• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

20 Haziran 1389 Balkanlar’a vurulan mühür Birinci Kosova zaferi ve günümüz Sırpları

21 Haziran 2025
A


Halit Kanak İletişim:

20 Haziran 1389 Balkanlar’a vurulan mühür Birinci Kosova zaferi ve günümüz Sırpları 

HALİT KANAK 

(Yozgat Milletvekilliği de yapan millî şâirimiz Üsküplü Yahya Kemal Beyatlı hatırasından. Annem bana, “Oğlum, dünyada iki insanı sev… Peygamber Efendimiz’i, bir de Sultan Murad Efendimizi sev” derdi.)

Rumeli’nin fâtihi Süleyman Paşa yanına kardeşi Şehzâde Murat’ı da almış, yaptığı fetihlere onu da ortak ederek büyük bir âlicenaplık örneği sergilemişti. Fetih meydanlarında Ağabeyinin yanında pişen Şehzâde Murat, onun av esnasında atıyla beraber düşerek kazâen vefâtı üzerine 33 yaşında veliaht oldu.

Orhan Gâzi, denizde boğularak vefât eden torunu Melik Nâsır’ın (Süleyman Paşa’nın oğlu) kabri yanına defnedilen büyük oğlu Süleyman Paşa’nın Bolayır’daki kabrini ziyaret ettikten sonra Rumeli sorumluluğunu şehzâde Murat’a verdi. Yeni veliaht önce, 1357’de fethettiği Çorlu ve Lüleburgaz’dan sonra Kırklareli ve Edirne’ye giden bütün yolları kesti. Sonra da hem Edirne’yi, hem de akıncılarıyla Meriç’i geçerek az ileride 5 yıl boyunca devlete başkentlik yapacak Dimetoka’yı topraklarına kattı.

Hatta üvey kardeşi Şehzâde Halil’in çocuk yaşlarda İzmit Körfezinde kayıkla gezinti yaptığı sırada Cenevizli deniz korsanları tarafından kaçırılarak, Foça’da üç yıl ellerinde tutulması sırasında onun kurtarılmasında önayak oldu. Bu süre içersinde Şehzâde Halil’in Bizans Prenseslerinden Theodora’nın oğlu olmasından dolayı arabuluculuk görevi üstlenen Bizans’a karşı harekâtta titiz davranmıştı. (Prenses Theodora Orhan Gâzi’nin dördüncü eşi idi.)

Ancak kısa süre sonra 1362 Mart’ın da babası Orhan Gâzi’nin vefât etmesiyle Şehzâde Murat yanında kurmayları Hacı İlbeyi, Evrenos Gâzi, Lala Şahin Paşa, Ece Yakup, Gâzi Fâzıl Beyler olduğu halde Bursa’ya geldi, babasının yerine geçti tahta oturdu.

Orhan Gâzi oğlu Sûltân Murad Hân hayatı boyunca girdiği 37 savaşta sayısız tehlike atlatmasına rağmen hepsinden zaferle çıkmış, düşmana arkasını döndüğü ve muharebe meydanını bıraktığı görülmemiştir. 20 Haziran 1389’da sonuncu muharebesinde bile 63 yaşında hakettiği şehâdete ulaşmasına rağmen mağlup olmamış, 1. Kosova Zaferi olarak tarih sayfalarına altın harflerle yazılan bu savaşta da gâlip gelmesini bilmişti.

Kosova savaşını hazırlayan sebep yine Karamanoğullarından kaynaklanmıştı. 31 Aralık 1378 Cuma günü Sûltân Murad’ın kızı Nefise Melek Hâtun ile Karaman Beyi Alaaddin Ali Bey’in evlenmesi iki devleti yakınlaştırmaya yetmemiş, zaman zaman tatsız olaylar yaşanmaya devam etmekteydi. 

Kendisine kuzey ve batıdan sınır olan Osmanlı Devleti ile doğu tarafından sınır olan Memlüklerin 1386’da bir anlaşmaya varması, Karamanoğulu Alaaddin Ali Bey’i çok telaşlandırmış, Sûltân Murad’ın Balkanlar’da bulunduğu sırada gidip Osmanlı toprağı Beyşehir’i işgâl etmişti. Bu inanılmaz cüretkâr bir davranıştı. Zâten Sûltân Murad bunu haber aldığında; “Demek Karamanoğlu akıllanmamış hâlâ bize meydan okuyor” diyerek bu meydan okumayı affetmeyeceği mesajı vermişti. 

Haksız da sayılmazdı. Bir daha bu tür olaylara fırsat vermemek için dost düşman herkese güç ve kudretini göstermesi gerekiyordu. Balkan fütuhatını yarıda kesti. 

