar zulmün, adaletsizliğin, insan hak ve hürriyetlerini hiçe sayan kararlar alsalar da, Sayın Erdoğan’da mazlûmun, adaletin ve insanlığın yanında yer aldı. 

Bu anlaşmazlıkların hedefinde olan İsrail aldığı kararlarla, mazlûm insanları misket bombalarıyla öldüren, evlerini yıkan, yerine yeni evler yaparak Yahudileri yerleştiren, zâlimce hareket eden bir tavır sergiledi yıllarca. 

Yetmedi, Kudüs’ü işgâl etti. Sonra işgâl ettiği Kudüs’ü ilhâk ettiğini duyurdu. Ardından Kudüs’ü Şerifi başkent ilân etti. BM, 478 sayılı kararıyla Kudüs’ün ilhâk edilmesini ve başkent ilânını geçersiz saydı. Ama bunu kabûl etmedi.

Filistin’de zûlüm devem ederken bu kez de meydana ABD Başkanı Trump çıktı. Sözde ilân ettiği barış planıyla Kudüs'ü İsrail'in kontrolüne bırakmaya çalıştığı bir durum ortaya koydu.

5 Haziran 1967'de İsrail Devletinin işgâline uğrayan Kudüs bir kez de Donald Trump tarafından 6 Aralık 2017’de İsrail’in başkenti ilân edildi. Üstelik Tramp büyükelçiliğini de Kudüs'e taşıyacağını duyurdu.

İşte burada Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir kez daha yüksek sesle itiraz ederek karşısına dikildi ve konuyu BM gündemine taşıdı… 21 Aralık 2017 tarihinde yapılan oylamada BM'ye üye 172 ülke oylamaya katıldı. 128 ülke bu kararın karşısında Türkiye'nin yanında yer alırken, isimlerini çoğunun bilmediği 7 küçük ülke Guetemala, Palau, Togo, Honduras, Nauru, Marshall Adaları, Mikronezya gibi devletler ABD ve İsrail'in yanında yer aldılar.

Bu kararda; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın "Sayın Trump siz Türkiye'nin iradesini dolarla satın alamazsınız. Tüm dünyaya sesleniyorum, dolarlarla demokrasi iradenizi birilerine asla satmayın" sözü etkili olmuştu. Zaten oylama sonucundan sonra Twitter'da şöyle seslenmişti: "Kudüs'lü Muhammed kardeşimiz ile dünyaya mesajımız şudur; Kudüs, kırmızı çizgimizdir."

Bu mesajın ne mânâya geldiğini, 29 Ocak 2009’daki Davos zirvesinde, BM Genel Sekreteri Bon Ki-Moon’un da konuşmacılar arasında bulunduğu panelde Sayın Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in yüzüne söylediği sözleri hatırlayanlar gâyet iyi bilirler. 

Ne demişti Erdoğan; “Sayın Peres benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir… Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz! Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum. Ülkenizde başbakanlık yapmış olan iki kişinin bana önemli lafları vardır: ‘Tankların üzerinde Filistin'e girdiğim zaman kendimi bir başka mutlu addediyorum’ diyen başbakanlarınız vardır. Ve bana sayılar veriyorsunuz. Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Çünkü bu çocukları öldürenleri, bu insanları öldürenleri kalkıp da alkışlamak, o da ayrı bir insanlık suçudur.”

Bu yaşananlardan sonra İsrail insanlık suçu işlemeye devam ettikçe karşısında hep Recep Tayyip Erdoğan’ı bulmuştur. Bunlardan birisi de abluka altındaki Gazze’ye insâni yardım götüren Mavi Marmara gemisine İsrail Komandoları tarafından yapılan baskın olmuştu. 

Baskında 10 Türk şehit olmuş, 56 kişi yaralanmıştı. O dönem Başbakan olan Sayın Erdoğan derhal harekete geçti. Önce Telaviv’den büyükelçimizi çekti. Ardından İsrail’e dâvâ açıldı. Saldırıyı yöneten ve Mavi Marmara ele geçirildikten sonra gemide incelemeler yapan Genelkurmay Başkanı Gabi Ashkenazi ile birlikte dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Elizer Marom, Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avishai Levi ve İstihbarat Başkanı Amos Yadlin hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

Sonunda Sayın Erdoğan’ın baskısı netice verdi ve İsrail Başbakanı Netanyahu, 2013'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak özür diledi. Bütün dünya şaşkındı! İsrail ilk kez bir ülkeden ve onun liderinden özür diliyordu. Yetmedi, İsrail 20 milyon dolar tazminat ödemeyi kabûl ederek Adalet Bakanlığımıza bu parayı yatırdı. Dâvâ düştü. 

