• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Donanmamızın yakıldığı Navarin baskını (20 Ekim 1827)

21 Ekim 2023
A


Halit Kanak İletişim:

Londra’da biraraya gelen İngiltere, Fransa ve Rusya üçlüsü 6 Temmuz 1827 tarihinde kendi aralarında bir protokol imzalayarak Bâb-ı Âli’ye hem maddi, hem de mânevî baskı yapmaya karar verdiler. Gerekçeleri uzun yıllardır kışkırtarak Yunanlılara yaptırdıkları ihtilalin Osmanlı Ordusu ile birlikte Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından bastırılmış olmasıydı. 

Bu ihtilâlin bastırılması Avrupa’da iyi karşılanmamış, ne pahasına olursa olsun Yunanistan’a bağımsızlık kazandırmak için bunun karşılığının verilmesinin gerekliliğine inanan bu üçlü çete fırsat kollamaya başlamışlardı. 

Mora Yarımadası, ardından diğer bölgelerde çıkan ayaklanmayı bastırmak için 53 savaş gemisiyle gelen İbrâhim Paşa, Osmanlı Donanması ve askeriyle birlikte isyanı bastırdıktan sonra Kaptan-ı Deryâ Çengeloğlu Tahir Paşa ile anlaşarak birleşen iki donanmayı birlikte Navarin Limanına çekmişlerdi. Burası Mora Yarımadasının güneybatısında büyük kayalıklarla çevrili körfezi andıran, 2 mil uzunluğunda, 4 mil genişliğinde oldukça geniş doğal bir limandı.

Bunu fırsat bilen İngiltere, Fransa ve Rusya’nın çok büyük birleşik donanması Edward Codrington’un komutasında, takvimler 20 Ekim 1927’yi gösterdiğinde âniden Navarin körfezine girdi. Üstelik milletlerarası hukuka aykırı olarak savaş bayrağı da çekmemişlerdi. Bu yüzden Tahir Paşa endişe etmedi, fakat dikkatlice takibe aldı. Gemiler yaklaştıkça biraz endişe ettiyse de sadece mânevi baskı için geldiklerini düşündü.

Fakat düşündüğü gibi olmadı, üç ülkenin donanması bir anda bütün toplarını ateşlediler. Kısa sürede ortalık cehenneme döndü. Bizimkiler gâfil avlanmışlardı. Sayı olarak çok üstün olan düşman gemileri dozajı artırarak ateşe devam ettiler. Navarin Kalesinden ve gemilerimizden karşılık verildiyse de, dört saat sonra geldikleri gibi limandan çekip gittiklerinde 57 gemimiz batmış, sekiz bin civârında askerimiz şehid düşmüştü. Düşman donanmasının 200 asker kaybı yanında 500 de yaralıları vardı.

Olay kısa süre içerisinde bütün Avrupa’da duyulduğunda çok kötü yansımaları oldu. Hatta çoğu gazeteler bu âni ve kalleşçe baskını yüzkarası olarak duyurdular. Bu tepkiyi beklemeyen İngiltere, Fransa ve Rusya amirallerine asla böyle bir emir vermediklerini söyleyerek her zaman olduğu gibi ikiyüzlülük yaptılar.

Akabinde Bâb-ı Âli şiddetle olayı protesto etti. Medine-i Münevvere’den Kırım’a, oradan İstanbul’a göç etmiş Seyyid sülâlesinden olan dönemin Dışişleri Bakanı Pertev Efendi; İngiltere, Fransa ve Rusya Büyükelçilerini çağırarak bunun hesabını sordu ve büyükelçilerden, ülkelerinin derhâl özür dilemesini, bununla birlikte tazminat ödemelerini ve Yunan meseleleri ile ilgili olmadıklarını, kesinlikle ilgilenmediklerini söylemelerini, ayrıca bu konuyla ilgili teminat vermelerini istedi.

Bunun üzerine bu ülkeler kısa bir müddet sonra verdikleri cevapta; özür dilediklerini açıkça beyan ettiler. Ancak ne tazminat konusuna, ne de Yunan meselesinde teminat vermeye yanaşmadılar. Bunun üzerine Bâb-ı Âli, bu ülkelerin büyükelçilerini istenmeyen adam ilân ederek İstanbul’u terketmelerini istedi. Üç büyükelçi de tasını-tarağını toplayarak ülkeyi terketti. 

Bu duruma çok içerleyen azılı Türk düşmanı II. Katerina’nın torunu ve en az onun kadar Türk’e düşman Rus Çarı I. Nikola, Fransa ve İngiltere’ye Osmanlı Devletini bölüşmeyi teklif etti. Fakat her iki devlet de böyle bir durumda aslan payının Rusya’ya gideceğini bildikleri için buna yanaşmadılar. Teklifi reddedilen Çar, bunu gurur meselesi yaparak tek başına Türkiye’ye savaş açmaya karar verdi. 

Çünkü biliyordu ki; Sûltân II. Mahmud bütün orduyu lağvetmiş, yeni modern Türk Ordusunu henüz kuramamıştı. Bu fırsatı değerlendirmek için elini çabuk tutması gerekiyordu ve öyle de yaptı. Son olarak Bükreş’te yapılan ve o zaman Pertev Efendi’nin de kâtip olarak yer aldığı Türk-Rus Barış Anlaşmasının üzerinden 15 yıl, 10 ay, 29 gün geçmişti ki, Rusya bize savaş ilân ettiğini duyurdu.

Hazırlıksız yakalanmıştık. Yeniçeri ocaklarının top ateşine tutulduğu, sınırlarımız dâhilinde ne kadar yeniçeri varsa imha edildiği Vak’â-i Hayriye’nin üzerinden çok geçmemişti (15 Haziran 1826). Sûltân II. Mahmud o kış Rami kışlasında taş üzerinde yatarak yeni ordusunu yetiştirmeye çalıştı. 

Ruslar 8 Mayıs 1828’de Balkanlar ve Kafkaslardan saldırıya geçtiler. Böylece gaflete düşerek Navarin’de baskın yiyen koca donanmamızın kullanılmayacak hâle gelmesi bize pahalıya malolacak, Kafkasları kaybedeceğimiz gibi, Yunanistan’ın bağımsızlığını tanıyacaktık. Navarin baskını bize; her zaman, her dâim uyanık kalmayı, savaşta ve barışta teyakkuzda olmayı öğretmişti. Rabbim bizlere acı tecrübeler yaşatmasın...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ÖZCAN ŞAHİN

İYİ AKŞAMLAR DİLERİM SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZNAVARİN BOZG6NU OSMANLININ GERİLEME DEVRİNE DENK GELMİŞTİR YOKSASOKULLU GİBİ DEVLET ADAMLARI OLSA CEVAPLARINI HEMEN ALIRLARDI EFENDİM

sukru

Mustafa,Efendimizin öz amcasını biliyorsun değilmi.Onların şehit olması sana referans olamaz maalesef.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23