70 bin kişiyle gelerek (Afyon) Karahisar’da konakladığı gün, Karamanoğlu elçileri huzura geldi. Ancak Sûltân Murat’ın tepkisi sert oldu. Karaman elçisine şöyle seslendi; “Var Karamanoğlu’na de. Olanca kuvvetiyle gelip her ne sözü ve hüneri varsa er meydanında söylesin, er olsun. Bana her yıl gazâ’ya mâni olmaya kasteder. Mâni-i gazâ’ya gazâ, gazâ-i ekberdir. Bu yıl kâfirle gazâ’dan kaldık, bâri onun şerrini defedelim.”  

Tarihe not niteliğinde düşen bu sözlerden sonra kalktı Karamanoğulları üzerine yürüdü. 1386 Kasım’ında Konya önlerinde iki ordu karşılaştığında, Sağ cenahta Firuz ve Candar Beylerle Şehzâde Bâyezid, sol cenahta Anadolu Beylerbeyi Sarı Timurtaş Paşa ile diğer Şehzâde Yakup Bey, merkezde ise Rumeli Beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa ile Sûltân 1. Murat Hân’ın bulunduğu Osmanlı Ordusu Karamanlıları çabucak dağıttı.

Savaş meydanında fırtına gibi eserek savaşın kısa sürede bitmesini sağlayan Şehzâde Bâyezid’e “Yıldırım” lakâbı verildi. Karaman Bey’i hızla kaçtığı Konya Kalesine sığınmakla kalmayıp, hanımı Nefise Melek Hâtun’u Sûltân Murat’ın ordugâhına gönderdi. Kızının yalvarmalarına dayanamayan Sûltân Murat, bizzat gelip af dilerse bağışlayacağını, aksi takdirde cezayı hakdeceğini söyledi.

Bunu bekleyen Karaman Beyi Alaaddin Ali huzura geldi. Önce, yalvarıp yakararak kendini yere attı pişman olduğunu söyledi. Ardından kalktı edeplice elini öpüp, ayakta âdâba geçti. Sûltân Murat da babalığını göstererek kendisini affettiğini söyledi. Ancak, Sûltân Murat 1387’de bölgeden çekilir çekilmez Karamanoğlu da ikiyüzlü siyâsetine geri döndü. Osmanlı Devletine karşı işbirliği yapmak için Osmanlı’nın düşmanlarıyla yazışmaya başladı. 

Bunlardan bir tanesi de Bosna Kralı Ban Tvrtko idi (1.Tvrtko Kotromaniç). Ulakların biri gidip biri geliyordu. Sûltân Murat Hân bu durumu bir müddet gözlemledikten sonra 1388’de harekete geçti. Karamanoğlu Alaaddin Ali’nin mektuplaşarak işbirliği yaptığı Bosna Kralına da bir ders vermek istedi. Şâhin Paşa’yı 20 bin kişilik bir kuvvetle Bosna üzerine gönderdi. Fakat bilinmeyen bir şey vardı. Düşman hazırlıklıydı ve Türklerin böyle bir hamlesini bekliyordu. 

Şahin Paşa Niş yakınlarındaki Topliça Nehri kıyısında bulunan Ploşnik’e gelince 30 bin kişilik, Prens Lazar Hrebeljanovic komutasında Bosna-Sırp ortak ordusunu karşısında buldu. Vuruşma çok şiddetli oldu. Şahin Paşa’nın kahramanlığı bozgunu önleyemedi. Çarpışmalar bittiğinde Türk Ordusunun dörtte üçü muharebe meydanında kaldığı görüldü. 15 bin askerimiz şehit veya esir düşmüştü. Esirlerin çoğu yaralıydı.

Düşman bu zaferle büyük bir gurura kapıldı. Osmanlı’ya büyük darbeyi vurmak, Rumeli’nden atmak için kolları sıvayıp, Haçlı Seferini başlattılar. Sûltân Murat Hân da karşı atağa geçti. Ali Paşa’yı 30 bin askerle Bulgaristan üzerine gönderdi. Haçlı ordusuyla birleşmesine fırsat bırakmadan Bulgar ordusu imha edildi. Böylece daha önce alınamayan Bulgar Krallığının başkenti Tırnova alınmış oldu.

Bununla kalınmadı. Türk Akıncıları güneye Mora Yarımadasına doğru Yunan topraklarını çiğnediler. Önce Tesalya alındı. Ardından Attika Yarımadası ve Atina Dükalığın’ı ezerek, Mora’ya girip yağmaladılar. Kuzeye doğru Tuna Nehri de bu arada atlanmış Eflak tarafları tehdit altına alınmıştı. 1389 Mayıs sonuna kadar akınlar sürdü. 