Böylece hakkında yakalama kararı çıkartılan şu anda da dışişleri bakanı olan ve Cumhurbaşkanımızla da gün, ay, yıl olarak yaşıt bulunan Ashkenazi’nin yakalama kararı kaldırıldı. İsrail, Türkiye'nin üç şartından biri olan Gazze'ye insani yardım gönderilmesini de kabul etti. O günden bugüne Türkiye’den Gazze’ye giden bütün insâni yardımlarda, Gazze’nin bütün hastanelerine gönderilen fuel oil ve teknik yardımlarda Sayın Erdoğan’ın eli vardır, teri vardır…

Bunlardan sonra bile akıllanmayan İsrail daha pek çok kez dönem dönem saldırılarına devam etti ve ediyor. İşte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren yıktığı Gazze ortada. Katlettiği kadın, çocuk sivil insan sayısı 10 bini çoktan geçti. Ukrayna’daki savaşta Rus bombalarıyla ölen sivillere ağıt yakan ABD ile AB, sıra Gazze’deki Müslüman soykırımına gelince, tek taraflı katliamın yaşandığı Filistin’de sanki savaş varmış gibi, “Bunlar savaşın şartlarıdır” diyerek insanlık dışı bir tavır ortaya koyduklarına bütün dünya şahit olmuştur. 

Ama Türkiye ile, 7 Ekim’de arslan duruşu sergileyen onun lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 50’den fazla ülkenin yöneticileriyle görüşerek ateşkesin sağlanması, savaşın durdurulması için ortaya koyduğu tavır ve gayret takdire şâyândır. 

İstanbul Filistin mitinginde, Mehmet Âkif’in “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz, dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!” mısralarını dile getirerek bütün dünyaya yeniden insanlığı öğreteceğiz mesajı veren Erdoğan Gazze’de akan kanın durması için BM’yi Ürdün’le birlikte harekete geçirerek ateşkes oylaması yaptırdı. 120 ülke âcil ateşkes yapılsın şeklinde oy kullanırken, ABD ve İsrail ile birlikte 12 ülke ateşkes yapılmasın şeklinde oy kullandı. Çoğu AB ülkesi 45 devlet çekimser kaldı. 

Ancak, BM’de çıkan bu ateşkes kararına rağmen Batı Şeria ve Gazze’de yangın devam ediyor. Bu yangını durduracak liderin Sayın Erdoğan olacağından dünyanın şüphesi kalmadı. Bu kan; ya, sınırları net olarak belli, başkenti Kudüs olan Filistin’in kurularak iki devletli bir yapıyla çözüme kavuşturulduğunda durur, ya da Kudüs’ün yeniden fethiyle mümkün olur.

Siyonist işgâlin postalları altında fâtihlerini bekleyen Kudüs-ü Şerif’e müjdeyi verelim. Bu Fâtihler yetişti. Kudüs'ün yeniden fethi uzak değil.. Hem öyle bir fetih yaşanacak ki; 1. Dünya Savaşı’nda Kudüs’ü işgâl ettikten sonra Şâm'daki Selahaddin'in türbesine kanlı çizmeleriyle girerek sandukasını tekmeleyen İngiliz generalin torunları bile dehşetle Selahaddin geri geldi diyecekler.

Varlık sebebi İsrail'in güvenliği olan Amerika ile Haçlı Birliği AB, Yavuz'un kudretli pençesini yüreklerinde yeniden hissedecekler.

Fetih yakındır Kudüs, fetih yakın... Çünkü bu ümmetin önünde iki yol vardır. Ya zafer, ya şehâdet… Başta Cumhur İttifâkı liderleri olmak üzere, zafer ve şehâdet için hazır olanlara selâm olsun.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

YILMAZ DURMUŞ

Cenab-ı Allah Müslümanlara ilk kıble olarak işaret ettiği Kudüs-ü Şerifi, daha fazla Yahudi mezalimi altında bırakmaz ve mutlaka yeni Selahattin Eyyubiler yetişmesini ve yeniden İslam Hakimiyeti kurmak için Türkiye ve Cumhurbaşkanımız RECEP TAYYİP ERDOĞAN'A bu Fethi nasip edecektir.

Cengiz

Evet bir musluman icin mukaddes olan Mescidi Aksa ile koruma anlaminda gayrette bulunmak onun onemli bir sorumlulugudur.Fakat islamin bayraktarligini sozde ustlenen bir ulkenin ayni zamanda savunma gucununde Caydirici bir seviyede olmasi gerekirken,elinde bu imkan da oldugu halde hicbir gayret gostermeyen bir lider bu gelisimi nicin onler.Halka bu konuda gosterilenler ise sadece bir goz boyama iken....aksi olsa idi joniler buralara demirleyip ,soy kirima devam edin,size ben varken kimseler dur diyemez ,diyebilirmi idi.?Yani biz bir Cin kadar guclu olsa idik..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23