Haçlı devletleri de, ellerini bir an önce çabuk tutmak istiyorlardı. Topladıkları dev orduyla Balkanlar’ın güneydoğusuna doğru yürümeye başladıklarında gazâ için can atan Sûltân Murat da harekete geçti. Tırnova’nın 135 km. güneydoğusundaki Yanbolu’da Ali Paşa güçleriyle buluştu.

Tatarpazarı, Filibe ve Samakov’aya uzanan üç önemli yol üzerinde bulunan denizden 640 m. yükseklikte, 20 km. uzunluğunda, Motivir Irmağı’nın kenarında etrafı ormanlık dağlarla çevrili ovanın ortasında, Lala Şahin Paşa tarafından fethedilen İhtiman’da konakladıklarında ise Sırp Kralı Lazar’ın elçileri gelerek, huzura çıkmak için izin istediler. 

Sûltân Murad’ın izin vermesiyle elçiler huzura alındı. Türk Hâkânı’nın “Ne istiyorsunuz?” sorusuna cevâben; “Sizi savaşmaya dâvet ediyoruz ve savaş yeri seçmenizi istiyoruz” sözleri Sûltân Murad’ı celallendirdi. Önce, “Elçiye ölüm olsaydı şimdi sizi şuracıkta tepelerdim” diye azarladı. Sonra da “Cihat için buralara gelen biziz siz kim oluyor da bizi savaşa dâvet cüretini gösteriyorsunuz. Alın bunları karşımdan” diye gürledi. Ardından da yola koyuldu. 

Tatarpazarcığı yoluyla Sofya’ya geldi. Bir taraftan da haçlı ordusunu takip ettiriyordu. İstihbarat bilgileri gereği güneybatıya doğru yol alınarak Köstendil’e gelindi. Akıncı Beylerinden Gâzi Evrenos ile Paşa Yiğit kuvvetleriyle önden gidiyorlardı. Bir müddet sonra beklenen oldu ve Priştine’nin güneybatısındaki Kosova Sahrasında iki ordu 20 Haziran 1389 Pazar günü karşı karşıya geldi.

Yapılan harp divânından sonra savaş düzeni alındı. Merkezde Sûltân Murat’ın yanında kapıkulu askerleri ile Vezir-i Âzâm Çandarlı Ali Paşa yer almıştı. Sağ kanatta Şehzâde Yıldırım Bâyezid ile Kara Timurtaş Paşa’nın yönettiği Rumeli askerleri, bir miktar da Azaplar vardı. 

Sol kanatta Şehzâde Yakup ile Sarıca Paşa idâresindeki Anadolu askerleri yerlerini almışken sol kanatın arkasında yer alan oldukça iyi tahkim edilmiş meşelik ise ordu ağırlıklarını barındırıyordu. Sol cenahın ihtiyatında Hamidoğlu Mustafa Bey vardı. Sağ ve sol cenahın ardında çok iyi yetiştirilmiş bin’er kişilik okçular mevzilenmişlerdi.

Haçlı ordusunda ise başkomutan sıfatıyla Sırp Hükümdârı Lazar merkezde bulunuyordu. Sağ cenahta dâmâdı Prens Brankoviç, sol cenahta Bosna Kralı Tvrtko bulunuyordu. Peşlerinde; Sırplar, Çekler, Macarlar, Arnavutlar, Moldovyalılar, Slovaklar, Hırvatlar, Karadağlılar, Bosnalılar, Slovenler, Ulahlar, Bulgarlar, Transilvanyalılar, Lehler ve daha pek çok milletten iyi yetişmiş savaşçılar bulunmaktaydı ve sayıca çok üstündüler.

Kıyâmeti aratmayan savaş 8 saat sürdü. Bu süre içerisinde düşman ordusu, başkomutanları Lazar dâhil imha edildi. Kaçabilen küçük grupları yakalayarak imha etmek ise Şehzâde Yakup’a düşmüştü. Savaşın kahramanı, birkaç saat sonra Osmanlı tahtına geçeceğinden habersiz olan Şehzâde Yıldırım Bâyezid idi. 

Zafer kesinleşince savaş meydanını dolaşan Sûltân Murad’ın yanına yaralı bir Sırp asilzâdesi yaklaşarak konuşmak istedi. Lazar’ın dâmâdı Miloş olduğu sonradan anlaşılan bu kişi gizlediği hançeri saniyeler içinde Türk Hâkânı’nın kalbine sapladı. Aynı hızla Türk askerleri tarafından parçalanan Miloş’un cesedi, Sûltân Murad’ı geri getirmedi. Son nefesini vermeden önce Yıldırım Bâyezid’e biat talimatı verdi. 

Bugüne kadar girdiği 36 savaşı kazanan Murad Hüdâvendigar, 37’nci savaşı da kazanmış ancak mertebelerin en yücesine ulaşmıştı. İç organları şehit düştüğü muharebe meydanına gömüldü. Üzerine yapılan türbenin benzeri Bursa’ya getirilen bedeninin üzerini kaplamıştı. Mekânı cennet olsun inşaallah…

Ancak Sûltân Murad’ın cihangirliği şehâdetinden 600 yıl sonra bile devam etmekteydi. Ruhu, günümüzde bile kendisine düşmanlığı elden bırakmayan Sırpları kuşatıyor, onları darmadağın ediyordu. 

Bilindiği gibi 28 Haziran 1989 tarihinde Kosova Savaşının 600’üncü yılında (onlar Kosova savaşı tarihini 28 Haziran olarak kabûl ediyorlar) Sûltân Murad Hüdâvendigâr’ın türbesinin yer aldığı Gâzimestan’da dönemin Sırp Cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç göreve geleli bir ay dolmadan büyük bir miting düzenlemiş, 1389 ve 1989 tarihlerinin dev puntolarla asıldığı devâsa sahnede “Yoldaşlar” diye başladığı konuşmasını ecdâda karşı hoş olmayan kelimelerle güyâ süslemiş, meydanı dolduran yüz binlerce kişiye “Büyük Sırbistan” vaad etmişti. 

Yetmemiş, Kosova’nın özerk statüsüne son vermiş, o da yetmemiş 1990’da askeri birlikleri Kosova’ya sevkederek Kosova hükûmetini feshetmişti.

Ancak, Sûltân Murad’ın âhı tutmuş olmalı ki, bu mitingden henüz 10 yıl geçmeden bırakın büyük Sırbistan’ı koca Yugoslavya darmadağan olmuş, Sırp liderin yaptığı onca katliamlara rağmen elindeki Kosova ve Karadağ’ı da kaybetmiş, Miloseviç de Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Kosova’da yaptığı 66 ayrı katliamdan sorumlu olarak tutuklanmış, mahkemesi Lahey’de devam ederken kaldığı hücrede ölü bulunmuştu.

İş başında görev yapan Milorad Dodik ile Aleksandar Vucic gibi Sırp liderler eğer bölge huzurunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini istiyorlarsa sert söylemlerden kaçınmalı, tehdit dilini bırakmalı, saldırı ve katliam planlarını asla akıllarından geçirmemelidir. Hele hele İsrail’e çok yüklü miktarlarda mühimmat sevkıyatına devam eden Vucic’in kendisini eleştiren Boşnak Partilerine söylediği, “Bizim İsrail’e silah- mühimmat satışımıza aldırış ediyorsanız gidin ot yiyin” sözü kabûl edilemez. 

Dünyayı yakmaya çalışan İsrail’in ateşine benzin taşıyanlar affedilemezler ve iflah olmazlar. 

600 yıldır Atamız Murad Hüdâvendigar (duâsı kabûl olunan) Balkanlar’daki hem soydaşlarımızı, hem dindaşlarımızı, hem de din-milliyet farkı gözetmeksizin herkesin refahı, özellikle Türkiye için serhatimizi hâlâ canlı ve diri olarak beklemektedir…

“Gömelim gel seni târihe” desem, sığmazsın…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mehmet Şükrü

Gazi Süleyman Paşa nın kabrini ziyaret ettik diyorsunuz, 3 gün önce türbesini gördüm, şayet sizde yakın zamanda gelmiş olsa idiniz, bu makalenin tamamını yıkılıp viran olmuş türbeye harcar, göz yaşı dökerdinîz...Tüm ehl i imanı bu mübarek ecdada sahip çıkmaya davet ediyor,vakıflar, Gelibolu kaymakamlığı, müftülük, Bolayır halkını bu mekana türbedar olmaya davet ediyorum, bize yazıklar olsun ki yaşadığımız beldelerin Fatihini per perişan bırakmışız...

Mehmet

Biz yapinca, fetih...oluyor !! Baskalari bizim yaptigimizin aynisini yapinca, isgal... oluyormus !! Cifte standartin, saldirganligin, emperyalizmin, bagnazligin, vicdansizligin, kotuluklerin, masum kani dokmemin, naylon Malkocoglu destanlarinin, rakipsiz..cihan sampiyonlari !!
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23